Asikurtlar©

Çürümeyen ne kaldı?

Çürümeyen ne kaldı?
07 Haziran 2016 - 16:10 'de eklendi ve 4151 kez görüntülendi.

 

 

Ülkeyi esir alan yalan, talan ve ihanet düzeninin fazla sürdürülemeyeceğinin ortaya çıkması, beraberinde çok daha sert, çok daha hazin, çok daha sarsıcı bir anlayışı getirdi. İktidarlarını sürdürebilmek için eşi-emsali olmayan yöntemlere başvuruyorlar. Bunun adına da “yeni Türkiye” diyor ve başkanlığa bağlıyorlar. Yeni ve farklı bir durumla karşı karşıya kaldığımız doğrudur. Türkiye hızla bir felakete sürüklenmektedir ve bu gerçekten de yenive çok tehlikeli bir durumdur.

DÜNYADA ÖRNEĞİ YOK
AKP iktidarı ile birlikte yaşananların ne Türk, ne de dünya tarihinde emsali ve örneği yoktur. Herbiri bırakın iktidarda kalmayı, tarihten silinip gitmek için fazlasıyla yeterlidir. Şeref masalarında ülkenin varlığı ve birliği üzerinden pazarlıkların, Oslo, Habur ve Dolmabahçe rezilliklerinin ne Türk tarihinde, ne de dünya tarihinde bir örneğini daha bulamazsınız. En ilkel kabilelerden imparatorluklara kadar araştırın, böyle bir ihanet dönemine rastlayamazsınız. “PKK bizim için neyse PYD’de odur. İkisi de terör örgütüdür” sözünün üzerinden saatler geçmeden, bu örgütlere silah, mühimmat ve eleman yardımı yapılmasına yol verilmiştir. Cumhuriyet Bayramında topraklarımızdan törenle geçmeleri sağlanmış ve lahmacun ikram edilmiştir. O yanlışlar bugün bize silah, bomba, hendek, şehit, kan ve gözyaşı olarak geri dönmektedir. 17-25 Aralık gibi dünya tarihinin gördüğü en büyük yolsuzluk ve rüşvet iddialarına rağmen, iktidarını devam ettiren bir başka örnekle karşılaşmak da asla mümkün değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır.

FİİLİ DURUM !
Dünyanın en büyük ihanetlerine, en büyük talanlarına imza atanlara bir defa daha iktidar verilmesinin de kainatta ikinci bir örneği yoktur. Nitekim, ülkeyi böyle bir zihniyete yeniden teslim etmenin bedelini artık sadece içeride değil dışarıda da ağır biçimde ödüyoruz. Kelimenin tam anlamıyla bir saltanat düzeni kurulmuş, hukuk, demokrasi, insaf, vicdan rafa kaldırılmıştır. Anayasa ve kanunlar gayet açık ve net olmasına rağmen, ihtilal dönemlerinde dahi görülmemiş bir fiili durum oluşturulmuştur. Böyle bir iradenin, böyle bir zihniyetin hak, hukuk ve adalet gözetmesi elbette ihtimal dışıdır. Bunların yerini, yalan, talan, ihanet, göz boyama, alay etme, ele geçirme ve kendinden başkasını yok sayma almıştır. Oluşturulan bu hazin ortamda,ülkenin yapayalnız kalması, etrafının kuşatılması, bütün vatan millet düşmanlarının paylarına düşeni almak için harekete geçmesi eşyanın tabiatı icabıdır. Haramın helal, yalanın doğru kabul edilmesinin vicdanlara uyması mümkün olmayacağı gibi, sonuçları da bunu tamamlayacak şekilde gelişiyor. Gençlerin gelecek kaygısıyla çırpınması, çocukların sokak ortasında bonzai kriziyle kıvranarak ölmesi böyle bir düzenin kaçınılmaz sonucudur. Cinnet geçirip karısını ve çocuklarını katleden babalar, kredi kartı borcunu ödeme gücü olmadığı ve itibarından olma endişesiyle intihar eden insanlar bu dönemin sembolleri olarak tarihteki yerini şimdiden almıştır.

DİNDARLIK BU MU?
Çürüme tepeden başlayınca her yeri sarıyor, istisnasız bütün değerler bu talan düzeninin malzemesi olmaktan ileri gidemiyor. Milli ve manevi olarak büyük ve derin bir çöküş yaşandığını bütün araştırmalar acı şekilde ortaya koyuyor. AKP öncesinde namaz kılma oranı yüzde 40’lardayken bugün yüzde 28’lere gerilemiştir. Bu oran İmam-Hatip mezunları arasında yüzde 13’tür. İslam vakıf mülkleri üzerinden birilerine rant sağlanmasında hiçbir sakınca görülmemiştir. Bir yerde tıkanma olması durumunda anında meclis çoğunluğu devreye sokulmuş, henüz birkaç ay önce çıkarılmış kanunun bu defa tam tersine çevrilmesinde en küçük bir tereddüt yaşanmamıştır. Bu sebepledir ki, belli bir kesim için sözde muhafazakârlık yükselmiştir, ama samimi dindarlık, ahlâk, erdem, doğruluk, dürüstlük rafa kaldırılmıştır.Toplumu ayakta tutan temel direkler yok edildiği için çözülme, bozulma ve çökme hız kazanmış ve her yanı sarmıştır.

TÜRK OLMAK SUÇ
Almanya’da Alman, İspanya’da İspanyol, İngiltere de İngiliz, Yunanistan’da Yunan olmak gurur duyulacak bir durumdur, ama Türkiye’de Türk olmak, Türk Milletinden söz etmek, neredeyse suç sayılmaktadır. Bayrağın tahrik unsuru olarak görüldüğü, dağlardaki, okullardaki, meydanlardaki, Atatürk büstleri ve “Ne Mutlu Türk’üm Diyene!” sözlerinin bölücülük olarak değerlendirildiği ve her türlü saldırıya uğradığı tarihi bir dönemden geçiyoruz. Yargının hali bir başka tarihi vakadır. Hak ve hukuk arayanlara her türlü engelleme yapılırken, yalanlar, talanlar, ihanetler, hukuk kapsamı dışına çıkarılmıştır. Hukuku temsil edenler iktidarın sözcülüğüne savunmuşlardır ki, bu kelimenin tam anlamıyla tuzun kokmasıdır. Nitekim hukuka güvenin de yerlerde süründüğünü, bütün kamuoyu araştırmaları ibret verecek biçimde belgeliyor.

BAŞIMIZA BELA YAĞIYOR
Son üç yılda 18 yaşını doldurmadan evlendirilen çocuk sayısının 130 bini aştığı, kadın cinayetlerinde her gün yeni bir rekorun kırıldığı, komşularla sıfır sorundan sorunsuz komşunun kalmadığı, 3 milyondan fazla Suriyeli mültecinin ülkemizde her an patlamaya hazır bomba gibi kontrolsüz dolaştığı, sınırlarımızdan her türlü tehdit ve tehlikenin kolayca geçip başımaza bela olarak yağdığı bir tabloyu, hep birlikte yaşıyoruz. Hemen herkesin takibe alındığı, ülkenin en mahrem bilgilerinin yabancı devletlerce dinlendiği ama sözünün dinlenmediği bir acı gerçekle karşı karşıyayız. Afrika’da, ismi bilinmeyen ülkelerde büyükelçilikler açarken, en yakın komşularında en kritik bir dönemde büyükelçiliklerin olmayan bir ülkeyiz. Toprağına PKK paçavralarının asıldığı, eli kanlı katillerin heykellerinin dikildiği, Türk bayraklarının indirildiği bir düzeni bize, “çözüm” diye yutturmaya çalışanların diyetini, millet olarak ödüyoruz.
Bizi ürküten bu tablonun çok daha ağırlaşmasıdır. Zira, yaptıkları yapacaklarının ispatıdır. Bu zihniyet, bu iktidar var oldukça yarın bugünleri de arayacağımız muhakkaktır. Silkinmenin ve kendimize dönmenin zamanı çoktan gelmiştir. Zira, bu böyle gidemez
Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER