Asikurtlar©

DIŞ POLİTİKADAKİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ

DIŞ POLİTİKADAKİ BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ
04 Nisan 2016 - 9:51 'de eklendi ve 4049 kez görüntülendi.

 

 

Dış politikamız uzun süredir alarm zilleri çalıyor.
Sadece birkaç aydır değil, yıllardan bu yana aynı sıkıntılı hal devam ediyor.
Aslına bakarsanız bununla ilgili pek çok neden başlıklar halinde sıralanabilir.
Ancak genel kanaat ve AKP iktidarının da satır aralarında söyleyebildiği, fakat açıktan ifade edemediği asıl kabul, 14 yıl boyunca yapılan yanlışların şimdi faturalarını yansıtıyor olmasından kaynaklanıyor.

ABD’nin Irak’ı işgali ile başlayan ve bölgesel gelişmelerle birlikte, küresel siyasetin yanlış okunmasıyla devam eden, nihayetinde “ülkedeki tek bir fikrin” dış politika alanındaki stratejimize hâkim olması bizleri bugünlere kadar getirdi.
Oysa göz ardı edilen mesele, dış politikada geçerli olması gereken tek ana fikrin, milli güvenlik konusu olmasıydı.

Özellikle Arap Baharı sonrası cereyan eden hadiseler yalnızca AKP iktidarının ideolojik referanslarından beslenerek Türkiye’nin politikalarına yansırken, ülkedeki diğer fikirler ve siyasi akımların düşünceleri göz ardı edildi.
Sadece bu kadar değil, devleti kuran felsefenin dış politikayla ilgili temel dayanak noktaları da neredeyse “ucube” olarak değerlendirildi.
İşte bizleri içerisinden çıkılmaz hale sürükleyen durumun özü ve özeti budur.

Arap Baharı’nı baştan aşağıya yanlış yorumlayıp, “Yeni Osmanlı” fikri ile kabullenen ve bu fikir üzerine adımlarını atmaya başlayan AKP, çok geçmeden Ortadoğu’da 100 yıl önce kurulan “istikrarsızlık” temelinin dinamikleri altında kaldı.
Mısır’da Mursi’ye verilen desteğin süresi, yapılan askeri darbenin önceden öngörülememesiyle boşa çıktı.

Dahası askeri darbe yapan Sisi yönetimine karşı dünyanın diğer ülkeleri “esnek bir tavır” takınırken, Türkiye’nin gücünü aşan tarzda, keskin bir tavır takınması ne yazık ki sadece Mısır ile olan ilişkilerimizi bozmakla kalmadı, Doğu Akdeniz denkleminde de Türkiye’nin elini zora soktu.

* * *

Suriye politikamız da bundan farklı gelişmedi.
AKP’nin eleştirilmesine vesile olan ve kendisinin bizzat muhalefete verdiği “Bir haftada Şam’da oluruz, Emevi Cami’nde Cuma namazı kılacağız” malzemesi saha gerçeğinin çok daha başka olduğunu gösterdi.

Libya’nın, Suriye’den farklı olduğu, Libya’ya müdahale ederek Kaddafi’nin iktidardan zorla uzaklaştırılmasının, Suriye’de Esad için aynını yapmanın taşıdığı anlamın özellikle ABD nazarında makul olmadığı, olamayacağı en başında öngörülemedi.
Sürekli ABD’nin Esad’a karşı askeri müdahalede bulunacağı düşünüldü, ancak bu da olmayınca Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak bölge kurulması fikrine kadar geri çekilmek zorunda kalındı.

Elbette geri adımlar sadece hesaplamalarda olmadı, sınırlarımız dışındaki tek vatan toprağı olan Süleyman Şah Türbesi de bir gecede boşaltılarak geride bırakıldı.
Dahası, Rusya gibi bir ülkenin, Akdeniz’deki tek üssünü korumak uğruna Esad’dan vazgeçmeyeceği ve bunun için gerekirse aktif askeri destek sunabileceği zamanında tahlil edilemedi.

Netice itibarıyla Ortadoğu’da bulunan ülkelerin “sınırlarını ve rejimlerini değiştirmek” ilkesiyle hareket edip, İsrail’i korumak amacıyla bölgede etnik ve mezhepsel fay hatlarını derinleştiren küresel projelerin hedefleri doğru algılanamadı.
Güney sınırımız boyunca uzanan ve kargaşanın hâkim olduğu tüm alanlarda sözde Kürt devleti yaratma arzusunun nasıl işleyip, hayata geçirileceği üzerinde sağlıklı çıkarımlar yapılamadı.

IŞİD ve PKK-PYD’nin aynı oyunun birer piyonları olduğu unutularak, iki terör örgütüne karşı zamanında alınması gereken tedbirler devreye koyulamadı.
PKK ile girişilen sözde çözüm sürecinin terör örgütüne yalnızca içte değil, dışta da büyük bir hareket ve meşruiyet alanı yaratabileceği görmezlikten gelindi.
İşte bu nedenle bugün ülke olarak, Suriye ve Irak’ta Türkmen soydaşlarımızın haline sadece üzülmek, derin bir acı duymakla yetiniyor, sözde Kürt devleti kurulması projesinin hayata geçirilmesini izlemeye, buna engel olmamaya zorlanıyoruz.

* * *

ABD ve AB ile yürütülen ilişkilerdeyse her iki tarafın da “menfaatleri ölçüsünde” bizlerle ilişkilerini sürdüreceğini ısrarla görmezlikten geliyor, milli egemenliğin yalnızca milletin kendisine dayandığını unutuyoruz.

Uzun lafın kısası, “Dış politikada neden bu kadar kayıp yaşadık ve şimdi neden bu kayıpların faturasını ağır bir şekilde hem içte, hem de dışta ödüyoruz?” sorusuna benim vereceğim cevap “tek başına iktidarın yarattığı olumsuzluk” olurdu.
Evet, Türkiye bunca kaybı AKP’nin tek başına iktidarına borçludur!

Demokrasimiz hala tam manasıyla olgunlaşmış denemez.
Ülke yönetiminde milli güvenliğimizi doğrudan ilgilendiren dış politika alanında, AKP gibi gerginlikten beslenen ideolojik alt yapıya sahip bir siyasi parti ile yönetilmek ne yazık ki Türkiye’nin yumuşak karnı, diğer ülkelerin de bize karşı elindeki üstünlüğü oldu.

Elbette ki demokrasiyi özümsemiş, dış politikayı siyasi kazanım uğruna iç politika malzemesi yapmayacak kadar derin ve güçlü anlayışa sahip, ülkemizin küresel vizyonunu gerçekleştirebilmek için istekli ve kararlı olan bir siyasi partinin tek başına iktidarda olması Türkiye’ye kazandırır.
Neticede bu avantajlara ilave olarak “hızlı karar alabilme” yeteneğini de senkronize şekilde kullanabilirse, tek başına iktidar olma avantajı Türkiye’nin uluslararası alandaki itibarını yükseltebilir.

Gel gelelim, AKP’nin bunların hepsinden yoksun olduğu, ne olursa olsun akıllanmayacağı su götürmez bir gerçekliktir.
Uzunca süredir istikrar kavramının ajite edilerek AKP’nin tek başına iktidarını korumak için ana propaganda malzemesi yapılması, sanılanın aksine dış politika alanında Türkiye’nin ana sorunu olduğunu eldeki gerçeklerle beraber bizlere gösteriyor.

Dolayısıyla koalisyon hükümetleri döneminde isteyerek veyahut istemeyerek karar ölçüsü haline gelen “ortak akıl” esasının, tek başına iktidar döneminde yok sayılmasının zararlarını yaşadığımızı söylememiz gerekir.

NOT: Bugün Merhum Başbuğumuz Alparsan Türkeş’in vefatının 19. sine-i devriyesi. Ömrünü Büyük Türk
Milleti’nin çağlar ötesine ulaşması için harcayan, verdiği mücadelesiyle Türk Milleti nazarında eşsiz bir yer edinmiş olan Başbuğumuzu rahmet ve minnetle anıyorum. Onun açtığı yolda yürüyen milyonlarca nefer sayesinde, ülkülerinin Türk Milleti dünya üzerinde var olduğu müddetçe süreceğinin bilinmesi gerekir. Emanet bıraktığı kutlu davası bugün emin ellerdedir ve Allah’ın izniyle öyle kalmaya da devam edecektir… Dün onunla birlikte olanlar, sadakat ve bağlılığından zerre kadar taviz vermeyenler, bugün onun emanetine halel getirmemiş, daha da ileriye taşımışlardır. O’na olan özlemimiz hiç bitmeyecek olsa da, bizi sadece mücadelemiz ve Ülkücü Hareket’in büyük vizyonuna ulaşmamız tatmin edebilecektir. Ruhu şad, mekanı Cennet olsun…

 

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER