SON DAKİKA

Cumhuriyet Değerleri – Ülkücülük Üzerine…

Bu haber 07 Eylül 2013 - 11:30 'de eklendi ve 6 kez görüntülendi.

Şükrü Alnıaçık

İlim gereği biraz “ulusal egemenlik, Laiklik…” filan deyince millet bizim CHP edebiyatı yaptığımızı zannediyor. Oysa hadisteki “ilim Müslümanın yitik malıdır” misali, cumhuriyet değerlerinin Ülkücülükle çelişen bir tarafı yok. CHP’nin uygulama hataları ve ideolojik sapmalar, bir milli inkılap hamlesini kızıl devrimciliğin kapısına kadar getirmiş ve 1970’lerde bu durum Türklüğün ideolojik masdarı olan Türk Milliyetçilerinin kanının akmasına da sebep olmuştur. Cumhuriyeti bizim ele alış biçimimizle jakoben ulusalcıların algılayış biçimi farklıdır. Ama bu durum bizi cumhuriyetçi olmaktan uzaklaştıramaz. İsterseniz başa dönelim:

“Kolektif tasavvurlar, coşkun krizler sırasında çok şiddetli heyecanlarla çerçevelenerek son derece büyük bir kudret ve güç kazanırlar.

Kolektif tasavvurların bu biçimine ülkü adı verilir. Kolektif tasavvurlar asıl ülkü biçimini aldıktan sonradır ki, gerçek ülkücülerin etkeni olurlar.

Mesela Türkçülerin ortaya attıkları Türkçülük düşüncesi genç bir topluluğun kafasındaki tasavvuru Türk milletine yayarak onu bir ülkü biçimine dönüştüren Trablusgarp, Balkan Savaşlarıyla I. Dünya Savaşındaki yıkımlar olmakla beraber, bu ülküye resmilik veren ve onu uygulayan da ancak Mustafa Kemal oldu.”

Bu sözler, İstanbul’un işgalinden sonra İngilizler tarafından sürüldüğü Malta’dan döndükten sonra 1923’te “Türkçülüğün Esasları”nı neşreden, iki ay sonra da Atatürk tarafından milletvekilliğine aday gösterilen Ziya Gökalp’e aittir. Bu saygı ve itibar, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşındaki idealist yapıyı, yani “Kuvay-ı Milliye Ruhu”nu koruma gayretinin bir göstergesidir.

Gökalp, kitabının “Ülkücülüğün” sosyolojik bir gelişkinlik aşaması olduğunu belirttiği bölümünde özetle şunları söylüyor:

“Durkheim, idealciliği (Ülkücülüğü) toplumun coşkun halleri ile yani sosyoloji ile açıklıyor. Ona göre bütün kolektif olaylar, ideallerden veya onların hafif dereceleri olan kolektif tasavvurlardan ibarettir.”

Bu cümlelerden, ve Atatürk’ün Gökalp’e gösterdiği saygıdan, 1920’lerdeki eğitim inkılâplarının sadece idealist anlamında da olsa “Ülkücü bir nesil yetiştirmek üzere planlandığı” anlaşılıyor.

Bu gayenin Atatürk’ün ölümünden sonra sekteye uğradığı ve Alparslan Türkeş tarafından 1960’ların sonunda yeniden hayata geçirilmek istendiği, ispatı mümkün bir hakikattir.

Ziya Gökalp, iki sebeple “halka gitme”nin zorunlu olduğunu 1923’te kaleme aldığı “Türkçülüğün Esasları” adlı ilmi manifestosunda açıklamıştı. Atatürk’ün bu kitabı başucundan ayırmadığı, daha ilk uygulamalardan anlaşılıyordu. Gökalp, seçkinlerle sınırlı kalan Meşrutiyet Türkçülüğünden rahatsızdı:

a)- Halktan milli kültür terbiyesi almak için, halka gitmek gerekiyordu.

b)- Halka medeniyet götürmek için, halka gitmek gerekiyordu.

Halka doğru gitmek, milli kültüre doğru gitmek demekti. Çünkü halk, milli kültürün canlı bir müzesiydi. Gökalp ayrıca Halkçılığı “Allah’ın kılıcı” Türkçülüğü, “Allah’ın kalemi” olmak şeklinde tasnif ediyordu. Bu tasnif son derecede isabetli ve manidardır.

“Kılıç”la temsil edilen “hukuk ve adalet”tir. Saltanatın kaldırılmasından toprak reformuna kadar pek çok “Halkçı” inkılabı, zalime veya gâsıba vurulan ilahi bir kılıç darbesi olarak görmenin bilime aykırı bir tarafı yoktur.

Gökalp’in bu ifadeleri, hem, MHP’nin siyasi doktrini olan “9 Işık”ın, hem de 1970’lerde kaleme alınan kültürel manifestosu olan “Türk İslam Ülküsü”nün ilham kaynağı ve ilmi referansı olmuştur.

Türkçülüğün Esasları’nın 1969 yılında Milliyetçi Hareket yayınları arasında yeniden basıldığını hatırlarsak; Gökalp analizlerinin, “Ülkücülüğün sosyolojik temeli” olduğunu rahatça söyleyebiliriz.

Yaşanan gerçeklikle birlikte değerlendirdiğimizde Milliyetçi Hareketin ve Ülkücülüğün değerler platformu, hatasıyla sevabıyla Atatürk’ün kurduğu ulusal Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Biz turuncu devrimlere ve sonu belirsiz bahar projelerine bunun için karşıyız. Liberal, bireyci, bencil, eyyamcı ve Türk kültüründen uzak, “Ortadoğulu” insanların yönettiği bir Türkiye’de Ülkülere ve Ülkücülere yer bulunamaz. Emperyalistlerin AKP projesiyle varmak istedikleri hedef ise budur.

AKP’nin Milliyetçiliğe ve Ülkücülüğe bu kadar düşman olmasının sebebi, sadece MHP’nin iktidarın tek alternatifi olması değil, bu partinin cumhuriyete ve onun temellerindeki idealist milliyetçiliğe karşı giriştiği “karşı devrimci” mücadeledir.

Türk Milliyetçileri, bu oyunu bozabilecek güce ve kabiliyete sahiptir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.