Asikurtlar©

Çok konuşmak değil ciddiye alınmak önemli

Çok konuşmak değil ciddiye alınmak önemli
11 Şubat 2016 - 13:00 'de eklendi ve 4272 kez görüntülendi.

 

Siyaset çok konuşmakla, çok gezmekle olsaydı,  tek taraflı, amansız, hukuksuz, adaletsiz bir şekilde devlet televizyonları başta olmak üzere bütün medyayı kontrole alıp saatlerce propaganda yapmanın, huzura, kalkınmaya, ülkenin itibarına ve saygınlığına bir etkisi bulunsaydı, Türkiye bugün dünyanın en ileri, en medeni, en huzurlu, en kalkınmış ülkesi olurdu.Zira, AKP yöneticilerinin en iyi yaptıkları, hatta tek başarılı oldukları şey, çok konuşmak, çok gezmek, medyayı ele geçirip saatlerce aynı masalları anlatmaktır. Ancak, sonuç vahimdir. 13 yıldır sürdürülen bu amansız politika ile gelinen yeri, hiç kimseye gerek kalmadan sayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan söylüyorlar. Ülkenin yangın yerine döndüğünü, etrafının kuşatıldığını ve dünyanın hiçbir yerinde sözüne itibar edilmediğini anlatıyorlar. Bunun sonucu olarak, ortaya çıkan terörün, yalanın, talanın, itibarsızlığın, çöküşün, çözülmenin, çürümenin ağır ve acı bedelini de Türk milleti ödüyor. Hatta bu bedel sınırlarımızı aşıyor ve bütün Müslüman alemi ödemek zorunda kalıyor.

 

HANGİ BİRİNİ ANLATALIM?

“Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz” diyen bir özdeyişimiz var. Çok konuşmanın zaman zaman ortaya nasıl trajikomik şeyler çıkardığının sayısız örneklerine şahit olduk. Acı ve çarpıcı itiraflardan tutun da, gaflara, hatta gerçeklerin tersine çevrilmesine kadar onlarca örneği bir çırpıda sayabiliriz. Sıfır sorundan nerelere geldiğimizi mi, Anayasanın nasıl ayaklar altına alınıp fiili durum oluşturulduğunu mu, “van minüt” tiyatrolarının vardığı yeri mi, “bu davanın savcısıyım”dan kumpas kurulduğu ilanlarına nasıl gelindiğini mi  anlatalım?AKP iktidarlarından 20 sene önce yapılmış Kars Havaalanını, “Kars’da havaalanı olacağı kimin aklına gelirdi?” diye övünülerek anlatılmasın mı istersiniz,  PKK ile kurdukları ortaklıkla ilgili şeref itiraflarını mı ararsınız, şehirleri ele geçirip silah yığmalarına göz yumulduğu beyanları mı düşünürsünüz, ne ararsınız var. Amerikan filmlerinde gördükleri köpeklerin çektiği kızakları, Türkiye gerçeğiymiş gibi anlatıp, buradan bir sonuç çıkarılmaya uğraşılmasını bile ibretle izledik.

                                    

HEM DÜŞMAN HEM MÜTTEFİK!

Daha dün, millet sırtından seçilmiş muhtarlara verilen saltanat yemeğinde konuşan sayın Cumhurbaşkanımız, ABD’nin PYD’ye desteğinden duyduğu rahatsızlığı anlatırken, aynen şu cümleyi kurdu: “Düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışı müttefikliğe yakışmaz.” Bu sözün, Türkiye’nin itibarının ne hallere getirildiğinin ve AKP’nin hiçbir itirazının ciddiye alınmadığının bir itirafı olmasını bir kenara bıraktık. Bu cümleyi duyan sayın muhtarlarımızın aklına acaba, “sayın Cumhurbaşkanı hem düşman, hem müttefik nasıl olunuyor? Eğer müttefiksek niye düşman oluyoruz, eğer düşmanımızsa nasıl müttefik oluyoruz?” diye sormak geldi mi, gerçekten çok merak ediyorum.

 

ÜLKE YANGIN YERİ!

Çok konuşarak, bir algı operasyonuyla bu kadar yalanı, yetersizliği, yanlışı, talanı, ihaneti Türk milletine hazmettirebilirsiniz, ancak bu durum Türkiye’nin hızla dibe vurduğu, varlığının ve yokluğunun ciddi biçimde tartışmaya açıldığı ve dünyada yalnızlaşıp içine kapandığı gerçeğini değiştirmiyor. Bugün Türkiye’nin yangın yerine döndüğünü daha dün sayın Cumhurbaşkanı söyledi. Etrafımızın amansız şekilde kuşatıldığını sayın Başbakan her gün neredeyse iki defa tekrarlıyor. AKP’yi istikrarın devamı olarak anlatmışlardı. Gerçekten de son derece istikrarlı biçimde kaybediyoruz, çöküyoruz, yalnızlaşıyoruz ve ne acıdır ki, bölünmeye doğru sürükleniyoruz.

 

BU NASIL ORTAKLIK?

Siyasette önemli olan ne söylediğiniz, ne kadar konuştuğunuz değil, söylediğinizin ağırlığıdır. Ne kadar ciddiye alındığı ve ne sonuç verdiğidir. Yine daha önceki vahametleri bir kenara bırakarak, en son yaşadıklarımızdan örnek verelim. Sayın Cumhurbaşkanı ABD’nin PYD sedası için, daha dün, “Ey Amerika, size kaç kere söyledik, siz bizimle beraber misiniz, yoksa bu terör örgütü YPG-PYD ile mi berabersiniz? Ne bize PKK’yı, YPG’yi, PYD’yi tanımazsınız, bunları biz iyi biliriz, ama siz bunları tanıyamadığınız için bölge kan gölü içinde. Bu nasıl ortaklık? Karşımızda susuyorlar. Bu nasıl anlayıştır?” diye sordu. Sayın Cumhurbaşkanı son derece haklı. Çok doğru ve yerinde bir soru soruyor. Ancak, bu sorunun cevabını ABD peşin olarak verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, daha önce yapılan “PYD’yi terör örgütü olarak görmüyoruz” açıklamasının arkasında durdu. ABD bununla da kalmadı, PYD’ye destek için Kobani’ye askeri danışman gönderdi. Çok büyük ihtimalle yeni silah yardımları yapıp, sözde IŞİD’le mücadele için ittifaklarını daha da ileri taşıyacaklar. Bu durumda yapılması gereken bellidir. ABD’ye karşı daha etkili ve kararlı bir politika izlemek ve kendi kozlarımızı ortaya koymak gerekiyor. Bakalım AKP bunu yapabilecek mi? Sayın Cumhurbaşkanı bundan sonra ne diyecek ve ABD’yi bu tutumundan nasıl vazgeçirecek?

                                    

BU SİCİLLE DAHA FAZLASI OLMAZ

Bu gidişin sonunun nereye varacağı bellidir. Değişen hiçbir şey olmayacaktır. ABD bildiğini okumaya devam edecek, AKP’de yine tribünlere oynayarak, çok konuşup hiçbir şey söylemeyerek durumu kurtarmaya çalışacaktır. Etrafımızdaki kuşatma daha da daralacaktır. AKP’nin sicili ABD’ye karşı da, Rusya’ya karşı da fazla bir direnç göstermeye müsait değildir. Zira, bir sonraki adımda, “PYD’nin başındaki adamı Ankara’da ağırlayıp, bu kanlı örgüte silah ve peşmerge takviyesi yapılmasına yol veren siz değil miydiniz? Başbakanınız Kobani’ye kürsülerden selam gönderirken, asıl selamladıkları PYD’liler ve PKK’lılar değil miydi? PKK ile masa kurup, dağdaki teröristleri şehirlerinize indirip, silah yığmalarına göz yumduğunuzu itiraf ediyorsunuz, sonra da dönüp bizi PYD ile işbirliği yapmakla suçluyorsunuz. Siz önce dönün kendinize bakın” derler. AKP’de bunların söyleneceğini bildiği için, ikinci adımı atamayacak, sadece yakınacak, şikayet edecek, toplayabildiklerine nutuk atacaktır, ama sonuçta değişen hiçbir şey olmayacaktır. Yine kaybeden, yine bedel ödeyen, yine içine kapanan ve yalnızlaşan Türkiye olacaktır.

Mesele çok konuşmak değil, öz konuşmaktır. Bunun örneği, her konuştuğu doğru ve haklı çıkan, hiçbir tespitinde, hiçbir teklifinde yanılmayan,  sayın Devlet Bahçeli’dir.

 

Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER