Asikurtlar©

CHP’YE GİZLİ BULUŞMA TARİHLERİNİ VE PAZARLIKLARINI HATIRLATIYORUZ!

CHP’YE GİZLİ BULUŞMA TARİHLERİNİ VE PAZARLIKLARINI HATIRLATIYORUZ!
06 Temmuz 2015 - 10:43 'de eklendi ve 4395 kez görüntülendi.

Recep Tayyip Erdoğan 7 Haziran seçimlerinden 3 gün sonra kafasında hangi planları yaptıysa, miting meydanlarında “Bu özel değil, bu genel genel. Bu genel bir ahlaksızlıktır…” diyerek kaseti üzerinden yerden yere vurduğu Deniz Baykal’ı Kaçak Saray’a davet etmişti. Deniz Baykal çok büyük tepki almamak için Kaçak Saray yerine Dışişleri Konutunda görüşmeyi kabul etti. Görüşme haberi duyulduğu vakitlerde Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından “görüşme talebi Deniz Baykal’dan geldi” haberleri yayılmaya başlansa da, talebin Recep Tayyip Erdoğan’dan geldiğini Deniz Baykal medya mensuplarına açıklanmıştı. Elbette kolay bir görüşme değildi. Recep Tayyip Erdoğan kaset siyaseti üzerinden Deniz Baykal’a neler neler söylemişti. Deniz Baykal’da kendisine kaset tuzağını Recep Tayyip Erdoğan’ın kurmuş olduğunu defalarca açık açık vurgulamıştı. Ve hatta bu son görüşmesinden sonra bir gazeteye verdiği röportajda da “Kaset tezgâhında parmağı olduğunu Erdoğan’ın yüzüne de söyledim” demişti.

Hal böyleyken Deniz Baykal Recep Tayyip Erdoğan’dan, Recep Tayyip Erdoğan Deniz Baykal’dan bir türlü ayrılamıyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın en yaşlı üye sıfatıyla Deniz Baykal’la görüşmediğini, HDP’li Celal Doğan’la gizli görüşmesinin ortaya çıkmasından sonra daha net anladık. Çünkü her iki isimle de koalisyon üzerine görüşmeler yaptığını muhatapları bizzat açıklamıştır.

Bu özet hatırlatmaların hepsi gösteriyor ki, Recep Tayyip Erdoğan bir planı işletmeye çalışıyor. HDP zaten AKP’nin yol ve dava arkadaşı durumunda, Deniz Baykal’ında Recep Tayyip Erdoğan’la geçmişten günümüze gelen ilişkisi düşünüldüğünde bu planda rol alanlar çok net anlaşılıyor.

Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan’la görüştükten sonra ısrarla kendisini TBMM başkan adayı olarak partisine dayatmıştır. Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesine belli ki çok kızan ve medyaya “Baykal gitmeye niyetliydi. Ben ‘Sakın kaçak Saray’da olmasın” ve ‘Koalisyon konusu olmasın’ dedim. Ama içeride koalisyon da görüşülmüş. Sayın Deniz Baykal’ın o gece bana neden ulaşamadığını ise, ben de anlamadım. Tam tersine o gece saat 24.00’ten sonra da ayaktaydım ve uyumuyordum” açıklamasını yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da bu dayatmayı kabul etmişti.

Kemal Kılıçdaroğlu ,Deniz Baykal’ın Recep Tayyip Erdoğan’la buluşmasını şüpheli gördüğü halde onu CHP’nin TBMM Başkan adayı olarak gösterdi. Kendi adaylarını bile kendileri şüpheli buluyorlar ama MHP’ye “Niye Deniz Baykal’a destek vermediniz?” diye suçlamada bulunuyorlar.

Deniz Baykal özellikle Recep Tayyip Erdoğan ilişkisinde gerçekten şüpheli bir isimdir.

Son yapılan TBMM Başkanlık seçimlerini ve yaşanan tartışmaları Deniz Baykal’ın daha önce yaptıklarıyla değerlendirirseniz inanın çok daha sağlıklı sonuçlara ulaşırsınız.

Mesela AKP iktidara geldiği tarih olan 3 Kasım 2002 tarihiyle başladı her şey.

3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasaklı olması nedeniyle, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in AKP Kayseri Milletvekili Abdullah Gül’ü hükümeti kurmakla görevlendirmesini CHP Genel Başkanı sıfatıyla şöyle değerlendirmişti:

“Sayın Abdullah Gül iyi bir seçimdir. Değerli, deneyimli bir insandır, kendisine başarılar diliyorum, kutluyorum. Tabii Abdullah Gül’den daha iyi bir seçim, Tayyip Erdoğan olurdu. Keşke bir hukuk sorunu olmasaydı da Erdoğan doğrudan göreve başlama imkânı bulabilseydi. Ama AKP yönetiminin de tercihi ve anlayışı doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanı’nın böyle bir atama yapması çok yerinde olmuştur.”

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=110089

“Abdullah Gül’den daha iyi bir seçim, Tayyip Erdoğan olurdu.” ifadesiyle aşkını o günlerden gösteren Deniz Baykal bugün geldiği nokta “Kaset tezgâhında parmağı olduğunu Erdoğan’ın yüzüne de söyledim” olsa da aşkından asla vazgeçmemektedir.

Daha sonra Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağı CHP’nin desteği ile kaldırıldı ve dönemin CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal aynen şu ifadeleri kullanmıştı: “Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırmaya destek vermekle kendimle iftihar ediyorum”

Recep Tayyip Erdoğan’a milletvekilliği ve başbakanlık yolunun açılmasında CHP’nin ve dönemin CHP lideri Deniz Baykal’ın rolünü Zülfü Livaneli Vatan gazetesine yazdığı yazıyla açıklamıştı.

O yazıya göre, 19 Aralık 2002 günü, yani Abdullah Gül başkanlığında 58. Hükümet’in kurulmasından tam 1 ay, Erdoğan’a milletvekilliği yolunun açılmasının önünü açan yasa tasarısının Cumhurbaşkanı Sezer tarafından veto edilmesinden ise sonra, Baykal, Livaneli ve bazı CHP kurmayları, CHP milletvekili Mehmet Sevigen’in evinde bir araya gelmişti.

Zülfü Livaneli, yazısında o günleri şöyle yazmıştı:

“Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz ‘Tayyip Erdoğan başbakan olacak!’ diye tutturdunuz.

Sizi ‘Çok tehlikeli bir oyun bu!’ diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, ‘Hayır!’ dediniz ‘İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.’

Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: ‘Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.’

İki ay dayanamaz iddianızı, ‘görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.’ tezine oturttunuz.

Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.

O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.”

Zülfü Livaneli, Deniz Baykal’ın Recep Tayyip Erdoğan’la Beylerbeyi’ndeki gizli buluşması içinde yazısının devamında şunları yazmıştı.

“Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.

Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi?

Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)

Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.

Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.

Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin.

Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin. Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.

Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.

Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.”

***

Zülfü Livaneli tanık olduğu olayları bu şekilde yazarken, o dönemin CHP milletvekili olan Yaşar Nuri Öztürk ise şunları söylemişti: O toplantı yapıldı. Tanıkları var. Yalı görüşmesinden önce Baykal, Erdoğan’ın Meclis’e girmesine sıcak bakmıyordu. O görüşmeden sonra Mehmet Sevigen’in evindeki toplantıda Baykal birden tavır değiştirdi. Akıl almaz bir biçimde “Erdoğan Meclis’e gelmelidir” dedi. Biz o akşam şaşırdık. Çünkü o güne kadar, Baykal dahil deniyordu ki “Erdoğan gelmemeli ve AKP dağılmalı.” O yalı toplantısına katılmayan pek çok kişiden spekülatif nakiller dinledik. İki şey konuşuldu diyorlar: Birincisi, Tayyip Erdoğan, Deniz Bey’e, “Sen beni Meclis’e taşı. Dokunulmazlıkları falan bırak. Günü geldiğinde biz de sana cumhurbaşkanlığı yolunu açalım” demiş. Yalı toplantısında al gülüm ver gülüm yapıldı. Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı konuşuluncaya kadar Deniz Bey, anamuhalefet partisi lideri gibi değil ana muvafakat partisi lideri gibi çalıştı. Çünkü kendisine verilmiş bir söz vardı. ”

***

Görüldüğü gibi o günler tam idrak edilmeden, bugün yaşanan TBMM Başkanlık seçimleri tam anlaşılmaz.

CHP, MHP’yi kendi ilke ve ölçülerini uyguladı diye “AKP’nin koltuk değneği oldu” suçlamasını bırakmalı ve kendi tarihindeki bu kirli sayfanın hesabını vermelidir. Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal arasında “demokrasi” ambalajı süsü verilen kirli bir pazarlık vardır.

Recep Tayyip Erdoğan gibi birinin yasağını kaldırıp buna demokrasi diyeceksiniz, sonra yapılan her TBMM Başkanlık seçimlerinde kendi adayını çıkarıp, son tura kadar kendi adayını destekleyen MHP’yi “koltuk değneği” olarak suçlayacaksanız. Bu duruma sadece siyasi garabet tarifi yapılır.

7 Haziran seçimleri sonrası koştura koştura Recep Tayyip Erdoğan’ın ayağına giden Deniz Baykal acaba yine hangi anlaşmayı yapmıştı da bu oyunlar bozuldu, bunu da elbette bir gün öğreneceğiz.

Ama CHP kendini sorgulamalı ve “Kendim ettim, kendim buldum” türküsünü söylemelidir. Bunların hepsini de MHP’ye bulaşmadan yapmalıdır.

 

YİLDİRAY ÇİÇEK

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER