Asikurtlar©

Chp Türkiye’nin Önünü Tıkıyor

Chp Türkiye’nin Önünü Tıkıyor
09 Ocak 2017 - 14:10 'de eklendi ve 4412 kez görüntülendi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı – İstanbul Milletvekili Sayın Prof. Dr. E. Semih YALÇIN’ın “MHP Aleyhinde Ana Muhalefet Partisi CHP Tarafından Oluşturulmaya Çalışılan Mahalle Baskısı” hakkında yapmış olduğu yazılı basın açıklaması

 

2010 Anayasa referandumu ve cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle oluşan fiilî durumun yarattığı yönetim anlayışı, 15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin çözmesi gereken bir problem olarak ortaya çıkmıştır.

Bu gerçekten hareket eden MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Anayasa ve yasa ihlalleriyle kangren hâline gelen yönetim sorunlarının ortadan kaldırılması amacıyla hükûmete halkın hakemliğine dayanan bir çıkış yolu sunmuştur.

Bu çerçevede iktidar partisi ile MHP arasında varılan mutabakat sonucu Türkiye’de hükûmet modelini yeni bir zemine oturtan Anayasa Değişikliği Paketi hazırlanmıştır.

Ancak başını CHP’nin çektiği çevrelerde; ortaya çıkan değişiklik modelinin, bir dikta rejimine zemin hazırlayacağı iddiaları ortaya atılmıştır.

Yapılan bodoslama eleştirilerin çoğunda, Anayasa değişikliğiyle öngörülen yeni hükûmet modelinin; bir rejim değişikliği içerdiği öne sürülmektedir.

Değişikliğin, parlamenter demokrasiyi ve kuvvetleri ayrılığını rafa kaldıran diktacı bir “başkanlık sistemi”nden ibaret olduğu da iddia edilmektedir.

Teklifin, eyaletler sistemini getireceği bile ileri sürülmektedir.

Hâlbuki dünyada tek tip bir başkanlık sistemi yoktur.

ABD’deki yönetim modelinin tıpatıp aynısı bir hükûmet modeli de yoktur.

Gerçek şu ki MHP, Anayasa değişikliğinde eyaletler sisteminin önünü açan düzenlemelerin olmaması için inisiyatif almıştır.

Dünyada eyalet sistemini içermeyen cumhurbaşkanlığı sistemleri de vardır.

Her ülke kendi şartlarına uygun modeli benimsemiştir.

Mesela Fransa’da üniter devlet yapısı vardır ve cumhurbaşkanı üniter yönetim sisteminin başıdır.

Fransız Anayasa’sı, ulus devletin en büyük garantörüdür. Fransa’daki hükümet modeli, en güçlü üniter yapılardan birine örnektir.

Rusya bile kendine özgü cumhurbaşkanlığı modeliyle eyaletler sisteminin önünü tıkamıştır.

Türkiye’de de kendi şartlarına en uygun yönetim ve hükûmet modelinin hayat geçirilmesi için, Anayasa değişikliği görüşmelerinde MHP üzerine düşeni yapmıştır.

MHP, federatif yapıyı esas alan bir başkanlık sistemi, rejim değişikliği ve bölünme gibi ihtimalleri tamamen ortadan kaldıran bir süreci başlatmış, hatta sonlandırmıştır.

Diğer taraftan, terörle mücadele sonlandığında hâlâ bölücü örgütle masaya oturulacağı ihtimaline inanan ve bu yolda hayal görenler vardır.

Üstelik ileride AB ve ABD gibi ülkeler ellerine fırsat geçtiği takdirde Türkiye’nin teröristlerle masaya oturmasının çözüm için şart olduğu iddialarını ortaya atacak ve iktidarı buna zorlamayı deneyeceklerdir.

Terörle mücadele gündemine ilişkin AB çevrelerinden gelen tepkiler, bu görüşümüzü desteklemektedir.

Teröristlerin askerimizi polisimizi sivilleri topluca, hunharca ve canice katletmesine rağmen bu çevrelerden gelen PKK’ya karşı orantısız güç kullanılmaması talebi her şeyi açıklamaktadır.

Böylece işe “iki taraf arasındaki bir savaş” süsü verilmiş olacak ve uluslararası platformda PKK’ya meşruiyet kazandırılmış olacaktır.

O bakımdan bu yolun bir daha açılmamak üzere kapatılması şarttır.

MHP’nin hamlesiyle ortaya çıkan Anayasa mutabakatı hayata geçirildiği takdirde; müstevlilerin uluslararası kurumları koçbaşı gibi kullanarak girebileceği kapı, millî iradeden ibaret çelik bir sürgü ile kapanmış olacaktır.

Mevcut iktidar nasıl terörle müzakereden mücadele noktasına geldiyse, eyalet sistemine dayalı bir Anayasa’dan da üniter devleti öngören bir Anayasa’ya geçilmesi sağlanmıştır.

Bu hakikate rağmen ana muhalefet partisi CHP, bugünlerde MHP’nin oynadığı müspet rolü perdelemek ve üniter devlete giden süreçte Türkiye’nin önünü tıkamak için vaziyet almıştır.

CHP, gerek resmî açıklamaları ve gerekse parti olarak tutumuyla Anayasa Değişikliği Teklifi’nin içeriğinden çok MHP’nin tutumuna odaklanmıştır.

Ana muhalefet partisi, MHP’ye kaybettiği inisiyatifi yeniden kazanmaya çabalamakta ve çözüm üretme noktasında yapıcı tavır sergileyen partimizin altını oymaya çalışmaktadır.

Düne kadar açılımcı ve çözümcü politikaları eksik bile bularak bu konuda PKK’nin siyasi temsilcisi HDP’ye bile rahmet okutan CHP’nin, birden bire sureti haktan görünmeye başlayarak MHP’den daha milliyetçi parti görüntüsü verme gayreti bundandır.

MHP ve AKP’nin mutabakatı sonucu ortaya çıkan Anayasa değişikliğinin Türkiye’yi bölme projesi olduğunu savunan Sayın Kılıçdaroğlu, kendi partisinden milletvekillerinin PKK’nın önerilerini taleplerini Meclise taşıdığını unutmuştur.

Aynı Kılıçdaroğlu, 7 Haziran Seçimleri öncesinde Hakkâri’de yerel yönetimlere özerklik için söz verdiğini de unutma temayülü izhar etmektedir.

CHP’nin bazı sözcüleri, bölücübaşı Öcalan’la MHP Lideri Sayın Bahçeli’yi aynı kategoride gösterebilecek kadar öngörüsüz, ferasetsiz ve basiretsiz tiplerdir.

Genel Başkanımız ile bölücübaşını aynı tasnife tabi tutmak; melekle şeytanı, katille masumu, zalimle mazlumu, halkın sevgilisiyle halk düşmanını aynı kefeye koymaktır.

Dünün açılımcısı, hatta çözüm sürecinin en büyük destekçisi CHP; bugün sözde şahin politikası takip etmektedir.

CHP aslında ne şahin ne atmaca ne de doğandır; olsa olsa ana muhalefete mahkum olmuş bir kukumav kuşudur.

CHP; siyasetin duruma göre renk değiştireni, ideolojilerin çorbası, demokrasiye giden yolların modifiye şampiyonudur.

CHP otomobilinde sürekli tamir görmekten ne baskı balata, ne şanzıman ne de diferansiyel kalmıştır.

CHP sürekli yağ yakmakta, aşırı derecede yakıt harcamaktadır.

CHP, rektifiye görmekten asıl kalıbını yitirmiş külüstür arabaya dönmüştür.

Demokrasiye giden yollarda CHP’nin türünden araba kalmamış, hepsi de trafikten kaldırılmıştır.

Ama CHP, hâlâ trafiği ihlal etmektedir.

Bu sebeple halk, kendi adını taşıyan bu şaşkın partinin vesaitine binmektense yaya gitmeyi yeğlemektedir.

Dün Öcalan’ın taleplerini Meclise taşıyanların bugün ulusalcı kesilmeleri iki yüzlü politikadan başka bir şey değildir.

CHP; artık nabza göre şerbet veren, gündeme göre tavır belirleyen siyaseten kıvırmayı, konjonktüre göre politika belirleyip “Dün dündür, bugün bugündür.” demeyi tercih eden bir partidir.

CHP; Öcalan’la Öcalancı, çözümcü ile çözümcü, 15 Temmuz’dan sonra da güya üniterci olmuştur. Yarın ne olacağı ise belli değildir.

CHP, merhum İnönü’den beri böyledir.

Atatürk’ün ölümünden sonra CHP pusulasını yitirmiş, partinin politika tekerlekleri patlamıştır.

Hitler Avrupa’yı sallarken CHP nasyonalist olmuş, Sovyetler Birliği güçlü iken de ortanın soluna kaymıştır.

CHP; 1960 Askerî Darbesi’nde ordunun emrine girmiş, 1980 Eylül’ündeyse sinmiş ve silinmiştir.

90’lı yılların CHP zihniyeti farklı adlar altında; her renkli her şey, siyasi çorba, toplumsal bulamaç, sosyolojik hilkat garibesidir.

Daha sonraları CHP’nin yönünü bazen rüzgâr, bazen tesadüfen uğradığı politika istasyonları, çoğu zaman da bu partide yuvalanan Marksistler tayin etmiştir.

CHP; Cumhuriyet’in sağlıklı ilkelerinden uzaklaşarak, Atatürk’ün miras bıraktığı politik atmosferi terk ederek komünist cereyanda kaldığı için sağlığını yitirmiş, siyasi havale geçirerek “Cumhuriyet Havale Partisi” hâline gelmiştir.

CHP, 2000’li yıllarda açılımcılığa demir atmış, çözüm sürecine paralel görüş ve politikalarının peşine düşmüştür.

Hatta çözümcü ve açılımcılıkta HDP’yi fersah fersah geride bırakmış, bölücübaşının talepleri bu partinin kurmayları tarafından Meclise teklif olarak sunulmuştur.

Dün Suriye konusunda Türkiye’nin politikalarını tenkit eden CHP, bugün MHP’nin haklılığı ve hakkını teslim etmek yerine inkârcılığın dayanılmaz şehvetine kapılmıştır.

Bugün hükûmetin el Bab’a uzanan Fırat Kalkanı Harekâtı dolayısıyla verilen şehitleri istismar etmesi, utanmazlık ve pişkinliktir.

Fırat Kalkanı Harekâtı’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması yanında, Türkiye’nin güney sınırlarının güvenliği için hayati önemde bir harekât olduğu gerçeğini ana muhalefet partisinin inkâr etmesi pek manidardır.

CHP’nin kurucusu Atatürk’ün siyasi vasiyetine göre Türkiye’nin güney sınırlarının güvenliği Kıbrıs’tan, Halep’ten ve Musul’dan geçmektedir.

Türkiye’nin Irak ve Suriye politikalarının temelinde, Atatürk’ün bu öngörüsü yatmaktadır.

Misak-ı Millî’nin özünde de sadece Türklerle meskûn bölgelerin Türkiye topraklarına katılması değil, Türkiye’nin doğrudan güvenliğinin esas alınması yatmaktadır.

Elbette Irak ve Suriye’nin topraklarında Türkiye’nin gözü yoktur. Ancak bu ülkelerin toprak bütünlüğü kadar oralarda yaşayan Türklerin varlığının korunması da Türkiye’nin güvenlik çıkarları açısından elzemdir.

O bakımdan CHP’nin Suriye konusunda “Bizim Suriye’de ne işimiz var?” diye tutturması ve “Orada çocuklarımız niye ölüyor? diye şehitlerimiz üzerinden istismara yeltenmesi; cehaletten de öteye politik belahettir.

Suriye konusunda Esad’a destek veren CHP’nin; Türkiye’nin girişimleri sonucu Rusya ve İran’la varılan işbirliği sayesinde sağlanan ateşkesi görmezden gelmesi de cehalettir, bilgisizliktir.

Bununla birlikte CHP’yi çıkmaza sürükleyen asıl mesele; dış politikadaki yanlış tespitlerinden çok, siyasi rakipleriyle ilgili tavırlarıdır.

CHP’nin; Anayasa değişikliği konusundaki tutumunu MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli üzerinden şekillendirmesi, en büyük politik yanlışlarından biridir.

CHP’nin sözcüleri; Anayasa değişikliği konusunda MHP Liderinin ve partimizin sergilediği tutumun, sahadaki MHP’liler tarafından beğenilmediğini öne sürmekte, akıllarınca MHP tabanına yaltaklanarak “siyasi cilve” yapmaktadır.

CHP’nin; kendi tabanındaki sorun ve belirsizlikleri bir kenara bırakıp MHP’nin tabanına ulaşmaya ve MHP milletvekillerini etkilemeye dönük çalışması, siyasi sarhoşluk alametidir.

CHP’nin; MHP tabanına ve milletvekillerine yönelik mesajları, kafayı bulup evin kapısını şaşıran sarhoşun başka kapıyı açmaya çalışmasına benzemektedir.

CHP’liler; sosyalizm furyasından kalma ilkel anahtarlarının, MHP’nin kapısına uymayacağını bilmelidir.

CHP, Anayasa değişikliği konusunda kendi partisinin milletvekillerine bakmalı, kendi tabanının sesine kulak vermelidir. Her türlü tahrike başvurarak partimiz ve MHP milletvekillerimiz üzerinde mahalle baskısı kurmaya çalışmamalıdır.

Aksi takdirde ana muhalefet partisinin MHP’yle ilgili yaklaşımları, Türkiye’nin meselelerine ayılamamaktan kaynaklanan “siyasi taciz” olarak anılacaktır.

 

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER