Asikurtlar©

“Disiplinizm”

“Disiplinizm”
29 Nisan 2016 - 19:22 'de eklendi ve 4125 kez görüntülendi.

 

 

Karşımızda dünya karması var!.. Hem de bütün iyi oyuncuları toplamışlar. 200 yıldır maç yapıyorlar; şampiyonluğu da kimseye bırakmıyorlar.
Tamam, ama biz nasıl bir maç taktiği planlıyoruz?

Bütün dünyaya kafa tutan şampiyonluk adayları, takımlarını “kümede kalmaya” göre kurmazlar.
Dünyanın en iyi teknik direktörünü de getirseniz, koşmayan takıma puan vermezler.
Hiç birimiz yeterince gerçekçi değiliz, şu anda yaşanan sorunlar da bundan kaynaklanıyor.
Kendimizi, nefsimize ağır gelen çileli geçmişin duygusal tatmin vasıtalarından bir an olsun alıp, şapkamızı önümüze koymalıyız.

Koymalıyız ve düşünüp, tartışmalıyız!
Sen kötüsün ben iyiyim diyerek bir yere varamayız. Hepimiz aynı mahallenin çocuklarıysak “biz”i konuşmalıyız.
Bir kere gerçekçiliğimizi kuşanarak önce kendimizi, sonra da dünyayı doğru tanımalıyız.
“Binlerce şehit verdik; öyleyse bu vatan bizim. Milletimiz de bir gün uyanıp, iktidarı gerçek sahiplerine verecektir!” iddiasıyla sahaya çıkamayız.

Böyle çıkarsak, bu maçı oynayamayız!
“Siyaset ligi” bizi beklemiyordu. Biz Tarih kontenjanından çıktık!..
Önce haberin bu kısmını doğru okumalıyız.
3 Mayıs 1944 bizim Başbuğumuzu tabutluğa attı, 27 Mayıs bizim Başbuğumuzun kapısını kırdı, 12 Eylül bizim Başbuğumuzu 5 yıl hapiste yatırdı.

Üniversite kampüslerine, puanımız tutmasına rağmen ve başımızda türban olmadığı halde(!) biz alınmadık.
Rejimi tehdit eden kızıllarla vuruştuğumuz ve binlerce şehit verdiğimiz halde devletten bir sargı bezi bile göremedik

Bu milletin milliyetçisi bizdik, ama nedense bir türlü gönlüne girip, reyini alıp da iktidar olamadık.
Sistem bizi işkenceden geçirdi, biz kimseden davacı olmadık, ülkemizi yabancılara satmadık.
Önce sistemin bizi nasıl gördüğünü ve ne yapmaya çalıştığını iyi anlamalıyız.
Biz bu ülkenin zemherisi kadar fakir, Redif taburları kadar mukavemetli, 57. Alayı kadar sadık, 44.
Kasap Alayı kadar cesur evlatlarıydık.
Ama bir iki sırt tapışlaması dışında yüzümüze bakan olmadı.
Osmanlı da dönemin siyaset sistemine uygun olarak Anadolu çocuğunun yüzüne savaştan savaşa, harmandan harmana bakardı.
“Bakan”lar ağalarla paşalar; bakılanlar, hor görülenler de hep Anadolu’nun Türk çocuklarıydı.

Milliyetçi Hareket’in çıkış noktası, işte bu kul eliyle yazılan ve mukadderat gibi yaşanan gayri milli hoyratlığın sorgulanmasıydı.
Ülkücü hareketin ilk harikası: “Başbuğun gelişi ve Ülkücülerin ortaya çıkışı”ydı.
Böyle tek yumruk, milliyetçi, merkeziyetçi ve muhalif bir gençlik örgütlenmesinin dünyada eşi benzeri olmamıştı.
İkinci harikamız ise “disiplinimiz”di…
İnönü’den Ecevit’e, askerlerden sivillere kadar bütün dönemlerin çilesini sırtında taşımış bu takımı başarıya götürecek yegâne güç “disiplin”dir!

Türkleri tarihte muzaffer kılan da ne Battal Gazi’dir ne de Ulubatlı Hasan’dır… Zaferlerin sırrı, Türk’ün kültürleşmiş disiplinidir.
Bizimki gibi mütevazı bütçeli gönül takımları, ancak ölümüne bir takım disipliniyle maç kazanırlar. Ancak ve ancak emsalsiz bir kardeşlik ruhuyla şampiyon olurlar.

Oxford’la, Cambridge’le, Exeter’le değil…
Bu, kendimizi küçümsemek midir? Hayır. Özgüven eksikliği midir? Asla!..
Beyaz sarayı verseler bir Yörük çadırına değişmeyiz!
Ancak, dünyada borsalı – mafyalı, bankalı – baronlu, bireysel kariyer ve beyin gücüne dayalı bir siyasi sistem vardır.

Tamamen teorik olarak söylüyorum. İktidarın yolu, sistemle uzlaşmaktan geçmektedir. Bizim pozisyonumuz ise sistemin dışında ve hatta karşısındadır.
Sistemin hala hayretle izlediği ve bir türlü kabullenemediği gerçek, bizim ortaya çıkış şeklimiz ve var oluşumuzdur.
1946’da ABD’den Türkiye’ye ithal edilen iki partili demokratik sistemde MHP’ye bölüm ayrılmamıştır!

Sistemi rahatsız etmek istemeyenler, 3 Mayıs 1944’te bu hareketin ana rahmine düşmesini önlemek istemiş; ama olmamış, maya tutmuştur.
27 Mayıs’ta düşük yaptırmak istemiş. Bebek direnmiş ve doğmuştur!
Sütünü kesmiş, havasız bırakmış. 70’lerde hırpalamış; 80’de evden atmış, öldürmek istemiş…
Başaramamış, çocuk yaşamıştır!..
Beslememiş, okutmamışı, sermaye vermemiş; ezmiş ve bir kenarda ölmesini beklemiştir.

Ancak, çocuk büyümüş, mecliste grup kurmuş, iktidara ortak bile olmuştur.
Böyle olunca sistem hile yapmış, ayağının altını boşaltmış, baraj kurmuş, kumpas atmıştır!..
Ancak vuramamıştır. Delikanlı, yaşamıştır; yaşamaya da devam etmektedir.
Çünkü Ülkücü hareket, tepeden tırnağa “tek parça”dır.

Vücut kimyası, merkezi sinir sistemi, akıl sağlığı yani disiplini yerindedir.
Bizi elimizdeki bu imkânlarla başarıya götürecek olan yegâne güç disiplinimizdir.
Hamaset cahilin… Bölünme ve parçalanma gafilin olsun!
Bugün bize farz olan bu “Ülkücü gerçekçilik”tir!..
Harekette bu tavrımıza bir isim bulmak gerekirse, adı: “Disiplinizm”dir.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER