Asikurtlar©

Eğitim, Asalet ve Milliyetçi Hareket

Eğitim, Asalet ve Milliyetçi Hareket
25 Nisan 2016 - 8:40 'de eklendi ve 4086 kez görüntülendi.

 

 

Türkiye’de 2014 – 2015 yıllarında yaşanan bu seçim bombardımanından hemen önce seçmenin eğitim durumu şöyleydi:
Memleketin “% 66″sı, şimdi sadece kursla takviye edince ehliyet almaya yarayan lise diploması görmemişti.

Lise mezunlarının oranı: “Yüzde 22” MYO ve Fakülte mezunları, “Yüzde 11″di.
Yüksek lisans veDoktoralı oranı ise sadece”Yüzde 1″di.
Şimdi biraz tarihe gidip oradan tekrar bugüne gelelim:
Atalarımız, tarihte ortalama olarak 100 yılda bir devlet kurarlardı.
623 yıl yaşamış bir siyasi harika olan Devlet-i Aliyye çatır çatır yıkılırken “aman ha” diye yola çıkanlar, sadece % 5’likkentlilerdi.
Onların da çoğu askerdi.

Çünkü bu ülkede sanayi toplumlarına özgü modern eğitimi ucundan biraz yakalamış olanlar sadece askerlerdi.
İlk Mühendislik Fakültesi, ilk Tıp Fakültesi, Matbaa-i Amiresi hep “askeri”ydi!..
“Askerî” Osmanlı Devleti’nin diğer ismiydi!

Askeriye, Osmanlı Devletinde Eğitim reformlarının ilk başladığı yerdi. Askerlerin memleket meseleleriyle uğraşmasının sebebi de tabii ki “eğitim”di.
Sıradan bir köylü “tarlası yahut kepeneği” olur! “Vatan yahut Silistre”si olmaz. Evde elifba ile birlikte öğretilmeyen “Vatan ve millet işleri, devlet ve siyaset” bir aydınlanma meselesidir.
Cahilin elinde vatan durmaz!

Osmanlı Devletinin son döneminde yaşananlar ve sonuçta Sakarya boylarındaki çırpınışımız, bu cümlenin açılımıdır.
İnsanlık Tarihinde siyaset hakkının, devlet – vatan – millet kaygısının asillerin tekelinde olduğu süre 6.000 yıl, bu kaygının anonimleşerek halka yayıldığı zaman süresi ise 250 yıldır.
Yani insan, eğitim yoluyla “kral” tavırlı bir adam olmaz da cehaletin kölelikkafesinde çürüyüp giderse siyasetle filan da işi olamaz.

Olursa da “isyancı köle” alt yapısı üzerinden anarşist olur!
Malikânesine sahip çıkan bir soylu gibi “kolektif mülkü olan vatanına” sahip çıkmayı kendi doğal kültürü içinde akıl edemez. Bu asaletin ona mektep marifetiyle kazandırılması gerekir.
Osmanlı’nın son döneminde mektepli elitin “vatan millet” manzumeleri yazmasının sebebi budur.
Yine aynı dönemde ülkenin en iyi eğitim alan ve yabancı dil bilgisiyle Avrupa’yı da takip edebilen kesimi olan subayların siyasetemüdahil olmasının sebebi de budur.
Avrupa’da siyaset ve askerlik hakkı soylularındır. Devşirmelerin özel durumunu göz ardı ederseniz;
Osmanlı’da bu hak Türklerde, Tımar beylerindedir.
Dük, kont, baron, şövalye hiyerarşiyi içinde eğitim alan kültürlenen ve siyasi bilinç kazanan soyluların 1215’te modern demokrasi tarihini başlattıklarını önemsemek gerekir.
Siyaset, bilhassa da Milliyetçi siyaset, bir eğitim ve asalet meselesidir. Gözü aklı fikri tarlasında, tezgâhında, küfesinde, dükkânında olan ekmek partisinin doğal üyelerinin “hiç tanımadıkları başkaları” için yapabilecekleri fazla bir şey yoktur.
6.000 yıl boyunca krallar ve derebeyler onları askere almış, ellerine mızrak verip, kısa bir eğitimden sonra topraklarını, “memalik-i şahanelerini” korutmuştur.

Okuma yazmadan pek de ileri gitmeyen bir eğitim tablosundan siyasi bilinç çıkması veya Milliyetçi bir hareket beklenmesi mümkün değildir.
Günümüze dönersek…
Söylemlerimizin hepsi halkın anlayacağı dilden olsa bile fantastik uhrevi vaazlar konusuna girmedikçe, ekmekten, mayadan, tohumdan, şıradan bahsetmedikçe “iyiadam” olamıyoruz!
Motoru ithal, kaportası teneke, yakıtı ocaklaryıkan kendi cenaze arabasını “Doğan görünümlü Şahin” diye sürse de “bak buduble yol; şu da tüneli…” demedikçe teveccüh görmüyoruz.

Bir kilosu bir TIR patatese bedel 50 miligram serumla başındaki cehalet ağrısınıdindirecek adama”Enerji hatları, Su kaynakları, Sınırlar değişecekmiş; BOP!” filandeyince galiba epeyce”şövalye” kalıyoruz!
“Vatanı korumak” bundan birkaç yüz yıl öncesine kadar soyluarın işiydi. Dükler, kontlar, baronlar “mülkiyet” ayrıcalıklarısebebiylekrala yardımcı olurlardı.

Ödülleri “malikâne”ydi, “toprak”tı, “york”tu, “burg”tu, “stadt”tı!..Ucuca ekleyince Fransa, olur, Almanya olur, Britanya olur; “vatan” olurdu.
Milliyetçilik bize milli istiklalle birlikte milli hâkimiyeti de verdi. “Memalik-i Şahane”nin adı, bundan böyle “Türkiye Cumhuriyeti”ydi.
Onu, aydınlanma çağının gereklerine uygun olarak kutlu bir mirasolarak devralmıştık ve milletçe koruyacaktık!
Milliyetçilik işte böyle bir şeydi:”Kralların yerine geçmekti!..”
İşte biz bu bilinçle “asilleri” oynarken, öteden beri “sefilleri” oynayanlar, kendilerine ekmek verene biat etmeyisürdürdüler.

Milliyetçilikle kavgalı toplum mühendisleri de bu durumu,demokrasidiye zihinlere inşa ettiler.
Eğitimli nüfusunun önemli bir kısmını sosyalist sola kaptırmış bir milletin Milliyetçi Harekete bu orandateveccühetmesini, Türk Milletinin kültüründen gelen ve cehalete mani olan”asaletten” başka bir sebepleizah etmek mümkün değildir!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER