Asikurtlar©

Düşük profilden yüksek siyaset çıkar mı?

Düşük profilden yüksek siyaset çıkar mı?
09 Mayıs 2016 - 8:57 'de eklendi ve 4100 kez görüntülendi.

 

 

Neresinden başlayıp neresini düzeltelim? Yaşananların akılla, mantıkla, demokrasiyle, hukukla, siyasetle, teamülle, insafla izahını yapabilmek imkansızdır. Anayasamız, okuma-yazması olan herkesin anlayacağı kadar net. Hukukun ne dediği açık-seçik belli. Teamüllerde bir eşi-benzeri yok. Akıl ve vicdan, “böyle şey olmaz” diyor. Ama bizim ülkemizde bir başbakanın tamamen birilerinin özel hesapları için görevi bırakmak zorunda kalması, çok sıradan, çok normal bir gelişme gibi anlatılıyor ve milletin de böyle kabul etmesi ve bu garabeti hazmetmesi isteniyor.

MİLLET İRADESİ YOK SAYILIYOR
Başkanlık sistemini isteyenler, savunanlar, hatta bunu siyasetinin tek ve değişmez argümanı haline getirenler elbette olabilir. Ancak, bunu hayata geçirmenin yolu, Anayasayı değiştirmek ve sistemin gereklerini yerine getirmekten geçer. Aksi halde bunun adı hukuksuzluk olur ki, fiili durum oluşturduklarını kendileri itiraf ediyorlar. Anayasa sadece bir yerinden delinmiyor, temellerinden dinamitleniyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi bay-pas ediliyor. Hükümetin içi, arka kapıdan boşaltılıyor. Çok daha önemlisi millet iradesi yok sayılıyor. AKP’de yaşananlar kelimenin tam anlamıyla budur. Bulunduğu makama zembille inmiş olsa da, milletin karşısına çıkmış ve tek başına iktidar onayı almış bir parti genel başkanının, ne olduğu, niye olduğu, hangi hesaplara bağlı bulunduğu artık bütün dünyanın malumu olan bir sebeple görevini bırakıyor olması, tarihte bir ilktir ve bir daha da benzerinin yaşanacağını zannetmiyorum.

ANAYASA DİNAMİTLENİYOR
Zaten tarihe, “karanlık bir dönem” olarak geçecek AKP’li yılların siciline olağanmış gibi gösterilen bu olağanüstülük de eklenecektir. Rahmetli Özal, “Anayasa bir defa delinse bir şey olmaz” anlamında bir cümle söylemişti ve gökkubbe yere indirilmişti. Şimdi bırakın bir defa delinmesini kökünden yok ediliyor ve bu durum çok olağan sayılıyor. Hatta buradan kahramanlık çıkarıp, destan yazan yanaşma ve beslemeler dahi var. Çok iyi biliyoruz ki, ileride AKP dönemi Üniversitelerde, “Türkiye böyle olağanüstü bir dönemlerden geçti” diye ders olarak okutulacaktır. Yalan, talan ve ihaneti değişmez bir siyaset olarak kabul eden ve uygulayan bir parti bu ülkede defalarca tek başına iktidar oldu. Hukuk, demokrasi askıyı alınırken, basın susturuldu. Başbakanlar baskı ve özel hesaplara bağlı olarak görevden alındı ve bunun adına da ‘yeni Türkiye’ denildi. Bu dönemden geriye oluk oluk akan kan, bölünmenin eşiğine getirilmiş, etrafı kuşatılmış, yalnız ve itibarsız bırakılmış bir vatan, habis bir ur gibi her yeri saran yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, askıya alınmış Anayasa, şehirlerine hergün bombalar yağan bir ülke kalacaktır.

YİNE ZEMBİLLE İNECEK
Şimdi cevap arayan soru, bundan sonra ne olacağıdır. Aslında olacaklar belli. Kim olduğunun hiçbir önemi yok. “Düşük profilli olması şartıyla” hükümetin başına yine zembille bir genel başkan ve başbakan indirilecek. O genel başkan gerçekten de samimi olarak çalışsa, didinse, hatta hukuk, demokrasi ve millet iradesini esas alsa, eşi-emsali görülmemiş icraatlara imza da atsa dahi, en hafif şekliyle “emanetçi” yaftası yemekten kurtulamayacak. O yafta daha göreve gelmeden önce, bizzat AKP’nin derinlikleri tarafından boynuna asılmıştır ve ne yaparsa yapsın bundan kurtulması mümkün değildir. Adı genel başkan, görevi başbakanlık olacak, ama işi oturduğu koltuğun imhasını sağlamak, bu olmazsa pasifleştirmek ve Sarayın oluşturduğu fiili duruma hizmet etmek olacak. Bunun dışına çıkması durumunda başına neler geleceği, ibret veren örneğiyle kendisine peşinen gösterilmiştir.

ÇOK DAHA ZOR GÜNLERE GİDİYORUZ
Buradan haklı ve doğru bir sistem, işleyen ve ilerleyen bir düzen, faydalı ve devamlı bir sonuç çıkması imkansızdır. Gerginlik, belirsizlik, çatışma, ümitsizlik daha da artacaktır. Böyle bir yapının içeride de dışarıda da kabul görmesi ve destek bulması imkansızdır. Bulacağı destek ancak ve ancak, yeni tavizler, yeni kayıplar karşılığında olabilir ki, zaten dibe vurmuş ve gidecek yeri kalmamış bu ülkeyi çok daha zor ve sıkıntılı günlerin beklediğini içimiz sızlayarak da olsa söylemek zorundayız. Kaldı ki, oluşan bu garip tablonun AKP içinden tam onay alacağını söylemek de kolay değildir. Homurdanmalar başlamıştır. AKP tabanı sarsılmış ve sorgulamaya başlamıştır. Çok daha önemlisi, AKP küskünlerinin artık harekete geçecekleri anlaşılıyor. Her ne kadar vefa ve bağlılık nutukları atsa da, arayışlarını sürdüren ve muhtemelen ayrı bir partileşme süreci başlatacak küskünler kervanına Ahmet Davutoğlu’da katılmıştır. Veda konuşmasındaki sitemlerin, verilen mesajların ve Konya’daki gövde gösterisinin başka bir anlamı yoktur. Kırgınlık daha şimdiden bir meydan okumaya dönüşmüştür.

DAHA NE OLMASI GEREKİYOR?
Davutoğlu’nun altının neden boşaltıldığı ile ilgili çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Hepinin haklılık ve doğruluk payı olabilir. Ancak, ABD ziyaretinin hemen arifesinde altından koltuğun çekilmesi, çok manidardır. Zira, ABD ve AB’nin Saraya açık şekilde mesafe koyarken, Davutoğlu’na kapı aralamış olması dikkatlerden kaçmamıştır. Bu durum aynı zamanda AKP küskünlerinin nereden itildiklerinin de ipuçlarını veriyor. Şu işe bakınız ki, MHP’de peşrev çekenler de tam bunun üzerine gelmiş ve pazılın yeni parçaları olmuşlardır. Yine birileri tavşana kaç tazıya tut diyor. Yine birileri bir toplum mühendisliği ile bu ülkenin başına çoraplar örüyor. Birileri de bu oyunda kendilerine düşen rolü oynuyor. Yine geldik aynı yere. Bütün bunlar tamam da, peki biz ne yapıyoruz? Daha ne kadar bizim üzerimizden hesap yapılmasına seyirci kalmakla yetinmeyip, bir de kendi ellerimizle onay vereceğiz? Bu ülke neye gidiyor? Aklımızı başımıza almamız için daha ne olması gerekiyor?
Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER