Asikurtlar©

Çözülmeyen Sorunların Yeni Başkanı ve Merkez Bankası

Çözülmeyen Sorunların Yeni Başkanı ve Merkez Bankası
20 Nisan 2016 - 21:58 'de eklendi ve 4167 kez görüntülendi.

 

 

Gelişmiş ülkelerle az gelişmiş ülkeleri birbirinden ayırt etmek için bir çok kriter kullanılmaktadır. Bunlardan belki de en önemli olanı; gelişmiş ülkelerde ekonomideki kurumlar ve kurallar yerli yerinde iken az gelişmiş ülkelerde kurumlar ve kurallar seçilen yöneticilere göre veya iş başındakilerin yeteneğine göre değişebilmektedir.

 

Ülkemizin az gelişmiş bir ülke olduğunu kimsenin söylemeye hakkı yoktur.
Çünkü bizim ülkemiz gelişmekte olan bir ülkedir. Peki bu az gelişmiş ülkeler arasından ayrılarak gelişmekte olan ülke tanımlamasına ne zaman sahip olduk derseniz 1964 yılındaki Birleşmiş Milletler Ticaret Kalkınma Konferansı (UNCTAD) akla gelmektedir.

 

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım 1964’ten beri gelişmekte olan bir ülkenin vatandaşıyız ve bir türlü gelişmiş ülke ünvanına sahip olamıyoruz. O zaman mevcut durumu sorgulamak zorundayız. Biz neden gelişmiş ülke olamıyoruz? Bunun cevabını bulmak için ilk iki cümleyi yeniden okumamız gerekiyor.

Az gelişmiş ülkelerde kişilere olağanüstü misyonlar yüklenmesi genel bir alışkanlıktır. Bir sorunla karşılaşıldığında kişiler suçlanır yeni seçilen kişinin bütün sorunların üstesinden geleceğine dair bir beklenti oluşturulur. Bu tartışma şimdi Merkez Bankası için başlamış gözüküyor.

 

Merkez Bankası başkanı Erdem Başçı’nın yerine atanan ve bankanın başkan yardımcısı olan Murat Çetinkaya için olağanüstü beklentiler oluşturulmaya başlanmış durumda. Bu noktada bir tespiti yapmak zorundayız, Merkez Bankası göreve getirilen başkana ve ekibine göre farklı politikalar izleyebilir mi?

Yeni başkanın, Erdem Başçı’nın bir türlü yapmadığı veya yapamadığı faiz düşürme kararını gerçekleştireceğine dair bir beklenti sürekli olarak piyasalara söyleniyor. Hatta bu konuda bazı televizyon programlarında ve köşe yazılarında Erdem Başçı dönemindeki Merkez Bankası’nın geçen dört yıl boyunca ortaya koyduğu yüzde 5 enflasyon hedefini bir türlü gerçekleştiremediği fiyat istikrarı konusunda başarılı olamadığı ve aynı zamanda büyüme hedeflerinin de gerçekleşmediği konusunda adeta ağız birliği yapılmış gözüküyor.

 

Kanaatim odur ki bu söylenenler büyük ölçüde doğrudur. Bunların neden başarılamadığı konusunda geniş bir tartışma yaparak yazımızı sıkıcı hale getirmek istemediğimden sadece buradaki eleştirilere katıldığımı söyleyebilirim.

Bununla birlikte aklıma takılan soruyu sizinle paylaşmak isterim. Geçen dört yıl boyunca Merkez Bankası başkanı ve ekibinin başarısız olduğu her kesimin kabul ettiği bir gerçek olarak ortada dururken, başarısızlığın nedeni olarak ta kişilerin yönetim anlayışı sorgulanırken ve yeni başkanın da tüm bu sorunları çözeceği iddia edilirken benim aklıma takılan soru şudur.

 

Yeni başkan Murat Çetinkaya son dört yıldır Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olarak Erdem Başçı ile görev yapmış ve başarısız olunmuşsa ve şimdi başkan olduğunda bütün sorunların çözüleceği bekleniyorsa birileri bizimle eğleniyor mu?

Demek ki sorun başkan olamamasıymış diye kendimi ikna etmek için aklımı zorlamaya çalışıyorum ve başarılı olmasını içtenlikle diliyorum. Aksi takdirde yerine göreve gelecek birisi için (muhtemelen başkan yardımcılarından biri) yazılacak övgüleri ve kendisi içinde yazılacak eleştirileri şimdi den görür gibiyim.

İsterseniz kişiler üzerinden meseleleri tartışma sığlığını bir kenara bırakarak Merkez Bankası’nın ciddiyetine yakışır birkaç kelam edelim. Merkez Bankası özellikle 1999 yılından beri fiyat istikrarını sağlama konusunda hükümetler ile birlikte yoğun bir faaliyet içerisinde olmuştur. Günümüzde tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki merkez bankalarının fiyat istikrarını gerçekleştirmek için politika tasarladığı ve bunun da merkez bankacılığının temel hedefi haline geldiği gözükmektedir.

 

Doğruluğu ülkeden ülkeye veya ülkelerin ihtiyaçlarına göre tartışmalı hale gelen bu hedef Türkiye’de de uzun zamandır kabul görmüş gözükmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Merkez Bankaları adeta para kurulu olarak görev yapmakta ve yerli paranın değerini koruyarak ülkedeki enflasyonu frenlemeye çalışmaktadır.

Merkez bankaları için faiz oranı paranın fiyatıdır. Örneğin faiz oranı yüzde 10 iken bankadan bir yıl için 10 000 TL kredi kullandığınızda bir yıl boyunca 10 000 TL’lik alışveriş yapmanın veya bu paraya sahip olmanın bedeli sizin için 1000 TL olacaktır. Ancak faiz oranı yüzde 20 ise 10 000 TL’nin bedeli 2000 TL olacaktır. Parayı bir mal olarak düşünürsek faiz oranları bu mala sahip olmanın fiyatını bize göstermektedir. Bu durumda faiz oranın düşmesi mal olarak tanımlanan paranın fiyatının düşmesi demektir.
Bu durumda paranın fiyatının düşmesi insanların daha fazla kredi çekmesine neden olacak ve kredi artışı da mal ve hizmet talebinin artışına neden olacaktır. Bu durumda ise iki temel sorun ortaya çıkacaktır. Bunlardan birincisi artan mal ve hizmet talebinin fiyatları ve dolayısıyla enflasyonu artırması, ikincisi ise bizim gibi üretimi yetersiz olan bir ülkede talep artışının ithalatı artırması ve ülkeden döviz çıkışını büyütmesidir.

Bu durumda döviz çıkışının fazla olması ise ülkede dövizin kıt olmasına ve yabancı paraların daha değerli yerli paranın daha değersiz olmasına neden olacaktır. Bir başka deyişle faiz düşüşü her şartta enflasyonun artmasına yol açmaktadır.

Bunun bir çözümü elbette vardır. Örneğin Merkez Bankası bir taraftan faizi düşürerek talebi artırırken diğer taraftan da ortaya çıkan döviz kuru artışının frenlemek için piyasaya sahip olduğu döviz rezervlerini satarak müdahale edebilir.

Bir başka deyişle Merkez Bankası döviz rezervlerini eriterek hem faizi hem de döviz kurunu düşürebilir. Elbette bu politikanın bir bedeli olacaktır. Bu politika yeni bir politika da değildir ayrıca Merkez Bankası bunu 1993 yılında uygulayarak ülkemizin 1994 krizine sürüklenmesine yol açmıştır.

Peki Merkez Bankası beklenenin aksine faiz oranlarını düşürmeden enflasyonu frenlemeye çalıştığı takdirde ne olabilir. Bu durumda da ortaya çıkan durgunluk nedeniyle büyüme hızı düşecek son aylarda görüldüğü gibi işsizlik oranları artacaktır.

Görüldüğü gibi Merkez Bankası’nın yeni başkanın elinde bir sihirli değnek yok. Faiz oranları düşürse döviz kurları artacağı için herkes eleştirecek, faiz oranlarını yüksek tutsa işsizliği artırdığı için eleştirilerin hedefi olacak.

Yapısal reformların yapılmadığı, ekonominin önemli kurumlarının köşe yazarları ve danışmanlar tarafından yönlendirilmeye çalışıldığı, kişilere göre politika beklentilerinin oluşturulduğu ve sürekli eskilerin yanlış yaptığı yenilerin mucize yaratacağı beklentisi ile oyalanan az gelişmiş ülkelerin kötü alışkanlıklarından kurtulmuş Türkiye özlemi ile..

Doç.Dr.Celal Taşdoğan
Kaynak:Haberyiva

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER