|

Dr. Pusat Asilsoy 12 Eylül 1980 tarihi bütün Türk Milliyetçileri için kahredici bir gündür. Bu vatanı komünistlere teslim etmemenin bedelini çok ağır ödemiştir, MHP ve ülkücü hareket mensupları. 1968’te başlayan komünist terör hareketine karşı bağırlarını siper eden ülkücüler en ağır şartlarda vatanlarını, namuslarını ve dinlerini müdafaa etmişlerdi. 1980 yılına kadar, 12 yıllık süreçte birçok defa yalnız kalmışlar, kurşunlara hedef olmuşlar, devleti idare edenler tarafından potansiyel suçlu ilan edilmişler, hapislere girmişler, can vermişlerdi. Milliyetçi hareket bütün bunlara maruz kalmış fakat yolundan asla dönmemiştir. Ölen şehit, kalan gazi denilerek gidilen bu yolda tereddüt yaşamamıştır. Referandum sürecinde, 12 Eylül darbesi, darbe anayasası v.s. ezber laflar kullananların hiçbiri, tarihin karanlık süreci olan o acı yılları ülkücü hareketin mensupları kadar bilemez. Bizim evimiz kurşunlanırken, aile fertlerimizin adları ölüm listelerinde dolaşırken, katlimize ferman yazılırken yaşamak ne demekmiş yalnız biz biliriz. Kurşunların arasında kalan beşikteki bebeğini kurtarmak derdindeki annem bilir, o mücadelenin manasını. Oğlunu çok sevdiği okulundan eliyle uzaklaştırmak zorunda kalan babam bilir, çileyi. İla-yı Kelimetullah için, cihad için varını yoğunu, büyük servetini harcayıp, 12 Eylül ihtilalı sabahına beş parasız uyanan ailem bilir, çekilenleri. Darbeden sonra, gece sabaha kadar, evdeki bütün kitapları, plakları, evrakları yakan çocuk yaştaki ağabeyim bilir, Allah için yapılan bir mücadelenin bedelini. Darbe sonrası günlerce evine dönemeyen, çocuklarını göremeyen MHP yöneticisi babam bilir, ülkücülerin yaşadıklarını. Babamın dostlarının çoğu kara toprakta, bir kısmı zindanlarda işkencelerde, bir kısmı da yurt dışında kaçak vaziyetteydi zaten 12 Eylül darbesi olduğunda… Bedel ödemeye 12 Eylül’den çok önce başlamıştı ülkücüler. 12 Eylül darbesinin sebeplerinden biri de şüphesiz ülkücü hareketin büyük bir güç kazanması ve tek başına iktidara yürümesiydi. ABD ‘nin darbe emrinin arkasında Milliyetçi Türkiye’nin önlenmesinin paniği vardı. Türk-İslam sentezinin cihan hâkimiyetinden duyulan endişe, ABD ve onun işbirlikçileri için darbeyi mecbur kılmıştı. Darbe en ağır bedeli ülkücülere ödetmişti. Tayyip’in o dönemdeki ağababaları, siyasi liderleri sıkıyönetimin bir kapısından girip, öbür kapısından işbirlikçi olarak çıkmışlardı. Dara çekilen ülkücülerin vatan sevdası olmuştu. Başbuğ yıllarca cezaevlerinde yatmış, ülküdaşlarıyla birlikte idamla yargılanmıştı. Maalesef ki, darbecilerle işbirliği yapan cemaat mensupları, siyasetçiler, gazeteciler mevcuttu. Ülkücü hareketin içinde bir avuç karakter zaafı olan insan müsveddesi, darbeden sonra yaşanan süreçte ihbarcı, işbirlikçi, iftiracı olmuştu. Zaten bugün gazetelerde yer alan, ‘eski ülkücü’ beyanatlarını da o günün dönek isimleri vermektedirler. Daha sonraki yıllarda ülkücü hareketin bölünmesi için partiler kurulması da o günün döneklerine verilmiş dolaylı ABD talimatıdır… Lakin ülkücü hareket mensuplarının büyük çoğunluğu, 12 Eylül ihtilalının travmasını atlatmış ve vatan aşkı için gece, gündüz çalışmaya devam etmişlerdir. Ülkücü hareket 12 Eylül sonrası bir defa iktidar ortağı olmuştur. AKP’nin foyasının ortaya çıktığı ve milletimizin ekseriyetinin fakirlik yaşamaya başladığı günümüzde, iktidarın en büyük alternatifi milliyetçi harekettir. Ülkücüler, tek başlarına iktidara geldiklerinde, ABD’nin emriyle darbe yapanlardan da, sekiz yıldır vurgunculuk, teslimiyetçilik ve işbirlikçiliği halinde vatan ihanet edenlerden de hesap soracaklardır. MHP iktidarının ilk adımı 12 Eylül 2010 günü, AKP’nin mağlup edilmesiyle atılacaktır. Tarihimizde ikinci bir kahpe Eylül gününün yaşanmaması için, hainlere verilecek ikinci bir ders için, 12 Eylül’de hayır diyeceğiz…
|