Asikurtlar©

Devlet başa

Devlet başa
22 Ağustos 2016 - 19:09 'de eklendi ve 4599 kez görüntülendi.

 

 

Gaziantep’deki kahpelikle birlikte son üç gün içinde verdiğimiz şehit sayısı 70’i geçti. 15 Temmuz dahil teröre verdiğimiz şehit 320 civarında. Terör örgütlerinin tamamı sıraya girmiş durumdalar. FETÖ’nün bıraktığı yerde PKK, onların eksik kaldığı yerde IŞİD sahne alıyor. Ve Türkiye’nin her yeri terör tehdidine açık durumda. Toplu katliamlar yapıyorlar. Terör, kan ve gözyaşı ülkenin değişmezi oldu.

BİRARAYA GELMEYE MECBURUZ
Neresinden başlasak, aynı kapıya çıkıyoruz. Ülke bu hale nasıl geldi? 14 yıl tek başına iktidar olup da, sonra memleketin bu perişan hali karşında, “Allah ve millet bizi affetsin” demek, bir çıkış yolu olabilir mi? Yine bağrımıza taş basıyor, yine bu sorgulamayı bir kenara bırakıyor ve “önce ülkem” diyoruz. Akıl ve izan sahibi, zerre kadar ülke ve millet sevgisi taşıyan herkes, bu belanın nasıl atlatılacağına, felaketin eşiğine gelmiş olan memleketin nasıl düze çıkarılacağına, kafa yormak, katkı yapmak ve destek vermek zorundadır. İhtirasları, beklentileri, özel hesapları olanlar, bu memlekete en büyük darbeyi vuranlardır. Teröristlerden, kan dökenlerden, hainlerden hiçbir farkı yoktur. Yanlışı söylemek, doğruya teşvik etmek başka şeydir, “ya ben ya hiç” demek başka bir durumdur. Bir araya gelmeye, bu belayı defetmeye ve ülkemize sahip çıkmaya mecburuz. Bu bir tercih değil, her ne pahasına olursa olsun mutlaka yerine getirilmesi gereken bir milli görevdir.

DEMOKRASİ NÖBETLERİ
15 Temmuz sonrası birlik ve beraberlik için çok olumlu, çok isabetli ve çok faydalı bir atmosfer oluşmuştur. Bu şu ana kadar sürdürüldü. Ancak, bu yetmiyor. Daha fazlasını yapmak zorundayız. Daha önce defalarca yazdık ve Ortadoğu Gazetesi’nde manşet yaptık. FETÖ terör örgütüne karşı gösterdiğimiz tepkiyi, tuttuğumuz demokrasi nöbetlerini, ülkenin her yerinde dalgalandırdığımız ay-yıldızı PKK ve IŞİD için de aynıyla hayata geçirmek şart olmuştur. Elazığ’daki kalleş saldırıdan sonra bu kahraman şehrimizin yiğit evlatlarının ortaya koyduğu tepki çok bizi ümitlendirmiş ve heyecanlandırmıştır. Bunu bütün ülkeye yayar ve bu vatanın hiçbir yerinde hainlere, bölücülere, kahpelere, katillere, teröristlere müsamaha edilmeyeceğini, hayat hakkı verilmeyeceğini anlayacakları dilden gösterebilirsek, işte o zaman bu katil güruha en büyük darbeyi vurmuş oluruz. Hiçbir şekilde başaramayacaklarını, bu ülkenin sahipsiz olmadığını, ne pahasına olursa olsun bu milletin milli birliğinden ve bölünmez bütünlüğünden vazgeçmeyeceğini bu kahpelere göstermenin yolu budur.

KAHPELİK DAHA DA ARTTI
Millet olarak görevimizi yapmamız, siyasi sorumluluk taşıyanların işini kolaylaştıracağı gibi, oturup bir daha düşünmelerini de sağlayacaktır. Bu alanda söylenecek her şey aslında söylenmiştir. İstihbarattan tutun da, güvenlik güçlerinin moraline, teçhizine ve hatta sayısına varıncaya kadar her şeyi gözden geçirmenin zamanı çoktan gelmiştir. Burada bir noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum. 15 Temmuz sonrasında terör saldırılarında kısa bir sessizlik oldu. Sonra öncesinden çok daha amansız, çok daha kahpe, çok daha sinsi şekilde saldırmaya başladılar. Bunun birinci sebebi bu toz-duman içinde, ülke ve devlet kendi iç meseleleriyle uğraşırken, her yere yeniden silah ve bomba yığma ve teröristlerini yerleştirme ve yeniden toparlanma imkanları bulularıdır. Ama ikinci ve asıl sebep Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine düştüğü durumu fırsat saymalarıdır.

TSK GÜÇLÜ OLMAK ZORUNDA
Elbette güvenlik güçlerimiz ellerinden gelenin çok fazlasıyla ve canlarını ortaya koyarak bu kalleşliği durdurmak için her şeyi yapıyor. Ancak moral ve motivasyon açısından, eleman ve istihbarat bakımından çok hazin bir süreç yaşadığımız da acı bir gerçektir. Onun için her fırsatta ve ısrarla Türk Ordu’sunun bir an önce her şeyi ile ayağa kalkması, yeniden güçlü, iddialı, moralli bir şekilde dosta güven, düşmana korku salması gerektiğini yazdık ve söyledik. Eğer terörü önce durdurup, sonra bitireceksek, eğer Türkiye’nin bölgesinde iddialı bir konuma gelmesini ve caydırıcı olmasını istiyorsak, bunun başka yolu yoktur. Arkasında güçlü ve kararlı bir ordu bulunmayan hükümetlerin ne sözü dinlenir, ne de dikkate alınır.

MİLLİ BİRLİK HÜKÜMETİ
Bu kadarla da bitmiyor. Oluşmuş olan siyasi havanın artık kağıt üzerinde kalmaması gerekiyor. Artan ve azan kahpelikler karşısında ne yapılması gerektiği milli güvenlik zirvelerinde görüşülüyor, ama değişen bir şey olmuyor. 15 Temmuz sonrasında olduğu gibi yine bu ülkenin birliğinden yana olan siyasi partilerin bir araya gelip durum değerlendirmesi yapması ve bir ortak yol bulmasının çok faydalı olacağı kanaatindeyiz. Kimi çevrelerde milli birlik hükümetinden de söz etmeye başlamışlardır. AKP’nin kendi durumunu tekrar gözden geçirip, özellikle FETÖ ile iç içe geçmiş sicilini de dikkate alarak, yeni bir değerlendirme yapmasına bağlı olarak, bir milli birlik hükümetini kendisi gündeme getirmelidir.

MİLLİ DEĞERLERE SAHİP ÇIKILMALI
Kesin olan şey, AKP’nin büyük yanlışlar yaptığı ve ülkenin bugünkü acı tablosunda birinci derecede sorumluluk taşıdığıdır. Kaldı ki, akıl almaz yanlışlarını kendileri de görmüşlerdir ve keskin çarklar yaparak, işin içinden çıkmaya ve normalleşme sağlamaya çalışıyorlar. Başarılı olmaları, sonuç almaları samimi ve içten temennimiz ve dileğimizdir. Ancak bunun için çok daha fazlasını yapmak gerekiyor. Adama göre, duruma göre, menfaate göre siyasetle artık bir yere varamayız. Milli değerlere yeniden sahip çıkılması, Cumhuriyetin kurucu ayarlarına dönülmesi, itilen, yok sayılan, mağdur edilen, yetişmiş, ehil, liyakat sahibi, samimi, dürüst vatan evlatlarına el uzatılması şarttır. Bunlar söylenmiştir, ama henüz hiçbir şey yapılmamıştır. 7 Ağustos mitinginde en çok alkış alan ve meydanı dalgalandıran sözün, sayın Bahçeli’nin, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü olduğunu kimse unutmasın. Ya devlet başa, ya devlet başa.

Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER