Asikurtlar©

DÜNYA KAOSA SÜRÜKLENİRKEN TÜRKİYE’NİN İHTİYACI

DÜNYA KAOSA SÜRÜKLENİRKEN TÜRKİYE’NİN İHTİYACI
16 Mayıs 2016 - 14:22 'de eklendi ve 4113 kez görüntülendi.

 

 

Bugünlerde dış politika anlamında hepimizin dikkati bir yandan Suriye’ye, diğer yandansa Avrupa Birliği’ne (AB) odaklanmış durumda.
Suriye sebebi malum, bu ülkede başlayan iç savaşın gittikçe vekâlet savaşına dönüşmesi, beraberinde Türkiye’ye yoğun bir Suriyeli akınına (resmi verilere göre 2 milyon 800 bin civarında) ve ülkemize yönelik çok boyutlu terör saldırılarının artmasına neden oldu.

AB yaşanılan vize krizi ise birliğin, Türkiye terörizme karşı yoğun bir mücadele dönemi içine girmişken takındığı ikircikli tutum nedeniyle gittikçe dar bir geçide doğru hapsoluyor.
Ancak küresel ölçekte yaşananlar sadece doğrudan tesir gördüğümüz için dikkatimize takılan Suriye ve
AB’nin boyutunu fazlasıyla aşıyor.
Dünya ve küresel sistem son derece ciddi sonuçlara yol açabilecek bazı krizlere gebe.
Bu kriz alanları ise Ukrayna, Baltık Bölgesi, Kırım, Karadeniz, Dağlık Karabağ olarak şimdilik “fay hatlarının” gün yüzüne çıktığı alanlar olarak dikkatlerden kaçmıyor.
Sorunun geçmişine doğru gitmek için bandı geriye sardığınızda karşınıza çıkan ana husus NATO ve Rusya arasındaki “füze kalkanı” olayına kadar sizleri götürüyor.

NATO, Rusya’nın etrafını “güvenlik” endişesiyle çevrelemeye çalışırken, Rusya ise benzer ve karşı bir endişeyle bu çevreleme stratejisini kırmayı amaçlıyor.
Balistik füze teknolojisini son 10 yılda büyük bir ivme ile geliştiren, nükleer silah kapasitesini artırarak, Avrupa sınırlarındaki pek çok noktada provakatif askeri eylemler (tatbikatalar) düzenleyen Rusya’ya karşı NATO’nun esas itibarıyla “caydırıcılık ilkesinden” aldığı güçle karşı hamlelerde bulunması, iki dünya savaşı tecrübesi geçirmiş olan kıta Avrupa’sını netice itibarıyla daha yıkıcı sonuçları olabilecek bir serüvene doğru itiyor.
Elbette NATO ve Rusya arasında yaşanan krizin boyutunu besleyen başka meselelerde mevcut. Bir bakıma bu kriz besleme meselesi, iki karşıt kutbun, birbirlerine yönelik geliştirdiği stratejinin aynı zamanda birer parçası, yani taktiksel hamlesidir.
* * *

Hatta Suriye bahsinde tarafların kendine has çıkar ve amaçları olsa da, bu sahayı da asıl çekişme alanının birer parçası olarak gördüklerini unutmamak gerekir.
AB’nin şartlarını zorlayan “sığınmacı krizi” hususunda genel bir perspektif çizmek istediğinizde, çoğunluğu NATO üyesi olan AB ülkelerinin hem kendi içlerinde, hem de birliğin genelinde son derece sıkıntılı bir hale bürünmeleri, durumu açığa çıkarmaya yetiyor.
Rusya’nın, Suriye’de sivil halka yönelik düzenlediği saldırıların dozajının artmasıyla beraber AB’ye yönelen sığınmacı akınının aynı oranda artış göstermesi birbiriyle bağlantılı olan “neden-sonuç” ilişkisinin yansımasını işaret ediyor.

NATO, kendisine üye olan ülkelerin güvenliğini sağlama çabasında olduğunu yeniden ilan ettiği son Galler toplantısının ardından, yeni tedbirler geliştirme kararı almış olsa bile atılan adımların şimdiye kadar Rusya’nın eylemlerini önlediği tam manasıyla söylenemez.
Ukrayna’da birkaç yıl önce başlayan iç karışıklık sonucunda Rusya Kırım’a gayrihukuki bir şekilde müdahale etmiş, yine Ukrayna’nın doğusunda bulunan iki bölgede ayrılıkçı ve Rusya yanlısı grupları destekleyerek, Suriye benzeri bir senaryoyu bu ülkede de hayata geçirmeye çalışmıştı.

Şimdiki noktada Ukrayna’nın doğusunda pamuk ipliğine bağlı olan bir ateşkes süreci yaşanırken, Kırım’da ise Kırım Türklüğü kendi ana vatanından tümüyle soyutlanmaya çalışılıyor. Zira Kırım Tatar Milli Meclisi’nin, Kırım’daki tüm faaliyetlerinin Rusya tarafından durdurulması bunun bir göstergesidir.
Diğer taraftan Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan gerilimin artışında Rusya’nın bir müdahalesinin bulunmadığını söylemekte son derece güç olur. Çünkü Ermenistan’ın askeri anlamda her açıdan tüm desteği Rusya’dan aldığı bilinen bir gerçektir.

* * *

Gerginlik sahaları açısından en önemli alan olarak ise Baltık Bölgesi göze çarpıyor. Bu alan yüz ölçümü itibarıyla, hava, deniz ve karasal açıdan son derece dar bir bölge olmasına rağmen, günden güne her tarafın askeri mevcudiyetini artırmaya başladıkları bir bölge olarak dikkat çekiyor.
Neredeyse her gün Baltık Bölgesi’nde NATO ülkeleri ve Rusya’nın özellikle denizde ve havada “birbirlerine yakın temasta bulunacak” önlemeler yada provakatif eylemler sergilemeye başlaması, krizin her an son derece riskli bir istikamete girebileceğini gösteriyor.
Son olarak ABD’nin Romanya’ya ileri nesil savaş uçakları (F-22 Raptor) göndermesinin hemen ardından, bu ülkeye “füze ateşleme merkezini” faal hale getirmesi ise işin tuzu biberi oldu.

Artık Karadeniz ve çevresindeki ülkelerle beraber, Baltık Bölgesi ve Doğu Avrupa’da yoğun askeri hareketliliklerin yaşanmaya başlayacağını tecrübe edeceğimiz riskli bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Türkiye bu şartlar altında adımlarını hiç olmadığı kadar dikkatli atmalı, milli egemenliği açısından bir yandan terörizmle yoğun ve kararlı bir mücadele evresine girmişken, diğer yandan ise büyük riskler barından küresel gerginlik atmosferinin tümüyle kendi etrafında şekillendiğini hesap ederek hareket etmelidir.

Ülkeler arası anlaşmazlıklar günden güne aşılmaz bir sonuçla kaos atmosferine doğru sürülürken, kapsayıcı bir dış politik doktrine ihtiyacımız olduğu unutulmamalı ve mutlaka milli egemenliğimizi zedeleyebilecek gelişmeler önceden kestirilerek, önleyici tedbirler zamanında devreye sokulmalıdır.
Bunun için dış politikamızın tek yanlı bakış açısına bürünmesine ve bu nedenle hamlelerimizin kısıtlı kalmasına neden olan AKP’nin takıntılı ve kimseyi dinlemez tavrının üzerine gidilmesi şarttır.
Türkiye’nin milli güvenliği, tümüyle milli bakış açısına sahip, milli çıkarlarımızdan ödün vermeyecek, sağduyulu ve riskleri önceden görerek bertaraf edebilecek kararlılıkta olan bir iktidar zihniyetiyle ele alınmalıdır.

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER