Asikurtlar©

Ekonomide kırılma noktasına geldik

Ekonomide kırılma noktasına geldik
02 Kasım 2016 - 12:00 'de eklendi ve 4822 kez görüntülendi.

Valla, gerçekçi olmak gerekirse seneye bir ekonomi kalacak mı, ondan da emin değilim. Ben bu satırları kaleme alırken, Mardin’de kıyameti çağrıştıran bir toz bulutu ve Diyarbakır’da asit yağmur alarmı vardı. Marmara’da her an 7 veya daha yüksek şiddette bir deprem olabilirdi. Uğuru kaçtı bu ülkenin ya, yada toplu bir nazar olayı ile karşı karşıyayız, Sayın Seyirciler. Belki de IŞİD’in elinden Dabık kentini almamalıydık, herifler kıyamet ordan çıkacak diye iddia ediyorlardı, haklı olabilirler mi acaba?

Bunlar size biraz farazi tehlikeler gibi gelebilir, ama daha yakın ve sıcak bir tehdit var Türkiye ekonomisi için. Hem dolar, hem G3 10 yıllık tahvil faizleri yükseliyor. Bankaların fonlama maliyeti şimdiden yukarı attı. Şirketlerin 200 milyardan fazla F/X borcu var.Güçlü dolar-yüksek faiz ikilisi bizi eşşek tepmişken beter yapar. Kredi faizleri yükselir, şirket karları sıfıra doğru geriler ve bazı kurumların iflas ettiğini görürüz. T. Telekom’un sahibi Ojer’in içine düştüğü sıkıntılar ve ona kredi veren Türk bankalarının akıbeti hepimize ibret olsun, bu senaryoları küçümsemeyelim.

Ekonomide kırılma noktası derken, küresel ekonomi ya da İlahi Adaletin az-çok böyle müsibetler üretmeyeceği varsayımını benimsedim. Yani, kredi kanallarının açık olacağı bir 2017 varsaydım. Sıcak para akımların durabilir, ama TL’den yüklü bir kaçış olmayacağını da varsayımlar haneme ekledim.

3Ç2016’yı kaybettik, bu konuda tartışma yok, zaten hükmet ve TCMB de (son Enflasyon Raporu’nda) ringe havluyu attı. Soru, ekonomi 4Ç2016’da toparlanacak mı, ve cevap biraz spekülatif olsa da, toparlanma 2017’de devam edecek mi? Ekim ayından gelen ilk veriler bana mantıklı bir analiz yapmak için asgari girdiyi sağlıyor, gerisi için fantazimi kullanıyorum. Henüz ekonomi nakavt oldu demiyorum, ama elimdeki verilerin çoğu bana 4Ç’de en azından hükümet ve TCMB’nin umduğu toparlanmanın gerçekleşmeyeceğini, ya da kalıcı olmayacağını anımsatıyor.

Önce iyimser taraftan başlayalım. Hükümetimizin bankaların husyelerini kavrayarak kurduğu acımasız baskı sağolsun, büyümenin önemli bir öncü göstergesi olan kredi hacminde bir toparlanma görüyoruz. Yıllıklandırılmış kredi hacmi (geriye doğru baktığımızda) %10’u aştı.

Ama kredi büyümesi devam eder mi sorusuna olumlu cevap vermekte biraz zorlanıyorum doğrusu. Birinci nedenim, finansal koşulların Fed’in faiz artırımı ve TL’nin değer kaybı nedeniyle sıkılaşacak olması. Bankalar mevduat munzam karşılıkları, hatta belki de makro-ihtiyati kuralların gevşetilmemesi halinde ek kredi veremeyecek duruma gelebilir. Eğer bunlar yapılırsa da, TL daha hızlı değer kaybedebilir.

Daha yakın bir tehlike var. Bu aydan itibaren, turizm ve FETÖ’cü şirketlerin ödenmeyen kredileri de kötü krediler raporlamasına girmeye başlayacak. Halen toplam varlıkların %3.7’si olan sorunlu krediler oranı hızlı yükselerek bankaları istemsiz daralmaya zorlayabilir.

En son olarak, özel bankalar bu kredi furyasına çok gönülsüz, adeta sopa zoruyla katılıyor. Kredi büyümesini kamu bankaları yönlendiriyor ki, bunu da sağlıksız bir gelişme olarak niteliyorum. Aşağıdaki grafik, özel-kamu bankaları arasındaki kredi verme hızı farkını çok açık şekilde ortaya koyuyor. Acaba kamu bankaları serbest piyasa koşullularına göre mi kredi veriyor, bu krediler geri dönecek mi,yoksa 2017’de kamu bankaları daralmak zorunda mı kalacak?

Ekonominin temeli harcama, harcamanın motoru ise güven. Darbeden sonra hızla yükselen yarına güven, Ekim ayında hızla geriledi. Aşağıdaki TUIK Karma Güven Endeksi bunu kanıtlıyor. A/A %9 civarında gerileme var.

Detayları ile sizi baymayacağım, ama manşeti teşkileden 5 alt endekste de çeşitli oranlarda düşüş var. Bu anketlerde sorgulama yöntemi siyasi istikrar faslını içermiyor, dolayısı ile vatandaş ve iş kesiminin yeniden patlak veren başkanlık tartışması ve referandum ihtimali ile bir türlü bitmek bilmeyen FETÖ temizliğinden ne ölçüde etkilendiğini ölçmek imkansız. Eğer güven kaybı referandum ve FETÖ temizliğinin toplum sarmasından kaynaklanıyorsa, kalıcı olabilir. Güven olmayan toplumda da kredi faizleri düşse ya da kamu harcamaları artsa da, milli gelirin toparlanması hiç de kolay olmaz.

Ekim mevsimsellikten arındırılmış kapasite kullanım oranında da bir gerilme var. Bu oran A/A 0.6 puan düşüşle %75 oldu. Mal gruplarına göre KKO dayanıklı tüketim malları ve yatırım mallarında arttı, dayanıksız tüketim malları, gıda ve içecekler ile ara mallarında azalış yaşandı. Manşete göre, zayıf bir veri. Aynı zafiyetin Reel Sektör Güven Endeksi’ne de yansıdığı görülüyor. Ekim’de hem tüketici hem de reel sektörün güveni düşüyor.

Özetle, üretim ve yatırım cephesinde 4Ç2016’ya güçlü bir giriş yapmadığımızı söyleyebilirim.

En son olarak turizme bir göz atalım. Eylül de turist sayısı %30’dan fazla daraldı. Rus turistlerin arz-ı endam etmesi dengeyi biraz iyileştirir, ama Avrupalı turist hala Türkiye’ye kaygı ile bakıyor. Dolayısı ile zaten ölü sezona girerken, turizmden fazla bir milli gelir katkısı beklemek akılcı değil.

Son günlerde yeni bir dış ticaret verisi yok, ama ihracatın hızla düzeleceğini düşünmek abes. AB’nin güçlenmesi bir miktar katkı sağlayabilir, ama bu kez de Irak pazarını kaybettik ve petrol fiyatları yüksek seyretti.

İşte bu yüzden ekonomi kırılma noktasında diyorum. Ekonomide güven ve gelir az. Ama kredi hacminde artış sürdürülebilirse, borçlanarak bir süre daha tüketebilir özel sektör. Ama, borçlanma ile nereye kadar gideriz? Belki yılı biraz toparlanma ile kapatırız, illevelakin 2017’de ivme kazanmak neredeyse imkansız.

Bu yıl %3 büyürüz. Ama seneye %3’ü bile yakalayabileceğimiz şüpheli doğrusu. Artık Türkiye ekonomisinin duraklama yılları da sona eriyor, gerileme dönemi başlıyor. Bu problemide bütçe veya para politikası ile çözemeyiz. Türkiye eğitimde OECD ülkeleri arasında sondan dördüncü. Dünya Bankası İş Yapma Kolaylığı Endeksinde bir yılda 14 basamak gerilemişiz. Hukukun Üstünlüğü Endeksinde yerimiz 99cu sıra.

At terli abi, yemiyor.

Atilla Yeşilada

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER