SON DAKİKA
istanbul bayan escort escort mersin

Devekuşu Yumurtasından Bozkurt Çıkmaz!

Bu haber 01 Kasım 2012 - 19:04 'de eklendi ve 38 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

Gerek Perinçek Sendromu başlıklı yazıma sosyal medyada verilenbazı tepkilere bakarak, gerekse umumi gözlemlerim neticesinde, bünyemizde “kendimizden şüphe duymak”la başlayan derin bir düşünce boşluğunun varlığına şahit oldum.Bu boşluk büyük ölçüde kendini tanımamaktan kaynaklanıyor.

Fıtratla ilgili “ben bilirimciliğin,” Ülkücülerin yetişme tarzındaki karakter sertliğinin bilimsel bir tartışmaya olan olumsuz etkisini bir tarafa bırakarak çalışmayı biraz daha derinleştirmek, tahlilden, tomografiye doğru sürüklemek istiyorum. Hayır, bir tababet iddiam yok. Kimseyi hasta filan da ilan etmiyorum.Yaptığımız sadece Kültür Tarihçiliği…

Gazeteciler, toplumun sadece fotoğrafını çekerler. Sosyologlar ve Tarihçiler ise derine inebildikleri, kesit alabildikleri ve meseleyi üç boyutlu inceleyebildikleri ölçüde daha önemli bir iş yapmış olurlar.

Türkiye’de kişilerin siyasi ve ideolojik tercihlerde bulunmasının uzak ve yakın nedenleri vardır. Mesela “Kerbela Olayı,”belirgin biruzak nedendir. Ahmet Necdet Sezer’in Ecevit’in önüne anayasa kitapçığı fırlatması ve onu takip eden ekonomik kriz ise nitelikli bir yakın nedendir.

Bu mantık çerçevesinde Kurtuluş Savaşında 48 şehit vermiş bir köyün, Laik rejimi Milliyetçi ve Cumhuriyetçi bir kabullenme içinde ağırlıklı olarak önce CHP’li sonra MHP’li fertler yetiştirmesi de doğal bir durum sayılır.

Dedeleri akıncı, eşkinci tımarlı sipahisi, sekban, seymen, zeybek ve efe olanların Ülkücü, düyun-u umumiye katibi, kumpanyahammalı, meyhaneci ve Grekhayranı olanların ise başka partilerden olması sürpriz değildir.

Helal süt emmeyi, gusül abdestsiz gezmemeyi, alın teriyle kazandığı toprağına sahip çıkmayı ve nihayet şehit kanıyla kazanılmış bir vatanı ölümüne savunmayı şeref belleyen çiftçilerin ve çobanların torunlarının Ülkücü olması doğaldır. Buna karşılık, havadan toprak ve para kazanan, arazi gasp eden, kaçakçılık ve fuhuş sektörünün insan kaynaklarını oluşturan feodal karaktersizlerin 7’den 70’e BDP’li olması da kimseye garip gelmemelidir.

Yani hiç birimiz durup dururken Ülkücü olmadık. Bir PKK’lıyı PKK’lı yapan da TİKKO’cuyuTİKKO’cu yapan da geçmişin Maocularını İşçi Partisi adı altında vatansever hallerine sokan da uzak ve yakın tarihte yaşanan olaylardır.

Milliyetçilik, öncelikle kişisel özgüvene sonra da mensup olunan millete güven duymaya dayanan bir düşünce sistemidir. Ülkücülük ise en zor zamanlarda, milli varlığımız tehlikedeyken Milliyetçi olabilme kararlılığıdır.

1960’larda etnik yapılardan güç alan, dış destekli, “azınlıkçı-sosyalist” bir devrim hazırlığına karşı, ölümü göze alarak, hiç karşılık beklemeden mücadele etmek, Türk siyasi tarihinin en şerefli zümrelerinden biri olan Ülkücü Hareketi ortaya çıkarmıştır. Vatan eğer ana ise Ülkücü hareket onun “ak sütü”dür. Şimdi süte su karıştırmak, kirli suları sütten makbul görmek eğiliminde olanlara bir çift sözümüz var.

Bu karşılıksız, umarsız, fedakâr ve diğergam insan tipinin omuzlarında yükselen böylesine temiz bir ideolojik hareketin mensuplarının bir eziklik duygusu, beceriksizlik ve başarısızlık kompleksi içine sürüklenmesi,net bir “psikolojik savaş operasyonu”dur.

Evet… Bizim hiç bir zaman hücre evi adı verilen garsoniyerlerde beslenen kısa saçlı sarışınlarımız olmadı. Doğrudur!.. Bizim “entel barlarda memleket kurtarırken” havalı havalı rakı içmişliğimiz yok belki bunlar bizimeksiklerimiz…

Haram yemeyiz ve bu yüzden de “şanlı devrimciler” gibi banka filan soymadık biz… Varşova paktına öykünerek “NATO’ya hayır” naraları atmayışımızı, İçişleri Bakanlığında CIA ajanları otururken Dolmabahçe’deki üç beş gariban yankiyi denize atmayışımızı, millet malıdır diyerek Kültür Sarayını, şehir hatları vapurunu ve İETT otobüsünü yakmayışımızı bir eksiklik olarak görüp; solun evrensel atraksiyonları karşısında komplekse kapılabilirsiniz.

Hatta daha da ileri giderek “Ülkücülüğünmuvazaalığını” sorgulayabilirsiniz. Ancak iyi biliniz ki bu kompleks hali, psikolojik savaşın pentatlon sahasında içine düşülen bir İtalyan çukurunda debelenmekten farksızdır.

Ülkücülerin adı-adresi, teşkilatı-partisi, ideolojisi-doktrini ve siyaset yöntemi bellidir. Sokakta gözüne biber gazı yemedi diye kendi siyasetçilerini turuncu devrim karşısında pasif kalmakla suçlayanlar, MHP üzerinde oynanan oyunu iyi okuyamayan maceraperestlerdir.

Bazıları, Ülkücüleri kendi BAAS maceralarına ortak etmek veya MHP’den ulusalcı partilere oy çalmak için, daha “aktifliğin tanımı” bile yapılmamışken bir “pasiflik edebiyatı” yapıyor.

Bazıları da bu edebiyatı, 10. Büyük Kurultay’da Devlet Bahçeli’ye karşı mevzi kazanmak için özümsüyor, benimsiyor ve kullanıyor.

Dünkü gevşek cemaatçilerle dünküsıkı Maocuların birdenbire kıymete binerek, Ülkücülerin gözü önünde halvete girmesinin anlamı budur. Bize göre bu durum,yeni bir “deve kuşu” vakasıdır.

“Bin devekuşu yumurtasından bir Bozkurt bile çıkmayacağı” ise cümle Ülkücülerin malûmudur.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.