SON DAKİKA

Cinnet hali

Bu haber 29 Nisan 2013 - 15:13 'de eklendi ve 9 kez görüntülendi.

Orhan Karataş
AKP ile geçen 11 yılın sonunda Türkiye’nin geldiği yer, çözülme ve bölünmenin eşiğidir. Artık bunun konuşulacak, tartışılacak, ertelenecek, üstü örtülecek tarafı kalmamıştır. Herşey çok açık, çok nettir. Bir tarafta AKP-PKK ortaklığı ile lime lime edilen bir ülke ve bunun taraftarları vardır, diğer tarafta bu ihanete karşı olan, direnen, yaşatma ve yüceltmeye kararlı ülkücü ve Türk milliyetçileri bulunmaktadır. Bunun ortası yoktur. Bu ülkede yaşayan herkes tercihini buna göre yapmak zorundadır.

ÇÖZÜLEN TÜRKİYE’DİR

Böyle bir tercihi yapmaya zorlayan bizler değiliz. Bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bindirilmiş kıtalar karşısında yaptığı konuşmada, “herkesi sürece destek vermeye çağırıyorum. Çözümün parçası olmayan, sorunun tarafı olur.” Demiştir. Bu sözler yanaşma ve beslemeler tarafından manşetlere taşınmıştır. Destek vermeye çağırdığı sürecin ne olduğunu, AKP’nin çözüm ortağı Kandilli Karayılan, elindeki kanla birlikte bir devlet başkanı edasıyla etrafına topladığı gazeteci güruhuna teferruatıyla ve maddeler halinde anlatmıştır. İki dilli, iki bayraklı, iki milletli aşamalardan sonra Kuzey Kürdistan’da fiili olarak hayata geçirilmiş, bunun İmralı canisinin serbest bırakılmasıyla birlikte resmi ve kalıcı hale getirilmesi için gerekli yasal ve Anayasal düzenlemelerin yapılmasının beklendiği ilan edilmiştir. Belli ki AKP ile İmralı canisi arasında sürdürülen müzakerelerde varılan anlaşma budur. Çekilmeden kastedilenin, inlerine dönüp bu şartların yerine getirilmesini beklemek olduğunu büyük bir küstahlıkla açıklamışlardır. Başbakanın “çözüm” dediği şey kabaca budur ve bunun Türkiye Cumhuriyeti’ni çözmek olduğu tıbben zeka problemi olanlar tarafından dahi anlaşılmıştır. Kandilli karayılanın bu açıklamalarına AKP’den hiçbir itiraz gelmemiş, sadece hazmettirmeyi zorlaştıracağı endişesiyle bu kadar açık beyanlardan duyulan rahatsızlık dile getirilmiştir. Başbakanın başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın açıklamalarının bunun dışında hiçbir anlamı yoktur.

ŞAŞILACAK BİR ŞEY YOK

Sayın başbakanın çağrısı, işte tam da bu noktadadır. Ya bu ihanetin bir parçası olacaksınız ve bütün bu yıkımı onaylayıp destek vereceksiniz veya buna karşı çıkıp, bu ülkenin varlığını ve birliğini her şeyin üzerinde tutarak direneceksiniz. Direnmenin sayın başbakan tarafından “sorun” olarak algılanması eşyanın tabiatı icabıdır. Kan dökenleri, anaları ağlatanları, meydan okuyanları, Kuzey Kürdistan’ı ilan edenleri çözüm olarak görenlerin, buna karşı çıkanları sorun olarak değerlendirmesinde şaşılacak bir şey yoktur.

MİLLETİN TERCİHİ

Buraya kadar yazdıklarımız, yıkım ortaklarının siciline ve sayın Başbakanın kendi sözlerine dayalı olarak yaptığımız bir durum tespitidir. İtiraz edilecek, düzeltilecek tek bir kelimesi dahi bulunmamaktadır. Nitekim, Türk milleti de bunu böyle görmüş, böyle anlamış, böyle değerlendirmiştir. Bursa ve İzmir bunun göstergesidir. 63 aklı karışık adamın düştüğü durumlar bunun ispatıdır. AKP milletvekilleri kendi seçim bölgelerine gidemez, vatandaşla karşı karşıya gelemez durumlara düşmüşlerdir. Milletin tercihi, çok net ve kesin biçimde ülkesinin bölünmez bütünlüğünün tek ve yılmaz savunucusu MHP’dir. Hala küçük menfaat peşinde koşmaktan ne olup bittiğini anlayamayanlar da, yavaş yavaş uyanmaya ve tehlikeyi sezmeye başlamışlardır.

BU BİR CİNNET HALİDİR

Bizim gördüklerimizi elbette AKP’de görüyor. PKK ile ortaklık kuranların, Türkiye’yi çözmeye ve yere sermeye onay vermeyenleri “sorun” olarak görenlerin MHP’den rahatsız olmaları değil, olmamaları şaşırtıcı olurdu. Ne yaptılar, hangi şeytani planı denedilerse fayda etmedi. Şimdi de güya MHP’yi sıkıştırabilmek için insani, vicdani, dini değerlerin nasıl ayaklar altına alındığını ibretle izliyoruz. Büyük İsrail hedefinin Eşbaşkanı, İmralı canisinin yol arkadaşı, Kandil katillerinin işbirlikçisi olmak gibi bir siciliniz bulunacak. 11 yıllık iktidarınızda durmuş kanı tekrar akıtacak ve sonra da dönüp bu kanı ülkeyi bölmeye götürecek bir sürece alet edeceksiniz. Binlerce şehidin, gazinin vebali omuzlarınızda, şehit analarının eli yakanızda olacak. Bir de dönüp MHP’ye laf söyleyeceksiniz. Bu bir cinnet halidir. Hiçbir değerle, hiçbir ölçüyle izahı mümkün değildir. Kaybedecek bir şeyi kalmayanların son çırpınışıdır. Aksi olsaydı, bunları söylemeden önce döner bir aynaya bakardınız.

ESİR EDİLMİŞ ANLAYIŞ

MHP Genel Başkanı sayın Devlet Bahçeli’nin, bu ruh haline, bu siyaset tarzına yaptığı değerlendirmenin bir bölümünü hatırlatarak bitirelim: “Bu esir edilmiş, dağılmış ve işgal olmuş anlayışa göre, Türkiye’nin felakete sürüklenmesi önemsiz, değersiz ve ciddiyetsiz bir hüsnü kuruntunda ibarettir. Buna karşılık Başbakan’ın, Milliyetçi Hareket Partisi’ne saldırmaktan, asılsız suçlama ve isnatlarla karalamaktan zevk duyan bir tavır içinde bocalaması kendisinin PKK sözcülüğüne soyunduğunu açıkça ispatlamaktadır.

Partimizi kandan beslenmekle, şehit cenazelerinin gelmesini arzu etmekle utanmaksızın itham eden Başbakan Erdoğan, akan her kandan, toprak olan her şehidimizden, bir uzvunu yitiren her gazimizden sorumlu olduğunu iyi bilmesi gerekmektedir. Düşmanla masaya oturanların, katillerle sözde barış ve çözüm konuşanların gerçek yüzleri elbette anlaşılacak ve maskeleri de eninde sonunda düşecektir. Milliyetçi Hareket Partisi’ni başka parti ya da oluşumlarla yan yana gösterebilecek kadar doğruluktan ve dürüstlükten uzaklaşan Başbakan Erdoğan, asıl kendisinin PKK’nın stepnesi, yedeği ve kuyruğu olduğunu bir an olsun unutmaması en samimi tavsiyemiz olacaktır.

Kandil’de, İmralı’da ve batı başkentlerinde ipliği pazara çıkanlar, günahla yolu kesişenler, kanlı projelere yardım ve yataklık yapanlar Milliyetçi Hareket Partisi’nin yalnızca büyük Türk milletinin yanında ve menfaatlerinin peşinde olduğunu göremeyecekler, görseler de kötülüğün hizmetine girmiş dilleri bunu itiraf edemeyecektir.”

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.