SON DAKİKA

BARAJ…

Gündem Yazıları

Milliyetçi Hareket

Gündem Yazıları

Devlet-Millet Değil , Vatandaş-hükümet

Bu haber 13 Haziran 2013 - 11:27 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

MURAT İDE

Taksim ve Taksim üzerinden Türkiye’nin dört bir yanındaki tabloda kim karşı karşıya sorusunun yanıtı bu.. En azından benim gördüğüm, benim okuduğum bu..

11 Haziran’ı 12 Haziran’a bağlayan gece sabaha kadar Taksim Meydanı’ndaydım.. Bengü Türk’te olan biteni anlatmaya çalıştık.. Gezi Parkı’nda turladım önce.. Tanıdık yüzler vardı, selamlaştık.. Ama daha çok tanımadıklarımla sohbet ettik.. Bir bankacı ile anıştırdı beni bir meslektaşım.. Sözlerine kulak verin, çünkü ettiği her söze bulunduğumuz toplulukta onay vardı:

– “Bu eylemi sahiplenmeye çalışanlar elbette olacak.. Ama asıl sorun, bu protestoların PKK ve radikal grupların eylemiymiş gibi sunulması.. Biz parkın içindeyiz.. Onlar meydanla park arasında.. O öcalan fotoğrafları beni deli ediyor.. Ama polis kaç gündür hiç sesini çıkarmıyor o görüntüye.. Ben o örgütle yapılan işbirliğini de protesto etmek için buradayım ama birileri beni onlarla aynı fotoğrafa yerleştirmek istiyor”

Bir kitapevinde çalışan genç kız girdi söze;

-İstiklal Caddesi’nde genellikle Çevik Kuvvet olur.. Kitabevimizde sebil var.. Ben su ikram ederim onlara.. Artık alıştılar, su için bizim oraya gelirler.. Ama öyle bir hava hakim odu ki, su verdiğim insanlara taş atıyor durumuna geldim..”

Sıkı durun.. Bir hanımefendi yaklaştı yanıma;

-Ben bir şehit ablasıyım.. Bu belayla nasıl aynana gelirim.. Onlar meydan dışında başka bir oyun oynuyorlar.. Allah affetsin ama polisin yanına gidip asıl benim onlara taş atasım var..

Arada son zamanlarda alıştırıldığımız üzere, “Onların da ifade özgürlüğü var” dien bir iki kişi çıktı ama homurtular üzerine sustular zaten.. Gezi’deki sözler böyleydi..

Ve polisler.. O kadar çok polisle sohbet ettik ki.. Yanıbaşımızda kalkanını döşek yapmış 15 dakika da olsa kestirmeye çalışanların yanında kısık sesle konuştuk, meydandaki patlamaların gürültüsüne rağmen..

Polisler öncelikle çalışma şartlarından muzdarip, tahmin edebileceğiniz gibi.. Perişanlar.. Ve hemen hepsinin işaret ettiği yer aynı;

-Bakın şurada apo denilen adamın fotoğrafları asılı.. Buna dayanmak kolay mı? Orada yüzlerce Türk bayrağı var.. O insanlar buna müsaade etmemeli.. Bu iş bitse de gitsek..

Ve daha sonraya bıraktığım başka notlar.. Ama Meydandaki iki noktadan hareketle attım yazının başlığını.. Henüz, DEVLET-MİLLET karşı karşıya değil.. Milletin bir bölümüyle hükümet karşı karşıya.. Dolayısıyla henüz çıkış daha kolay.. Ama iktidarın tavrı her geçen dakika kolay çıkıştan uzaklaştırıyor toplumu.. Çünkü hükümet ve yanındakiler, meydanda birbiriyle mücadele edenlerin psikolojisinin ve mantığının çoook gerisinde..

Dün sabah meydanda polisler slogan attı; “VATAN SANA CANIM FEDA.” Alkış nereden geldi? “GEZİ PARKI”ndan.. Sorunu çözmek isteyenler, işe bunu anlamaya çalışmaktan başlayabilir..

İKTİDAR BU İŞİ KAŞIYOR..

Gün içinde sosyal medyada bir not düşmüştüm;

-Bu günü olaysız atlatırsak, yarın farklı olabilir..

Ama olmadı.. Zaten öyle olmayacağının ilk sinyali İstanbul Adliyesi’nden geldi.. 50 avukat hem de adaletin sarayında yaka paça gözaltına alındı.. Bazılarının duruş ve tavırlarına dair eleştiri hakkım saklı olmakla birlikte, avukatlara yapılan muamele, bir iradenin gerginliği tırmandırmayı hedeflediğini fısıldıyordu bize..

Adaletin “Sac ayaklarından” birine yapılan muamelenin görüntüleri, demokratik bir ülkede eşi benzeri bulunmayacak türdendi.. Şuna inanıyorum, “Avukatlara bu muamelenin önü açılırsa, hiçbir şeyin önü alınamaz.”

***

Ve akşam.. 18.15’te meydandaki on binlerce kişiye polis bir anda müdahale etti..Taksim Meydanı boşaldı.. Müdahale topu topu 3.5 dakika sürdü.. Ve o günün sabahı geldi aklıma.. 10 kişiyi 3.5 saatte (sözüm ona) dağıtamayan güvenlik gücümüz, on binlerce kişiyi 3.5 dakikada dağıttı..

Daha öce de ifade ettim, yasa ve kurallarımız neyi gerektiriyorsa eyvallah.. Ama söyler misiniz, 11 Haziran sabahı saat 08.00’de başlayan müdahaledeki tiyatro neydi? Kendi “Yasal”, niyeti ve tavrı “Yasadışı” bir partinin birkaç elemanı “ŞEHİR GERİLLACILIĞI” oynarken, bir TOMA aracını bile yakabilmelerine imkan veren “tazyiksiz” su müdahalesi neydiSadece, 10 kişiyle, hadi ayağınız alışsın 100 kişiyle 3.5 saat baş edemeyen güvenlik gücünün, 10 saat sonra on binlerce kişinin bulunduğu meydanı 3.5 dakikada boşaltabilmesi neydi?

***

İddia ediyorum, Taksim’de oyunun yeni perdesi sahnede.. Siyasal iktidar 11 Haziran sabahı Taksim Meydanı’nda bir perde açtı.. Ve yine iddia ediyorum ki, bu perdede, bir “Tayyip Erdoğan” klasiği izliyoruz.. O “van münüt” diyor, ardından diğer aktörler yeni rollerle sahneye çıkıyor.. Ve bu oyunun, bu gerginliğin sürmesini bizzat siyasal iktidarın kendisi istiyor.. Yoksa zor değildi şu ana kadar, en azından tansiyonu düşürmesi..

Gösterilerin amacı “Gezi Parkı mı?” Emin olun atılacak birkaç adım bu işi halleder.. Buna inanmıyorsanız ve diyorsanız ki, gösterilerin amacı “Hükümet ve uygulamaları.” Aynı şekilde, her talebi, her uyarısı “Mağrur” edayla “Hadi ordan” yanıtı olan bir toplum, atılacak birkaç adımla sakinleştirilebilir..

Ama hayır.. İktidarın istediği bu değil.. İktidarın istediği, şu ya da bu şekilde sokağa kanalize olan toplumsal tepkiden çeşitli manevralarla nemalanmak..

BİRLİKTE BARIŞ ŞARKISINDAN,BİRLİKTE TİYATROYA..

İki söylemdeki farka dikkatinizi çekmek istiyorum.. Birincisi;

-EFENDİM BUNLARIN AMACI GEZİ’DEKİ ÜÇ-BEŞ AĞAÇ DEĞİL.. HESAPLARI BAŞKA..

Meselenin Gezi’deki üç-beş ağaç olmadığını psikolojik harekat üssü Sİ-EN-EN İNTERNEYŞINIL’dan KIRİSTİYAN AMANPOUR bile anlamış, bizi salak yerine koymayın.. Burayı hızlı geçiyorum..

İkincisi ise;

-“BAKIN, BÖLÜCÜ ÖRGÜT PAÇAVRALARIYLA DOLDURUYORLAR MEYDANI.. BU BÖLÜCÜ MİHRAKLAR ELBİRLİĞİYLE HÜKÜMETİMİZİ VE İSTİKRARIMIZI HEDEF ALIYOR” ağzı..

Peki, o halde birinci şıktaki “Üç-beş ağaç” sorusunu tersen soralım.. “MEMLEKETİN TAMAMINA KASTETTİĞİNDE SARMAŞ ROLAŞ OLDUĞUNUZ BÖLÜCÜ ÖRGÜTLE, GEZİ PARKI’NDAKİ 3-5 AĞAÇ İÇİN Mİ KAVGALI OLDUNUZ?”

***

İşte asıl salak yerine konduğumuz Nokta burası.. Beyler;

-Taksim Meydanı’nda gerillacılık oynayan PKK’lısı, KCK’lısı Habur’dan bu yana sizin korumanız altında şov yapıyor zaten.. Şovun mekanı mı bozdu sizi ?

-Her akşam televizyon ekranlarında, devletin televizyonunda bile ceplerini doldurup programlar yaptırdığınız ayarsızlar, hedef alıyor (ne kadarı ayaktaysa) istikrarımızı..

-öcalan teröristinin dev fotoğrafının önünde yapılan Nevruz şovuna, “BARIŞ GELİYOR” çığlıklarıyla alkış tuttunuz da, celladın Taksim’de 30 santime 50 santim fotoğrafları mı rahatsız ediyor sizi?

-Devletin imkanlarını seferber edip, alçak bir teröristten neredeyse” camiye müezzin” üretmeye çalışarak İMANIMIZI taşlarken tıkalıydı da, Taksim’de birkaç TOMA taşlanınca mı açıldı aklınız?

-Devletin tüm güvenlik imkanlarına rağmen, ellerinde, omuzlarında silahlarıyla sözüm ona “GÜNEY KÜRDİSAN’A” çekilirken(!), bomboş dağlarda, ovalarda göremediğiniz PKK’lıları, Taksim’de yüz binlerce insanın içinde mi seçti gözleriniz? Ki seçmesin demiyorum, “O kalabalıkta çıplak gözle seçerken, boş arazide ve üstelik optik gözlerle niye göremediniz?” diyorum..

-“Bu ceberrut devlet kendi halkına zulüm etti, inkar politikalarıyla yürüdü” diyerek talep ve varlık nedenine sahip çıktığınız, meşrulaştırdığınız örgütün, SALTANATIZINI riske eden gösterilerdeki rolü ne ola ki?

-30-35 yıldır, hiç bu kadar güçlü, meşrulaştırılmış, toplumsal destek bulamamış örgüt, sözüm ona BARIŞ(!) türküleri söylerken duymayan kulaklarınızın, Diyarbakır’da devletin televizyonundan bangır bangır bağırırken duymayan kulaklarınızın pası, Taksim’de mi silindi bir anda?

***

Eğir oturup, doğru konuşalım.. Bu kardeşinizin meslek hayatı sokaklarda geçti.. Gazi olaylarının da tanığıdır, İzzet kardeşimizi kaybettiğimiz Cizre olaylarının da.. Kızılay Meydanı’ndaki kesintisiz eğitim protestosunun da tanığıdır, Sultanahmet-Beyazıt’taki Cuma gösterilerinin de.. Kadıköy 1 Mayıs’ını da izlemiştir, 89 1 Mayıs’ını da.. Dolayısıyla, ister istemez, toplumsal olayların ruhuna hakimdir..

Meseleyi anlayabilmek için şu sorulara yanıt gerek;

-Bu pkk denilen örgüt, memleket bu kadar hareketliyken, Taksim’e ve diğer meydanlara onbinlerce insanı dökebilecekken, neden TAKSİM’de bu kadar az sayıda “TEMSİL(!)” ediliyor?

-Bu pkk denilen örgüt, gösterilerin ilk günlerinde yoktu da, neden 31 Mayıs akşamı yapılan ve olayları kontrolden çıkaran sert müdahaleden ve gösteriler kimlik değiştirdikten sonra ortaya çıktı?

-Dolayısıyla, Başbakan dahil tüm iktidar mensup ve sözcüleri, neden 31 Mayıs gecesi yapılan müdahaleye kadar “ÜÇ-BEŞ AĞAÇ” diyordu da, o andan itibaren, “büyük oyundan”, “bölücü örgütten, terör örgütlerinden” söz etmeye başladı?

-O andan itibaren, devletin televizyonu eliyle servis edilen “BAYRAK YAKMA” görüntüsü kimin, hangi amaçlı adımıydı? Ki o bayrak yakma mağrifeti de, 2010 yılında “AÇILIM” sevdasıyla kolkola yürüyüp coştuğunuz terör örgütünün Dolapdere’deki görüntüsüydü..

Dediğim gibi bu soruların yanıtı, oyunu ve yeni perdeyi görebilmemiz açısından önemli..

YAPTIKLARINIZ, YAPACAKLARINIZ teminatıysa eğer, çok huyluyum, kusura bakmayın.. Siciliniz beni düşünmeye davet ediyor.. Ve ” Düşünüyorum, öyleyse tezgahınızı yemiyorum..”

Günün Sözü: BİZ ÇADIRIMIZI, SIRTLANLARIN YOLU ÜZERİNE KURMUŞUZ..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.