Asikurtlar©

Çözüm Sürecine İlk Öğrenci Kurban: Fırat!

Çözüm Sürecine İlk Öğrenci Kurban: Fırat!
23 Şubat 2016 - 12:30 'de eklendi ve 3998 kez görüntülendi.

2010 yında meydana gelen Afet İnan ve Sabri Ok arasında Oslo görüşmelerinde çok ilginç bir diyalog geçiyor. Görüşmelerde çok tuhaf bir konuşma geçiyor. Bugün bu bombalar, bu mühimmatlar nası ülkeye girdi diye soranlar, o günkü konuşmada neler geçtiğini, neler söylendiğini görmeyenler, duymak istemeyenler daha ne kadar sağırlığa devam edeceksiniz, ne kadar üç maymunu oynayacaksınız? Daha ne zamana kadar yanlış yapanları savunacaksınız?
Bugün yaşanan bu bombaları, patlayan silahları Oslo2da konuşan, bulunan AKP adına konuşanlar (AKP adına diyorum; çünkü Tayyip Erdoğan görüşmeye ben gönderdim, sıkıntısı olan varsa bana söylesin demiştir) konuyu çok net bir biçimde ortaya koyuyorlar:
“Afet Güneş: Biliyoruz metropolleri de doldurdunuz bu arada patlayıcılarla doldurdunuz.
Sabri Ok: Yok canım.
Afet Güneş: Hepsini biliyoruz”
Şimdi bu görüşmeler zabıt altında ve zabtlar yayınlandı. Soruyoruz o zaman bu görüşme metnini okuyan, bugün ey Amerka diye bağıranlar sayın başbakan, iç işleri bakanı, ilgililer, o gün, ‘Ey Afet İnan, ey Hakan Fidan bu ne demek oluyor? Patlayıcıları ve silahları metrepoller doldurdunuz ne demek? Gerçekten böyle bir şey var mı, varsa nereye koyduklarını biliyormusunuz?’ diye niye sormadılar? Nasıl ourda ülkeyi yönetenler bu soruları sormuyorlar, hatta onlar PKK’lı teröristler daha serbest davransınlar, hareket etsinler diye, ki bu zabıtlarda bunlarda var valilere, emniyet güçlerine, askerlere ‘-Aman ha çözüm süreci bozulmasın. Teröristlere dokunmayın.’ diyenler bugün ülkeyi ateş topuna dönmüş taziye çadırı haline getirdiniz?
PKK’ya o kadar taviz veridiki, şehirlerdeki yapılanması KCK, gençlik yapılanması YDG-H hep AKP döneminde kuruldu ve işlerlik kazandı. Bu dönemde şehirlerde etkin oldular.
Çözüm sürecinin yürülükte olması nedeniyle PKK üniversitelerimizde de işi azıttı. Devletle mücadele edenler AKP sayesinde bir yerde devlet güçlerini arkasına aldılar. Bayrağa her türlü saygısızlığı yaptılar, Atatürk heykellerini yaktılar, okullarda koridorları, bahçeleri birer PKK sokağına çevirdiler.
Sahne kurup bahar şenliği adı altında halay çektiler, şarkılar söyleyip bebek katilinin posterini açtılar, çaputları salladılar, PKK standı kurdular… Üniversitelerde polisin yerine geçip, kimlik kontrolü yapar hale geldiler. Kendilerinden başka görüşe sahip gençleri rahatsız ettiler. Sınavlara girmesine engel oldular. Üniversite yönetimleri bu duruma sessiz kaldı, hatta PKK gücünü artırsın diye yaptıklarına ses çıkarmadılar.
Kantinleri okumayan; ancak destek kuvvet olsun diye dağlı adamları, 30-35 yaşında kana susamış insanları hazır kuvvet olarak doldurdular. Yurtları baskı altına aldılar, okullarda şiddet uyguladılar. Artık o kadar korkusuz hale gekdiler ki okulların duvarlarına ‘PKK burada’ yazarak devlete meydan okudular. Okul idareleri, polis, nasıl olsa ses çıkarmıyordu. Onlarda istedikleri gibi at koşturuyorlardı.
En ufak bir çatışmada basının da ‘karşıt görüşlü öğrenciler’ diye lanse etmesiyle desteğini almışlardı. Sanki ülke aklını yitirmiş, bir akıl tutulması yaşıyordu. PKK’nın siyasi organizasyonunu sempatik kılmak için her türlü yayın, her türlü destek yapılıyordu.
PKK için bugünler hazırlık, alt yapı oluşturmak demek olan çözüm süreci tüm hızıyla işlerlikte idi. Normal sokak kavgalarında bile bazı insanlar ben Kürdüm diye bönbürleniyorlardı. Vekhasıl Türkiye az badirelerden geçmedi. Dağları, Güneydoğu’da şehirleri, en sonunda da eğitim kurumlarını PKK’ya teslim edenler, bu örgütün siyasi kanadını da palazlandırdılar.
Bu gidişatı taçlandırmak ve gençliği iyice baskı altına almak için ilahlar kan akıtılmasını istiyordu. İşte böyle bir ortamda Ege Üniversitesine kamp kuran, adeta üstlenen PKK, bir yağız delikamlı olan rahmetli Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nu hem sınavlara sokmuyor, hem de baş faşist ilan edip, fotoğrafını duvarlara asıyordu.
Fırat’sa bu toprakların Türk toprakları, bu okulların Türk okulları olduğunu haykıran, gençlerin tahsilini tamamlaması için haykıran Ülkücü Hareketin neferiydi, okul Reisi idi. Taşıdığı sorumluluğun sahibi olarak, meselelere çözüm arayan bir genç olarak okulunda sivrilmişti. O vakit PKK’nın okullarda korku imparatorluğu yaratması için bir kurban gerekiyordu.
O kahredici niyetle hemen hemen bütün Türkiye’de tanınmaya başlayan Fırat bu korku imparatorluğunu kurmak, gençliği şidete yenik düşürmek için, eğitimi ele geçirmek için karar veridi. Tam da sırasıydı, çözüm süreciyle dağdaki hakimiyetleri tamdı, şehirler yavaş yavaş kontrollerine giriyordu, bütün bunlar olurken eğitim ve gençlik üzerindeki hegomonyaları, baskıları, oluşturmak istedikleri korku imparatorluğuna bir kurban gerekiyodu. Tam da herkes PKK’dan yanayken, hükümet PKK’yla masaya oturmuşken kan akmalı ve baskı kurulmalıydı.
İşte böyle bir ortamda biz Fıratımızı şehit verdik. Savaş alanında ya da dağda değil, PKK’nın kontrolumuz altında demek istediği okulda, eğitim kurumunda şehit verdik. Bu açıdan bakarsanız çözüm sürecine verilen ilk siyasi öğrenci şehittir Fırat.
Ülkenin patlangaç haline dönmesine, PKK’nın her yerde, her alanda mesafe almasına, Güneydoğu’da baskıyla kurduğu korku imparatorluğunu okullarda da sürdürmesi için çözüm süreci nedeniyle verdiğimiz şehittir Fırat.
Çözüm sürecine ülkeyi feda etmiş bir AKP iktidarı Fırat’ı mı düşünecekti. Ülkesini seven insanları mı düşünecekti? Fıratı şehit eden PKK’lı teröristler, dağda eğitim görmüş öğrenci kılığına girmiş müsveddelerdir; ancak asıl sorumlu her ne pahasına olursa olsun çözüm süreci sürecek diyen AKP iktidarı sorumludur.
Fırat’ın katili çözüm sürecidir. Çözüm süreci nedeniyle kaybolan kamu düzeninde disiplin, güvenlik zafiyeti neticesinde, PKK’ya verilen özgürlükler, serbest, rahat hareket etme sayesinde cesaretlenen bölücü örgütün eylemlerini tamamen baskıyla, şiddetle yaratmaya kalkıştıkları korku imparatorluğu için gerekli bir ölümdü. ve öylece gerçekleşti.
İlahların unuttuğu Milliyetçi Ülkücü Hareketin yapılanlar neticesinde yılmayacağı idi. Fırat’ın şehadeti Ülkücü Hareketi daha da birleştirdi, son nefeste kelimei şehadet getirmeye hazır imanlılar olarak azimlendirdi. Onlar “Önkuzu ön kuzu önde gider Önkuzu” diyerek, dantelli kefenlerle değil, her gün helallaşarak, ölürsem şehit, kalırsam gazi diyerek güne merhaba diyenlerdendi.
Fırat’ın şehadeti, okullarda korku imparatorluğu kurmak isteyen sadece PKK’yı değil, çözüm sürecinin sarhoşluğuna kapılmış olan AKP’yi de korkuttu.
Bugünlerin sorumlusu da, okullardaki terörün de baş mimarı, baş sorumluları, bebek katilinin isteğiyla, Amerikan’ın yol çizmesiyle çözüm sürecini sahneleyenlerdir.
Herkes şunu anladı ki kan akıtmak isteyen, kana teşne iki ayaklı köpekler, yeterli kanları varsa kendi kanlarında boğulacaktır. bir gün millet Salih Dursunlaşıp kırmızı kartı bu çözümcülere göeterecek ve onları oyunun dışına itecektir.
Bu vesileyle davası başlayan bugünde Hareketin son şehidi Fırat’ı ve ondan geriye giderek ilk şehidimiz Ruhi Kılıçkıran’ı ve arad verdiğimiz tüm şehitlerimizi, ayrıca Allah, vatan, bayrak için toprağa düşmüş tüm şehitlerimizi rahkmet, minnet, şükranla anıyor, saygıyla aziz hatıraları önünde eğiliyorum. Ruhunuz şad, mekanınız cennet olsun! Allah’ın rahmeti kuşatsın sizleri, el fatiha!
Sağlıcakla kalın!

Fikri Atılbaz

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER