AKP iktidarı da Anayasa Değişikliği paketini adeta “parlak çekme” yöntemi ile hazırlamıştır. AKP iktidarı çok önemsediği 2 madde yanına, 27 madde daha ekleyerek, o iki maddeyi ele geçirmek için adeta siyasi manada ‘parlak çekmeye’ çalışmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin üyelerini ‘badem bıyıklı’ yapma ve HSYK’yı etki altına alma düşüncesi, AKP’yi en çok ilgilendiren konulardır. Muhalefet de bunun farkındadır ve kamuoyuna AKP’nin bu parlak çekme tezgâhını anlatmaya çalışmaktadır. Yoksa engelli vatandaşlarımıza yönelik girişimlere, kadınlara pozitif ayrımcılık yapma vb. diğer maddelere kimsenin zaten karşı çıktığını yok, çıkması da mümkün değildir. Ama AKP’nin parlak çekme maddeleri ile bu maddeler aynı paket içinde olunca, AKP’nin de “Ne yani bu maddelere karşı mı çıkıyorsunuz?” tarzındaki siyasi ukalalıklarına şahit olmaktayız.
AKP hedefindeki 2 maddeye ulaşabilmek için her yolu denemekte ve onun için kılıktan kılığa girmektedir. AKP Türkiye’de tüm kurumları yandaş hale getirmiştir, yargıyı da yandaşlardan yaptıkları vakit, herhalde uzaya doğru yol alıp, oralarda varsa uzaylıları da ‘badem bıyıklı’ yandaş haline getirmeye çalışacaktır.
Merhum Kemal Sunal’ın bir filmi vardı. O filmde Kemal Sunal bir şirketin toplantısına katılmış, ama dikkati dağılması gereken yöneticilerin zevkine göre kimine dergi, kimine sakız, kimine puro vermeye kalkmış ama hepsini birbirine karıştırarak toplantıda kavga çıkarmayı başarmıştı. AKP de referandum sürecinde, Ülkücünün yanında Ülkücü, PKK’lının yanında PKK’lı, Solcunun yanında Solcu, Ateistin yanında ateist, dindarın yanında dindar gibi davranarak oy toplamaya çalışmaktadır. Bazen de nerede nasıl davranacağını unutarak hareket etmektedir.
Mesela miting meydanlarında Recep Tayyip Erdoğan ve yazılı-görsel medyada yandaş basın “Ey MHP’liler, AKP’ye referandumda destek verin ‘5 bin kişilik kadroyu örgütlerime vermeseydim de MHP`ye mi verseydim’ diyen Mehmet Moğultay’ın (dönemin Adalet Bakanı) zihniyetini temizleyelim.” dediği bir zamanda, filmdeki Kemal Sunal’ın yanlış dağıtım yapması gibi Hüseyin Çelik ortaya çıkıyor ve “Özel Harekât Timleri içinde çok yanlış adamlar vardı. Bıyıkları aşağıya doğru sarkık, tipik MHP militanı görüntüsü veren insanlar vardı” diyerek zihniyet olarak Mehmet Moğultay’dan farklı olmadıklarını gösteriyorlardı.
Yani özetle diyorlar ki: Mehmet Moğultay MHP’lilere karşı düşmanca duygularla yaklaştı, biz MHP’lilere düşmanlığı Mehmet Moğultay’dan daha iyi yaparız.
“Yargıdan solcu temizleyeceğiz” diyorlar, AKP de solcu, komünist, devrimci kökenli bakandan, milletvekilinden geçilmiyor. Meclis kürsüsünden şehidimiz Mustafa Pehlivanoğlu’nun idamdan önce ailesine yazdığı mektubu sansürleyerek ve ağlıyor rolü yaparak okuyor, Samsun mitinginde yine Ülkücü şehit Hüseyin Kurumahmutoğlu’nun adını miting konuşmasında anarak ve şehidimizin abisini mitingde konu mankeni yaparak, Ülkücüleri aldatmaya çalışıyor ama APO’nun ev arkadaşlığını yapmış olan Ülkücü katilini de AKP’den milletvekili yapabiliyor.
AKP-BDP-PKK-İmralı ortaklığında, Habur sınır kapısında PKK’lı teröristleri karşılama organizesi yapacak kadar pervasız davranıyorlar. Ortaya çıkan bölücü şov manzarasını "Habur Sınır Kapısı'nda yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye'de iyi güzel şeyler, umut verici gelişmeler oluyor. Bunu son derece olumlu ve sevindirici bir gelişme olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum."(Recep Tayyip Erdoğan/21 Ekim 2009) şeklinde övmekten dahi çekinmiyorlar. Ama bir bakıyorsunuz referandum sürecinde bölücülük taleplerine daha çok taviz koparabilmek adına “Boykot” kararı aldığını açıklayan BDP’yi, MHP ile birlikte hareket etmekle suçlayacak kadar ucube bir siyaseti de uygulamaya çalışıyorlar. BDP ile birlikte ihanet projelerini uygulama noktasında her taşın altına beraber ellerini sokuyorlar, ama milleti kandırma konusuna gelince de her türlü fırıldaklığa imza atıyorlar.
Çoğu zamanda “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” sözünün gerçekliğinde hareket ederek, yalanları ile ortada kalıyorlar. “MHP, CHP, BDP hepsi aynı safta bize karşılar.” propagandası yaptıkları günlerde PKK ile oturup anlaştıkları ortaya çıkıyor ve PKK’nın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ve Başbakanın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın açıklamalarından devlet birimlerinin İmralı’daki alçakla bu manada görüşme yaptığı ve sözde ateşkes anlaşması yaptıkları anlaşılıyor.
Recep Tayyip Erdoğan, AKP-PKK arasında ortaya çıkan anlaşma üzerinde duran MHP’ye “Alçaklar, Şerefsizler” diye 2-3 gün saldırmış ve “Mızrağın çuvala sığmadığını” anlayınca da "devletin istihbarat birimlerinin gerektiğinde PKK ile görüşebileceğini" açıklamak zorunda kalmıştır. Sanki devleti yöneten kendisi değil…
Mumlarının söndüğü bir diğer konu da, 12 Eylül 2010 referandumu için sürekli kullandıkları “12 Eylül 1980 darbesinin tüm izlerini sileceğiz, Kenan Evren’den hesap soracağız.” şeklindeki sazanlara yönelik yapmış oldukları propaganda olmuştur. Bir diğer konu ise, meydan meydan gezip bu propaganda yaparlarken, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve AKP’nin en etkili ismi Dengir Mir Mehmet Fırat’ın çıkıp hesabın böyle sorulamayacağını söylemesi olmuştur. Alanında uzman tüm hukukçuların söylediği de budur. Peki, bu yalana şahitlik edenler kimlerdir? Onlar AKP’ye destek vermek ve kendilerini AKP’ye pazarlamak isteyenlerdir. Kenan Evren ile bugüne kadar her manada dostluk yaşayanların,”Kenan Evren’den hesap soracağız” demesi ancak zekâ düzeyi düşük kişilerin düşüncesine seslenme ve etkileme taktiğidir.
AKP’nin temel siyaseti yalan ve iftira ile şekillendiği için, referandum sürecinde bunun örneklerini bol bol görüyoruz.
AKP, güvercinlerle uğraşanların parlak çekme taktiği gibi her kesime parlak çekme denemeleri yaparak referandumda “Evet” sonucunu çıkarmaya çalışmaktadır.
AKP’nin kendine ait itibar gören yüzü kalmamıştır. Zaten sağdan soldan, özellikle de soldan toplama bir parti olduğu için bir ideolojisi de yoktur. Her gün başka fikirlerin, ideolojilerin maskesi ile oy dilenmektedir. AKP’nin siyasi yalanları, iftiraları ile şekillendirdiği “parlak çekme” propagandalarına inanmak için, herhalde kuş beyinli olmak lazımdır.