Asikurtlar©

Devlet ve millet tanım ve kavramları üzerine

Devlet ve millet tanım ve kavramları üzerine
04 Şubat 2016 - 22:35 'de eklendi ve 4788 kez görüntülendi.

 

 

İnsan aklı için çözümsüz bir şey yoktur; evet bazı şeyler çözümsüz gibi görülebilir ancak belli bir süreye kadar şimdilik çözümsüzdürler; eninde sonunda her şey çözülür…

 

Yorgun düşmüş, dönüşmeye hazır, taviz vermeye eğilimli düşünce tembeli kişiler; “terör konusunda çözümünüz nedir” diye soruyorlar. Bunlardan daha aşağı olanlar ise daha da ileri giderek “çözümsüzlük yanlısı mısınız” lakırdısını savuruyorlar. Düşük olasılık ancak içlerinde çok az da olsa iyi niyetliler olabilir varsayımından hareketle bunları yazmayı gerekli görüyoruz…

 

Coğrafya adları, zaten daha önce birileri tarafından verildiğinden, oraya daha sonra gelen ve birbirleriyle ilişkisiz olan adsız topluluklara ad olur. Herhangi bir coğrafyada, ortak dili, tarihi ve soy birliği bulunan topluluk ise; o coğrafyanın ilk ve asıl sahibi olduğundan kendi adını coğrafyaya verir. Yani, millet ve coğrafya adlandırmalarında, hangisinin adının, hangisine verildiğine bakılır. Türkiye coğrafya adlandırması; Türk topluluk adından dolayı verildi. Amerika’da ise, coğrafya adı; birbirinden farklı topluluklara verildi. Bu nedenle, Amerikalı olur ama Türkiyeli olmaz. Böyle bir ifadede, li eki alabilmesi için, adın coğrafya adından birbiriyle ilişkisiz topluluğa ad olarak verilmesi gerekiyor. Bir örnek vermek gerekirse: Ankaralı olur; ancak Ahmetli olmaz…

 

Bazı kısımlarını bizzat ATATÜRK’ün yazdığı 4 ciltlik lise tarih ders kitaplarının, 1941 yılında 12. Hükumet ve Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL döneminde, eğitimin içeriğinden çıkarılmasıyla ülkemizde tarih alanında kültürel sömürgecilik başladı. Gittikçe yozlaştırılan eğitimle beraber, eğitim adı altında adeta ters eğitim (yanlışları doğru gibi öğretme) verilir oldu. Doktora yapmış olsalar bile artık insanlar maddi kanıtlarla düşünmüyor; masallar, hayaletler, uçtu-kaçtı-saklandı gizemli sanılarla yaşıyorlar. Oysa bilimin gereği hepimiz, fiziki olmak ve matematiksel kanıtlarla yaşamı temellendirmek zorundayız…

 

Artık; çok acil olarak insanımız, halk, etnisite konusunda açık-seçik düşünebilecek şekilde kafasını netleştirmelidir. Halk, etnisite nedir? Neye denir?

1-        Arkeolojik kalıntıları bulunan

2-        Uluslararası kabul edilmiş ortak antropolojik ölçüsü olan

3-        Kesintisiz en az 3 bin yıllık tarihi bulunan

4-        Kendine özgü kelimeleri, düzenli söz dizimi ve ek alma yapısıyla, matbaa öncesine ait dilinin varlığını kanıtlayan yazma eserleri olan

İşte bu 4 özelliği aynı anda sağlayan insan topluluğuna halk, etnisite denir; bu 4 özellik aynı anda sağlanamıyorsa, o halk, etnisite yok hükmündedir…

 

Her şeyden önce şu gerçek bilinmelidir ki, 29 Ekim 1923 tarihinde kurulan Birlikçi (üniter) yapıdaki akılcı (laik) Türkiye Cumhuriyeti; dünyada eşi-benzeri olmayan, ideal bir devlettir. Günümüzde var olan eğitim ve iktisadi sorunlar; hukuki yapıdan değil geçmişten devralınan cehalet, hurafeler, kitapsızlık; sanayi, teknoloji yokluğunun ve yöneticilerin soygunculuğunun sonuçlarıdır. Akılcı-Birlikçi (laik-üniter) devlet yapısındaki Türkiye Cumhuriyeti’nde ta en başında, her vatandaşa eşit haklar zaten verildi ve uygulanıyor. Yani, sömürgecilerin öttürdüğü zurnaların kimlik sorunu veya eşit yurttaşlık konusu tamamen yalandır. Kaldı ki bu zurnalar, bireysel temelde konuya bakmıyorlar. Birbiriyle dilsel, tarihi ve soy kökeni bakımından herhangi bir ilişkisi olmayan insanları, zorla tek bir grubun altına sokarak karışım (kokteyl, kolaj) diyebileceğimiz hayali bu grubu, Türk’ün karşısına eşit etnisite diye çıkarmak istiyorlar. Yani önce gruplaştırıyorlar, sonra da grupların eşit olmasını istiyorlar. Burada söz konusu olan eşit yurttaşlık değil; çok ortaklı (özerk, federasyon) devlet yapısı dillerinin altındaki bakladır. Bu özerk federasyoncular için birey yoktur, grup vardır; o nedenle bireylerin iradelerine bakmıyorlar; bireyleri, irade dışı, akıl dışı, bilim dışı şeylere zorluyorlar. Bireyler iradeleriyle değerlendirilmediğinden bireysellikleri bunlar tarafından örseleniyor ve yok ediliyor. Oysa Birlikçi (üniter) devlet yapısında, tüm bireyler eşittir ve tek bir hukuk düzenine bağlıdır; bu nedenle, bireyin sadece bizzat kendi iradesi dikkate alındığı için bireyliği ilk plandadır. Bu anlamda, Birlikçi (üniter) devlet yapısı en özgürlükçüdür…

 

Millet olmadan devlet olmaz, çünkü her devleti kuran bir millet vardır ve bu millet, iradesini, anayasanın var ettiği kurumlarla kullanır. Bu nedenle, milletin adının bulunmadığı bir anayasa olamaz. Yani efendim, millet adı olmasın ama devlet olsun denilemez. Bu, baş olmadan bir beden yaşasın demek kadar anlamsız ve saçmadır…

 

Anımsayacağımız gibi bölücü AKP’liler, Anayasa’nın 26 maddesinden değişiklik içeren 12 Eylül 2010 halk oylamasını kazanmalarına rağmen ondan da şikâyet ettiler ve HSYK’ya bizzat seçtirdikleri üyelerin paralel olduğunu zırlamaya başladılar. İddia ettikleri gibi, gerçekten kasıtlı değillerse ve yarım akıllı olmaları nedeniyle kandırıldılarsa; bu demektir ki, ilkokul mezunu bir vaiz artığının müritlerinin bile kandırdığı kişiler, hiçbir şeyi ortalama düzeyde yapamayacaklarının itirafıdır; öyle değilse, manda gönü, kösele suratlarıyla bizzat bile bile yaptıkları suçların sorumluluğundan yüzsüzce kaytarma uğraşıdır…

 

Sömürgecilerin ısmarladığı ve geçici bir süre tedavülde kalacak bölücü yeni anayasadan önce Türk’ü kaldırmayı deneyecekler. Sonra başarılı olurlarsa, uzay boşluk kabul etmediğinden, devleti kim ya da kimler kurdu sorusunu soracaklar ve tarihe, hukuka aykırı şekilde oluşturdukları boşluğa, keyiflerine göre olmayan hayali etnisitelerin listesini doldurup çok ortaklı devlet (özerk, federasyon) asıl yeni anayasasını yapacaklar. Tabii tüm bunlar ara dönemler olarak hazırlanıyor; varılmak istenen son hedef, kuzeyde büyük Ermenistan, güneyde büyük İsrail’i oluşturup birbirine sınır komşusu yapmak. Bunun gerçekleşebilmesi için de, uzun vadede Türk’ü coğrafyasında eriterek öğüterek ufalayacaklar…

 

Şu an yürürlükte olan Anayasayla Türkiye Cumhuriyeti Birlikçi (üniter) bir devlet yapısında olduğundan (anayasanın özellikle 6., 66., 123. ve 127. maddeleri); hiçbir ortakçı (federasyon) girişimine izin vermez ve Anayasa, bunu Anayasayı ortadan kaldırma ve devleti yıkma suçu sayar. Olası girişimde bulunacak kişiler ya da ekipler; bu suçtan yargılanır ve cezalandırılırlar. Bunların dışında da partiler, geleceğe yönelik siyasi icraat açıklamalarında (örneğin ideolojileri veya seçim beyannameleri) Birlikçi (üniter) devlet yapısına uygun önerilerde bulunmak zorundadırlar; aksi suçtur, çünkü hiçbir parti, kurulduğu ve yetki isteği milletin devletini yıkacağını öneremez ve bunun için yetki isteyemez. Bunu, yazılı veya sözel ifade ettiği anda; kendini mahkemede bulmasına şaşırmamalıdır. Doğrusu budur; her devlet bir hukuki yapıdır ve kendi içinde kendini korur; dünyanın her yerinde bu böyledir. Hiçbir devlet ve hukuki yapı, kendi içinde, o devleti yıkacağını bas bas bağıranlara müsaade etmez; anında gerekeni yapar. Söz ve eylemleriyle, Birlikçi (üniter) yapıdaki Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okuyanları soruşturmayan savcılar, görevi ihmal suçu işlerler ve onlar da onlarla beraber yargılanır…

 

Bu anlamda, bırakın anayasanın değiştirilebilir maddelerini değiştirmeyi veya kanun çıkarmayı; partilerin, eğitim, ekonomi önerileri de; Birlikçi (üniter) devlet yapısına uygun olmak zorundadır…

 

Bir de, ayrıntıda kaybolmak yerine; tüm bu tartışmaların arkasındaki nedenleri bilmek gerekir. Uluslararası ilişkilerde hukuki anlaşmaya varıldıktan sonra, belli bir süre durgun (statik) dönem yaşanır; ancak genelde güçlü ülkeler kendi yararına sonuçlar çıkarabilecekleri coğrafyalarda istikrarsızlık (karmaşa hareketi) çıkarmak isterler. Uluslararası hukuki anlaşmalar gereği, bunu doğrudan yapamadıklarından; dolaylı yollara yönelirler ve terör örgütlerini yaratıp denetimli istikrarsızlığı kullanırlar. Bu anlamda, PKK bir halkın, etnisitenin temsilcisi değil -olmayan bir şeyin temsilcisi zaten olamaz- İsrail’i rahatlatıp güvenliğini sağlamak için, bölgeyi “ebedi” istikrarsızlaştırmada kullanılan PYD, YPG, HPG, BARZANİ gibi kiralık tetikçi çete terör örgütlerinden biridir. Aklın apaçık ilkesine uygun bu gerçeği görmeden, suçmuş gibi “çözümsüzlük yanlısı mısınız” lakırdısını savurarak vereceğiniz tavizlere haklılık kazandıramazsınız. Uluslararası ilişkilerin bizzat kendisi sorundur ve devamlı çözümsüzlükler içerir. Ayrıca, her sorun illâ çözülecek diye bir kural yok. Bazen sorunun varlığı, o alanda sorunsuzluktan iyidir; çünkü siz, güçlü, karşı taraf zayıfken sorunu gündem yaparak kendi yararınıza sonuçlar alabilirsiniz. Bu nedenle, uluslararası ilişkilerde çoğu devlet, sorunları çözmeyi değil; sorunları yaratıp, sonuç alacak şekilde en uygun zamanı beklemeye yönelirler. Strateji ve taktik yoksunları, bunları öğrenebilirler mi bilemiyoruz tabii…

 

Özne, iradesi olan varlığa denir; nesne ise iradesiz varlığa denir. PKK, özne değil; uluslararası ilişkilerde sorun yaratarak en uygun zamanda sonuç almak için yaratılmış böyle bir nesnedir; yani eşyadır, aparattır. Bu nedenle, PKK’yla iletişim, ilişki kurulamaz. Siz, bir sandalyeyle konuşan, onunla anlaşmaya çalışan birini görseniz ne yaparsınız? Hemen aklından şüphe eder ve psikiyatriste götürürsünüz; psikiyatrist de anında raporunu yazar. Demem o ki, PKK’nın eşya olduğunu, nesne olduğunu, aparat olduğunu görmeyenler, anlayamayanlar; bu benzetmedeki sandalyeyle konuşan deli gibidirler. PKK’yı tam ve kesin olarak bitirmek istiyorsanız, iç-dış iki yönlü çalışma yapacaksınız.

 

İçeride, hiçbir kaçakçılığa göz yummayacaksınız ve bunları yapanların tümünü anında cezalandıracaksınız. Sağlık ve kimya sanayi için devlet denetimi dışında, her türlü uyuşturucu eken, satanlara da benzer cezaları vereceksiniz. Teröre, militan, sempatizan kazandıran ve dışarıdan yardım ve destek alan tüm dernek ve STK’ları kapatacaksınız. Yine aynı şekilde, yabancı sermayeyle ortaklığı bulunan veya Türkçe dili dışında, olmayan ağızlarla yayın yapan tüm medya kuruluşlarını kapatacaksınız. Bu medya, dernek, STK’larla aynı görüşü paylaşan tüm akademisyenleri, üniversitelerden atacaksınız. Arkeoloji ve antropolojiye dayalı, maddi kanıtlı, gerçek tarihi öğreteceksiniz; yani vatandaş, kürt diye bir halkın, etnisitenin olmadığını bilecek. Çözüm süreci iptal edilecek. Türkiye kürdistan partisi kapatılacak. 4+4+4 eğitim düzeninde, ikinci 4’ün birinci sınıfından itibaren seçmeli ders olarak verilen bölücü ağzı, ders içeriğinden çıkarılacak. Olmayan ağızlarla eğitim veren özel kurslar, 4 üniversitede açılan bölücü dili ve edebiyatı bölümleri kapatılacak. Irak’ın toprak bütünlüğü savunulacak ve BARZANİ’yle geçmişe dönük olası yapılmış tüm anlaşmalar yok hükmünde olduğu ilan edilecek. İşte içerde çözüm budur…

 

İşin dış kısmına gelirsek; İsrail’i rahatlatmak ve güvenliğini sağlamak için, bölgeyi iç karışıklığa ve “ebedi” istikrarsızlığa sokmakta PKK ve benzeri tüm bölücü terör örgütlerini kullanan AB-D ülkelerine karşı, hukuki, iktisadi, istihbari her türlü mücadele edeceksiniz. Teröre silah gönderememeleri için ilgili sahaları dışarı kapatacaksınız ve vermeye çalıştıkları silahları, uluslararası hukuka taşıyıp mahkûm ettireceksiniz. İktisadi kayıplar yaşamaları için de, onlarla ticari anlaşmalarınızı sonlandıracak; komşu ve benzer ürünleri üreten Türk devletlerine yöneleceksiniz. Böylece hem kendiniz dost ülkelerden dış alım yaparken, hem de onlara yapacağınız ihracatla, ilgili pazarlarda AB-D ülkelerinin mallarının tüketilmesini önleyeceksiniz. Yani; NATO’dan çıkacaksınız, AB giriş talebini geri çekeceksiniz, Gümrük Birliğini iptal edeceksiniz…

 

Deniz KAÇAĞAN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER