Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın zor durumda olduğunu sözlerine, kızgınlığına, öfkesine, nefretine, bol bol başvurduğu siyasi yalanlarına ve iftiralarına, herşeyden medet uman hamlelerine, dost dediklerini düşman gibi, düşman dediklerini dost gibi göstermesine, tehdide ve şantaja başvurmasına, devletin tüm imkanlarını seferber etmesine, her şeyi ve herkesi istismar etmesine, telaşına, muhalefet partilerine yönelik akıl almaz suçlamalarına bakarak anlayabiliriz.
Başbakan kendinde değildir. Kendini kaybetmiş durumdadır. Özellikle referandum süreci başladığı günden bu yana telaşlı bir haldedir. Referandumun sonucunu ölüm-kalım gibi görmesi de bu telaşının en çok yansıyan yönüdür. Başbakan için “kalım” olacak sonuç Türk milleti için zarar, Başbakan için “ölüm” olan sonuçlar ise Türk milleti için kazançtır. Onun kaygısı siyasi menfaatleridir. Bugüne kadar ortaya koyduğu siyasi görüntü budur.
“Evet” çıkarabilmek için trilyonlarca harcama yaptığı, her yolu denediği halde anketlerde “Hayırcıların” önde ya da “Evetçilerle” baş başa gitmesi, doğal olarak kendisini kaygılandırmaktadır. Son 1 haftada referandumdan “Evet” çıkarabilmek için elinden geleni ardına koymayacaktır! Onun için artık her yol mübahtır. Hiçbir sınırı, ölçüsü kalmamıştır. Devletin parası, imkanları, kendisinin siyasi yalanları ve iftiraları en büyük kozu olacaktır.
Çünkü kendisi adına aksi sonuç çıkarsa, bu sonuç AKP’nin çözülüşünün, Cumhurbaşkanlığı hayallerinin bitişi olacaktır.
O yüzden “Hayırcı” safındaki tüm kişi ve kurumlar bu son hafta içinde yaşanacakları çok dikkatli takip etmelidir. AKP, ölüsüyle-dirisiyle her türlü siyasi tezgaha başvuracaktır.
Dikkat dikkat Recep Tayyip Erdoğan var!
ALPARSLAN TÜRKEŞ’İ “EVET”Çİ YAPACAK KADAR KÜÇÜLDÜ
2009 yılına kadar AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın vatana ihanetlerini yazan ama şimdi büyük değişime uğrayan jöleli gazetecinin cıvık cıvık yağ kokan programına katılan Başbakan, programın bir bölümünde “Merhum Türkeş hayatta olsa, o da Evet derdi.” şeklinde bir cümle kurdu. Bugün adını siyasi menfaatleri için anan Recep Tayyip Erdoğan geçmişte Başbuğ Türkeş’e “Irkçı, Kafatasçı” diye hitap ettiği Kürt Raporları hazırlatan birisidir.
1991 yılında Refah Partisi ile MÇP(MHP) arasında yapılan seçim ittifakına ilk karşı çıkanların başında gelen Recep Tayyip Erdoğan’ın, hazırlattığı raporun 10. maddesinde aynen şunu yazıyordu: RP, Türk ırkçısı MÇP ile işbirliği yapan milliyetçi-muhafazakâr-sağcı bir parti şeklindeki eleştirilerden yakasını ancak böylelikle kurtarabilir. Bu özeleştiri veya değerlendirme süreci, İttifak'tan dolayı RP'den kopan arkadaşları tekrar kazanmaya, hem de bölgeye dönük yeni taktik ve stratejilerin daha aklı başında bir biçimde belirlenmesine imkan sağlayacaktır.”
http://www.etikhaber.com/content/view/64840/28/
“Milliyetçi-muhafazakâr-sağcı bir parti” görüntüsü o günlerden Recep Tayyip Erdoğan’a büyük rahatsızlık vermektedir. MHP’ye 1991 yılından itibaren bu şekilde düşmanca bakan ve 2010 yılına kadar her türlü hakareti yapmış birisidir kendisi. Başbuğ Türkeş’e yaptığı çirkin benzetmeleri Ülkücülere de defalarca yapmıştır.
Ülkücülere “Irkçı, kafatasçı, mafya bozuntuları, kandan beslenenler, kopuklar” gibi birçok hakareti eden Recep Tayyip Erdoğan, şimdi “MHP’li-Ülkücü kardeşlerim” diye hitap etmektedir. 12 Eylül 2010 gününe kadar böyle gider. Çünkü şu an zor durumda. PKK’lı geçmişi bilinenlere iltifat, Ülkücülere iltifat, CHP’lilere iltifat ederek oy devşirmeye çalışıyor.
Diyarbakır’a gidiyor gündüz "Vallah ben Apo'yu özledim. Dostlar ben Apo'yu özledim." diyen PKK’lı sanatçılara övgüler yağdırıyor, akşam yine Diyarbakır’dan canlı yayınlanan programda ise “Merhum Türkeş hayatta olsa, o da Evet derdi.” diyebiliyor. Recep Tayyip Erdoğan’ı kurtaracak oy verilsin de PKK’lı olsun, Ülkücü olsun, Devrimci olsun hiç önemi yoktur. Tek derdi kendisi ve sıkıntıda olan geleceğidir.
Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in adını kirli zihniyeti ile kullanmaya çalışanlara MHP Lideri Devlet Bahçeli Konya mitinginden “ Şimdi kalkmış, diyor ki rahmetli "Alparslan Türkeş yaşasaydı ‘Evet’ derdi. Yani rahmetli Başbuğumuz yaşasaydı bu gizli gündemi anlamayacaktı, Recep Tayyip Erdoğan'ın arkasına takılan bazıları gibi ‘Evet’ mi diyecek zannediyorsun? Sen Türkeş Bey'e ne kadar saygı duyuyorsun? 1991 yılı ittifakı sırasında ittifakın bir ara sarsılarak bozulmaya girdiği bir süreçte Güneydoğu'da 8 tane il başkanı anahtar bırakıyor, o sebepten dolayı ittifakı yaşatmakta zorluk çekiyoruz diye o dönemde Refah Partisi hangi nedenle bu önerilerde bulunuyordu. Refah Partisi yöneticileri o dönemi iyi anlasın, bunu Türk milletine anlatsın. Güneydoğu'da "Listede Alparslan Türkeş'in ismi var. Biz yoğuz" denmesinin arkasında, Recep Tayyip Erdoğan'ın ve Mehmet Metiner'in Kürt Raporu vardır, onun zihniyeti vardır. O dönem MHP ne dedi? ‘Biz Alparslan Türkeş'i bağımsız değil, başımızda görmek isteriz.’. Şimdi kalkıp Türkeş’i kullanmaya çalışan o eskimiş ve ülkücü sıfatını kullananların, PKK'nın işbirlikçilerinin arkasından koşa koşa giderken ağızlarına ne ülkücülüğü ne de Türkeş'i almaları lazım. MHP olarak görüşümü net olarak ifade ediyorum.12 Eylül günü MHP'liler sandığa gidecek ve açıkça tutumlarını ortaya koyacaklar.” açıklamalarıyla tepkisini göstermiştir.
Recep Tayyip Erdoğan için Türk milliyetçileri, Ülkücüler her daim düşman olmuştur. Hayatında ilk defa Ülkücülere “kardeşlerim” diye seslendiği dönem, şu son 1 aylık dönemdir. PKK’lılara da ağıtlar yakanların, Ülkücüye “kardeşlerim” diye seslenmesi zaten ikiyüzlülüklerini ortaya koymaktadır. Ülkücüler Recep Tayyip Erdoğan’ın oyunlarına aldanmadan 12 Eylül 2010 günü gereken dersi verecektir.
Hiçbir Ülkücü vatanı pazarlayanlara, satanlara kendisini satmaz, pazarlamaz.
|