Asikurtlar©

Devlet ve Etnik Savaş Kışkırtıcıları

Devlet ve Etnik Savaş Kışkırtıcıları
11 Ekim 2015 - 12:45 'de eklendi ve 4286 kez görüntülendi.

Dün, Ankara’nın en meşhur ‘Cumhuriyet mekanı’ Tren Garı önünde tarihimizin en büyük terör eylemi gerçekleşti..

Gün boyu, Ulusal Kanal’ın Ankara bürosundaydım, programım vardı ve olayları ve haber akışını izlemek için..

Patlama sesiyle onbeş dakika sonra stajyer kamera ve muhabirlerimiz ve Ankara haber bürosu şefi Erdem Atay olay yerindeydi..

Gördüklerimiz duyduklarımız ve kayıt ettiklerimizin hiç birini ahlaki nedenlerle ‘yayınlayamadık’..

Olay yerinde haber yapan arkadaşlarımızın hepsi şaşkınlık tutukluk, kekelemek, konuşamamak, odaklanamamak gibi travmanın ilk belirtilerini tek tek gösterdiler..

Etrafı saran kokuyu anlatamadık. Ceset parçalarından hiç birini yayınlayamadık. Patlamadan sonra yakınlarının doğal tepki infial ve öfke paniklerini yayınlamadık. Polisin infialle üstüne gelenleri durdurmak için havaya silah atışını yayınlayamadık. Beş on dakika önce yanlarında olan arkadaşlarının birbirlerini Mit ya da polis diye suçlayıp birbirleriyle kavgalarını yayınlayamadık.. Korkuyla şoka girip kaskatı kesilip donmuş şekilde bir noktaya bakıp takılı kalan acılı insanların görüntülerini yayınlayamadık..

Ve olay yerinde başka tür ayrıntılar da vardı, ceset parçalarının her yere kapladığı alanda üç-beş Suriyeli çocuk da ‘gezinti’ halindeydi ve bu çocuklar mahşer yerine dönmüş çığlık ve vahşetin ortasında ya dünyadan habersiz ya da görüntülere çok alışık oldukları için mi bilinmez, hiçbir şey olmamış gibi, olup biteni gülerek izliyorlardı..

Ulusal Kanal ve Aydınlık yazarlarıyla gün boyu onbeşer dakika aralıklarla en az yedi sekiz defa olay’ın ne olduğunu anlamaya çalıştık..

İlk tespitimiz: ‘terörle kimse dansetmesin..’ ‘terörün şakası yoktur…’

İkinci tespitimiz: Uğur Mumcu Hablemitoğlu polis şefi Behçet Oktay, Madımak, Suruç.. gibi olayların ‘failleri meçhul kaldıkça’, hukuk ve medya failleri bulamayıp sis arkasında bıraktığı müddetçe, terör azgınlığını sürdürür ve başıboş hedeflerine hepimizi sürükler.

Üçüncü tespitimiz: ‘hala bizi kim öldürüyor bilmiyoruz…’

Dördüncü tespitimiz: ‘Cemaat, CIA, kim kimin adamı bilmiyoruz, kendi istihbaratımıza güvenemeyecek durumdayız…’

Beşinci tespitimiz: ‘modern bir hukuk devletinde herkes siyaset ve sosyal olaylar karşısında her daim ‘açıklıktan’ ‘şeffaflıktan’ olmak zorundadır, suçlu katil kim olursa ne adına olursa olsun, ortaya koymadıkça, bir hukuk devleti yaşayamaz ve bir devletin sonunu hazırlar..

Ve entelektüel tespitlerimiz, bu olayı, kimler yapmış olabilir, kimi söylesek fail diye söylenen her tür karanlık güç doğru olabilir, Amerika yaptı desek doğru görünür, Suriye yaptı desek doğru görünüyor, İŞİD yaptı desek doğru görünüyor, PKK yaptı desek, devletin içinden yapıldı desek..

Buyurun siz de bir fail söyleyin kuşkunuz olmasın sizin failiniz de doğru olabilir, o halde, bu şu demek, terör en uygun kıvamını karambolünü içimizde bulmuş demektir..

Ve Suruç ve bu büyük terör eyleminin ana başlığı, MANŞETİ nedir, korktuğumuz başımıza geliyor: ETNİK SAVAŞ…

EMNİYET’İN TERÖR MASASI

Emniyet’in terör masası şöyle çalışır, terörle ilişkili yapıların faaliyetlerine odaklanır, stand açmaları, mitingleri, gösteri ve eylemleri ve dernek binaları ve telefon kayıtları.. Giriş çıkışlar gözlenir kayıt edilir ve hatta içlerine adam sızdırılır.. Terörle ilişkili yapıların önder kadroları listelenir.. Ve etraflarındaki ‘arı kovanları’ takibe alınıp sempatizan yeni genç militanlar tek tek kayıt olur.. Mesela teör masası, genç militanların sayısını gücünü oltaya yeni takılanları tespit edebilmek bir çok eylem ve gösterileri hem fırsat bilir hem tolerans gösterip önlerini açar.. Mesela sokak ortasında stand açmak gibi bir çok faaliyete terör masası gizlice destek verir, arı kovanına kimler yanaşıyor, kimler katılıyor, öğrenmek için..

Her yılın periyodik eylemleri o örgütün içini röntgen gibi göstermesi açısından terör masasına büyük fırsatlar sunar.. Diyelim 1 Mayıs eylemleri.. Diyelim Yök’ü protesto, diyelim, Apo’nun doğum günü, diyelim PKK’nın ilk eyleminin terör örgütünce kutlanması, gibi.. Bu eylemler illegal örgütlerin röntgenlerini yelpazesini yeni katılımlarını gücünü ve tek tek fotoğraflarını ve merkezlerini ele verir.. Dergi etrafındakiler, otobüsle taşınanlar, telefon trafikleri, semtleri…

Suruç ve Tren Garı’ndaki dünkü eylemde ilk elden ayan beyan görünen şudur, polise göre illegal yapının yakınında henüz hiçbir eyleme katılmamış sempati kadrosundaki en heyecanlı isimlerinin toplandıkları birinci yer Suruç’tu, ikinci yer, dün bombanın patlatıldığı yerdi..

Terör masası ve emniyet yani devlet yaptı demiyorum, polise göre bir yıl içinde bir örgütün en yakın sempatizanlarının arı kovanı gibi yoğunlaştıkları iki yer oluştu, biri Suruç’tu biri Tren Garı önündeki topluluğun en önündeki kortejdi…

Terör masası ya da istihbarat, bilgi toplar, takip eder, dinler, inceler, ve terör eylemlerine karşı ön tedbirler alır, bu devletin hukuki yasal görevidir..

Örgüt sempatizanlarının yoğunlaştığı yerleri tespit edip ‘imha etmek’, işte bu olacak şey değil ve ihtimal dahilinde saymak hem çok abartılı sayılır, hem hukuki olarak sakıncalıdır, hem sorumluluk taşıyan vatandaşlık görevine sığmaz hem de toplumsal bir infiali provoke eden yanıltıcı bir açıklama tarzı olur..

Ancak polisin terör masasının kafasıyla örgüt sempatizanlarının nerede nasıl bir alan içinde hangi bölgede yoğunlaştıklarını bir yabancı istihbaratın diyelim İŞİD’in diyelim içimize sığmış CIA’nın diyelim Suriye’nin bilebilmesi işte felaket buradadır..

İstihbaratın en mahrem yeri burasıdır, istihbarati bilginin bam yeri burasıdır, kimler nerede kimlerle toplaşır hangi eylem ve mitinglerde yan yana gelir bilgisi, bir başka istihbaratın bilgisi dahilindeyse, o yabancı istihbaratın devleti ve toplumu anında bir bombayla tutuşturup üstüne benzin dökmesi hiç de zor değildir..

Devletin illegal örgüt sempatizanlarını eylemden uzak tutmasının yüzlerce siyasi sosyal ve hukuki yöntemleri vardır, bir devlet, ‘terör sempatizanı’ diye damgalayarak ‘imha etmeye’ kalkışıyorsa, orada devletin ‘çıldırmış’ olması gerekir ve Madımak örneğinden devletin çıldırmış olabilmesi ihtimali kimseye yabancı değil, ve terörü asıl azdıran terör, devlet terörüdür..

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, devletin istihbarat namusu yani kendi istihbaratı üzerinde hakimiyeti Suruç ve Tren Garı terör eylemleri bize gösteriyor ki ya hiç yoktur ya felaket düzeyinde tehlikededir..

Failleri an itibariyle şüphesiz bilemeyiz, ancak ‘istihbaratımızın’ başına gelen felaketlerin en büyüğünü düşünürsek, yani, yetmez ama evet anayasasıyla bir devletin ordu emniyet ve polisinin en mahrem yerlerine ‘cemaatin’ dolayısıyla CIA’nın girmiş olması tek tek failleri değil ama çok şeyi açıklar..

Şunu söyleyecek durumdayız, bu terör eylemlerinin asıl failleri, yetmez ama evet anayasasıyla ordunun emniyetin ve polisin en kritik en mahrem yerlerini ‘cemaate’ teslim eden yazarlar gazeteler kurumlar siyasi yapıların ta kendisidir..

Şimdilik bir hukuki arıza çıkarmadan geçelim..

CUMHURİYET YAZARI AYDIN ENGİN

Etnik ve mezhep iç savaşıyla ilgili siyaset bilimi teorisinden birkaç laf etmek zorundayım..

Bugün Cumhuriyet Gazetesi yazarı Aydın Engin, şu ifadeyi kullanıyor: ‘faşist sürüler ulusalcı sürüler’… Faşist sürüleri anladık da, ulusalcı sürü ne demek?

‘Ulusalcı sürü’ tabiri ancak gözü dönmüş bir manyağın hezeyanı olabilir, çünkü, böyle bir tabir delilik dışında kullanılamaz..

Cumhuriyet yazarının bu ifadeyi kullanmasını ya gözü dönmüşlüğüne ya cehaletine ya da içinde bulunduğumuz ‘etnik mezhep savaşından’ bir türlü çıkamayıp saçmalamaya başlamasıyla anlayabiliriz..

Üstelik ülkemizde ‘ulusal’ kelimesini moda edip yaygın kullanan ilk yer Cumhuriyet Gazetesi’dir.. Mesela ‘milli takım’ yerine ‘ulusal takım’ tabirini kullanmışlardır..

Cumhuriyet Tükiyesi’nde yaşayan ermeni Yahudi Boşnak Çerkes herkes ulusun vatandaş yurttaşlarıdır..

Yurttaşlar tapuda, nüfusta, siyasette, seçimde, vergide, eğitimde, seyahatte, bütün siyasi ve sosyal haklar karşısında ayrımsız imitiyazsız eşittir..

Hiçbir etnik yapıya ya da mezhebe devlet ‘torpil’ yapamaz, kayıramaz, bir etnik ve mezhep yapıyı öne çıkartıp imtiyazlı kılamaz..

Ulus ve ulusal ‘herkes’i kapsayan bir ifadedir, siyaset bilimi felsefesinin şimdilik son aşamasıdır, Amerika, Fransa, Rusya, Almanya, İtalya, hepsi ‘ulus’tur.. Bir kabilenin bir mezhebin bir etnik yapının ‘devleti’ değillerdir… Ve bu devletlerden hiç biri Protestanlara ya da Katoliklere torpil yapamaz kayıramaz..

Aydın Engin denilen yazarın ‘ulusalcı sürüler’ tabiri cehaletin, gözü dönmüşlüğün bir ifadesi, modern çağın canavarı işte bu insanlar..

Peki ‘ulusalcı’ değilsen nesin, ulusalcılığın karşıtlığı ‘federasyoncu’ ya da ‘imparatorlukçu’ olmaktır..

Ve ulusalcı olmak muhafazakar olmaya ya da sosyalist olmaya ya da ateist olmaya ya da kimliğini gizlemeye saklamaya hiçbir zaman ‘mani’ değildir, olmamıştır, tam aksine, herkesin kendi kimliğini birbirini boğazlamadan eşit haklardan yararlanarak inşa ettiği siyaset felsefesinin en sihirli en son formülüdür..

İşte burası çok önemli, bir etnik kavmi öne çıkartırsan, bir etnik yapı diğer etnik yapıya, ya da bir mezhebi yapı diğer mezhebi yapıya hiçbir zaman müsamaha gösteremez, tarih şahittir, büyük iç savaşların yüz yıl ve otuz yıl savaşlarının ve Orta-Doğu savaşlarının kökü bu müsamahasızlıktır..

Ancak laik devlet barındırdığı mezhep ve kimlikleri tolere edip müsamaha gösterir ve hepsinin hukuk karşısında eşitliğini sağlar..

Laik devleti ortadan kaldırırsanız devleti ele geçiren imtiyazlı etnik yapılar ya da mezhepler birbirlerini soykırımdan imhadan geçirir birbirlerine merhamet ve gözlerinin yaşına hiç bakmazlar.. Bu yüzden etnik ve mezhep iç savaş tehlikesinin panzehiri: ulus olmaktır…

Örnekleyerek ilerleyelim, diyelim PKK’ya özerklik verdiniz, PKK kendi bölgesindeki Araplar’ı Müslümanları korucuları sağcı aşiretleri Türkmen aşiretlere karşı müsamaha mı gösterecek yoksa Kobani örneğinde olduğu gibi sürerek yok ederek elli yüzyıl bitmeyen iç savaşların imhasından mı geçirecek?

Ya da Cemaat devleti ele geçirdiğinde devletin kadrolarına devletin yurtlarına kendi mezhebinin adamlarına öncelik veriyor, kendinden olmayanlara yaşama şansı imkan hiç tanımıyor..

Şimdi siyaset biliminin bu en temel teorisi ortadayken, Cumhuriyet Gazetesi yazarı ‘ulusal sürüler’ derken neyi kastediyor?

Ulusal, ulus, kavramları kafatasçılığın mezhep ve kabile taassubunun tek panzeridir, bu topraklarda dini dili etnik kökeni kim olursa olsun herkes cumhurbaşkanı olabilir, siyaset yapabilir, fikrini söyleyebilir, vergide tapuda hukukta mahkemede herkesle eşittir, panzehir budur..

Bu yüzden Avrupa kendi siyasi köklerine karşı muazzam bir hassasiyet gösterip koca bir birlik olmasına rağmen ‘etnik ve mezhep özgürlüklerini’ siyasi özgürlükler içinde kabul etmeyip redediyor.. Siyasi özgürlükler ancak birey yurttaş vatandaş tabiriyle karşılanıyor, bakın, birey yurttaş vatandaş kelimeleri ‘soyut’ tabirlerdir.. Mezhep ve etnik kimlik iması hiç taşımaz..

Gelelim ‘milli’ tartışmasına.. Bence ‘milli’ kelimesinin de hiçbir mahzuru yoktur.. Ancak ‘milli’ kelimesi II. Dünya Savaşı Avrupası’nının korkularını çağrıştırdığı için bir çok yazar bu kavram karşısında temkinli davranmaktadır.. Nasyonalist kelimesinin tercümesi olarak ‘milliyetçilik’ başa bela olmuştur.

Anadolu topraklarında doğup büyüyen insanların Anadolu’nun onbin yıllık renkleri çeşitliliği karışmışlığı yüzünden ‘milli’ kelimesinden endişe etmemelidir, ancak, Avrupa’dan nasyonalist kelimesinden tercüme edildiği için ırkçı kafatasçı bir şaibe taşıyor ve başka etnik ve mezhebi yapılara müsamaha hiç taşımayan tarihin en büyük II. Dünya Savaşı’nın ortasından geliyor..

Bu yüzden milli kelimesi utanılacak bir kelime hiç değildir ama kendini siyasasal eşitliklerini daha iyi ifade ettiği için ‘ulus’ ve ‘ulusal’ kelimelerinin kullanımı daha sağlıklıdır..

Bu kavramları daha çok açıklamaktan yorulmamalıyız ama bu kısa tariflerden sonra şimdi Aydın Engin denilen cahile soralım: ‘ulusal sürü’ derken neyi kastediyorsunuz?

Söyleyeyim, gözü dönmüşlüğü şurada: etnik ve mezhep milliyetçiliğine siyasal bir kapıyı asla aralamayan tehlikenin etnik ve mezhepçilikte olduğunu gayet iyi bilen cumhuriyetçiler’e sözüm ona küfür ediyor…

Gazetesinin adı nedir: Cumhuriyet!

Nerde yazıyor: Cumhuriyet’te..

Ne yazıyor: ‘faşist sürüler ulusal sürüler!’

Maksadı ne? Bir amacı yok. Gözü dönmüş etnik milliyetçiliğe kapı aralayamadığı için bokuyla oynayan delilere dönmüş, siyaset biliminin siyaset teorisinin en ileri en aydınlık herkesi bir arada eşit tutan ulus ve ulusalcılık kavramlarına ana avrat düz gidiyor…

Ve bu cehalet sadece maaş almıyor, ülkemizdeki etnik ve mezhep iç savaşını işte bu ‘delirmiş’ kalemler tetikliyor, kışkırtıyor!

Nihat Genç

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER