SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

Miras

KÖŞE YAZILARI

Ekonominin İmdat Sinyalleri

Bu haber 05 Eylül 2014 - 9:36 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

Yıllardır milleti, uçtuk, geliştik, zenginleştik diye kandırıyorlar. Zerre kadar beyni olan ve ne olup bittiğini biraz yakından takip eden herkes çok iyi biliyor ki, AKP’nin “yalan” siyasetinin zirve noktalarından biri de ekonomidir. Türk ekonomisi ön tarafı yaldızlanmış, süslenmiş; ancak arkası uçurum olan bir mukavvadan ibarettir.

Ali Babacan’ın itirafları

Yatırım ve üretime dayanmayan hiçbir ekonominin kalkınma ve refah getirmesi ve kalıcı olması mümkün değildir. Türk ekonomisinde yatırım ve üretimin olmadığını, borç ve ranta dayandığını ve artık dibe vurmak üzere olduğunu ilgili bakanlar söylüyorlar. Ali Babacan’ın yaptığı açıklamalar, yetersizliğin ve 12 yılın nasıl kaybedildiğinin itirafları olarak bütün gazetelerde yer almıştır. Bu durum aynı zamanda sayın Babacan’ın niçin ekonominin başında tutulduğunu da belgeliyor. Günah keçisi olarak Babacan seçilmiştir ve muhtemel bir ekonomik yıkım tamamen kendisine fatura edilecektir.

Borç ve rant

Açıklanan enflasyon rakamları endişe vericidir. Üretimin bol olduğu, buna bağlı olarak fiyatların düştüğü yaz mevsiminde enflasyonun yüzde 10’a dayanmış olmasının tek izahı, ekonominin imdat sinyalleri verdiğidir. Sokağın enflasyonu açıklanan resmi rakamın en az iki mislidir. Bu vahim duruma paralel olarak diğer alanlarda da hızlı bir çöküş yaşanmaktadır. Kredi kartı borçları patlama yapmış, senet ödenirliği azalmıştır. Tasarrufların dibe vurduğunu, para değeri en çok düşen ülkelerin başında geldiğimizi yine ilgili bakan söylemiştir.

Faizi düşürme telaşı

Bu acı tabloya kalıcı ve gerçekçi çareler bulmak yerine, yine günü kurtaracak tedbirler arandığını ibretle görüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası’ndan ısrarla faizlerin düşürülmesini talep etmesi, günü kurtarma telaşından başka bir şey değildir. Faizleri düşürmek demek, milleti daha çok borçlandırmak demektir. Böylece şimdiye kadar sürdürdükleri yalancı cenneti biraz daha ileri götürmeye uğraşıyorlar. Ancak, Merkez Bankası da, Türk ekonomisini biraz yakından takip eden kurumlar da denizin bittiğini ve borçların artık çevrilemez noktalara ulaştığını görüyorlar. Bu şartlar altında faiz oranlarının düşürülmesi hiçbir şartta mümkün olmayacağı gibi, sonbahar aylarındaki gelişmelere bağlı olarak arttırılmasının gündeme gelmesi kuvvetle muhtemeldir.

Milli bir hükümet olsaydı

AKP ile geçen 12 yıllık dönem her alanda olduğu gibi ekonomide de tam bir yıkım getirmiştir. Bugüne kadar ekonomi hala ayakta kalabilmişse, bunun sebebi bu kadar yanlışa rağmen konjonktürün son derece uygun olmasıdır. AKP dünyada paranın en bol ve ucuz olduğu bir dönemde iktidar olmuştur. Doğal olarak borçlanmada hiç sıkıntı yaşanmadığı gibi, ülkenin geleceği ipotek edilmiştir. Türkiye’nin 90 yıllık bütün birikimlerinin haraç-mezat satılmasını da buna eklemek gerekiyor. Daha öncede belirtmiştik; Eğer gerçekten de bu dönemde 3 defa arka arkaya iktidar olma fırsatı, milli, dürüst, çalışkan, dünya ve ülke gerçeklerini bilen bir hükümete verilmiş olsaydı, Türkiye bugün bambaşka yerlerde olurdu. Bütün şehirler metro ağlarıyla donatılır, gelişmiş ülkeler seviyesi sanal olarak değil, gerçek anlamıyla yakalanırdı. Tarihi bir fırsat AKP’nin yalan ve talan siyaseti yüzünden kaçırılmıştır.

Rakamları eğip-bükmek yetmedi

Yıllardır Türk ekonomisi sanal bir yapının üzerine kurulmuş ve nereden geldiğini bütün dünyanın bildiği ve artık saklamayı bile beceremedikleri, uçak dolusu dolarlarla ayakta kalabilmiştir. Devletin resmi rakamları ekonominin nasıl bir açmazın içinde olduğunu ve milletin nasıl kandırıldığını çok çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Rakamları eğip-bükmek, masa başında oynayarak büyütmek sonucu değiştirmiyor. İşin aslının ne olduğunu, Türk ekonomisinin dünya sıralamasındaki yeri, büyüme oranı, işsizlik rakamları, enflasyon ve kişi başına düşen milli gelir gibi gerçek verileri ortaya koyarak bir defa daha değerlendirelim:

İşin aslı

Türk ekonomisi ülke AKP’ye teslim edilirken dünya sıralamasında 17’nci durumdaydı. Bu kadar övünmeye, bu kadar borca, bu kadar satışa rağmen bugün 18’nci sıradadır. AKP öncesindeki 80 yılık dönemin büyüme ortalaması, yüzde 5’dir. AKP ile geçen 12 yılın ortalaması bütün masa başı oyunlarına rağmen yüzde 4,5’un üzerine çıkamamıştır. İşsizlik, AKP öncesinde krizlere rağmen yüzde 8,5 dolayındaydı. AKP döneminde dünya rekorları kırılarak yüzde 18’lere çıkmış ve yine bütün masa başı oyunlarına rağmen yüzde 10’un altına indirilememiştir. Gerçek işsizliğin yüzde 25’lerde olduğunun bu ülkede yaşayan herkes farkındadır. Enflasyon ayrı bir tiyatrodur. Ülke AKP’ye teslim edilirken, kendilerinden önceki koalisyon hükümetinin aldığı tedbirlerle enflasyon hızlı bir düşüşe geçmişti. Nitekim AKP’li dönemin ilk 2 yılında o tedbirlerin sonucu olarak yüzde 10’a kadar geriledi. Bu gerilemede AKP öncesinde alınan tedbirlerin etkili olduğunu, dönemin bütün bakanları itiraf etmişlerdir. Ama daha sonra yine bütün masa başı oyunlarına rağmen bu oran bir türlü yüzde 10’un altına inmedi ve kronik hale geldi. Kişi başına düşen milli geliri hesaplama yönteminde yaptıkları değişiklikle, bir gecede 10 bin dolara çıkardılar. Ancak, yaklaşık 6 yıldır üzerine bir tek lira dahi koyamadılar. Bunlara milli gelir dağılımındaki adaletsizliğin uçuruma dönüşmesini de mutlaka eklemek gerekiyor. Kurulan kömür, makarna düzeninin bu kadar etkili olmasının altında yatan temel gerçek, bu gelir dağılımdaki uçurumdur. İnsanları kredi kartlarıyla borçlandırıp kıpırdayamaz hale getiriyorlar, sonra da kömür, makarna vererek kendilerine bağlıyorlar.

Yanaşmalar ve beslemeler

Yanaşmalar, beslemeler, yandaşlar, evlatlar, akrabalar elbette bu tablonun dışındadırlar. İşsizlik, borç, yarın endişesi onlar için söz konusu değildir. Bir tarafta har vurup harman savuranlar, diğer tarafta akşam ne yiyeceğini düşünen milyonlar. Böyle bir düzenin yanlışlarının sonucu da çok ağır oluyor. Toplumsal çürüme tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlanmış ve had safhaya ulaşmıştır. 12 yılda, kadına şiddet yüzde 1400 arttı. 2002-2010 yılları arasında fuhuş suçları yüzde 220, ırza geçme ve çocuklara cinsel taciz suçları yüzde 125 arttı. Devlet eliyle veya izniyle oynatılan kumarda Türkiye dünya üçüncüsü oldu. Uyuşturucu kullanımının ilkokullara kadar düştüğünü içimiz acıyarak görüyoruz.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.