Asikurtlar©

Cemaatler, Vakıflar ve Biz

Cemaatler, Vakıflar ve Biz
02 Nisan 2016 - 9:58 'de eklendi ve 4073 kez görüntülendi.

 

 

Uzun terminolojik tanımlamalar yapmadan ilerlemek yazının dermanını azaltsa da ana fikirden ayrılmamak için bu yolu tercih etmek zorundayız.
Buhari ve Müslim gibi hadis otoritelerinde de yer aldığı üzere “İslam’da cemaatle namaz kılmanın yalnız kılınan namazdan 27 kat efdal olduğu” hadisle vurgulanmış olmasaydı belki de cemaat kavramı, bugün bu kadar gündemde olmayacaktı!

Hocam o dediğiniz “namaz cemaati” bunlar farklı!.. Bunlardan bazıları “The cemaat”, bazıları “kadınlı erkekli cümbüş cemaati…” dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Haklısınız, her kavram gibi cemaat kavramının da üzerinden bakımsız ve hastalıklı yüzyıllar geçmiş,
cemaat kavramı ve bazı cemaatler dejenere olmuştur.
Ancak bu durum: “her şeyin bir imamın arkasında saf tutmakla başladığı” gerçeğini değiştirmez.
Neticede kendi içinde saf tutarak bir dayanışma bütünlüğü içine girmiş inanç merkezli insan topluluklarından bahsediyoruz. Kaliteleri ve sayısal hacimleri ayrı bir değerlendirme konusudur.
Bugün tartışılması gereken, cemaat kavramı değil, cemaat algısında ve uygulamasında bir sapma olup olmadığıdır.

Bizim toplumumuzdaki “cemaatle hareket etme” biraz da “Osmanlı Millet sistemi”nin sosyolojik bir bakiyesidir.
“Rum Cemaati, Ermeni Cemaati, Musevi Cemaati…” gibi kadim dini cemaatlere, misyoner zorlamasıyla eklenen “Ermeni Protestan cemaati, Ermeni Katolik cemaati” gibi siyasi hak arama örgütleri, devletle meselesi olan Müslümanları da bu yönde hareketlendirmiş olmalıdır.

Cemaatler arasında zamanla, katılımcıya askeri bir heyecan veren nüanslar ve ritüeller ortaya çıkmıştır.
Mesela kimisi orucu bir gün fazla tutar, kimisi vitir namazını sohbet sonrasına bırakır. Bu ameli farklılıklar, cemaate zamanla farklı bir üniformal kimlik de kazandırır.
Öyle ki “efendi hazretleri tuzlu yemezdi diye” Tavuklu pilavın yanında verilen “tuzsuz ayran” bile zamanla kutsallaşabilir!
Her cemaatin kendi çeşmesinden içtiği terkos suyu bile diğer cemaatin zemzeminden daha makbul hale gelebilir. Zaten sıkıntı da burada ortaya çıkar.

İslam’ın temel akidesi olan “tevhid”in yerini “tefrika” almıştır. Bu faklı kimlik, zamanla karşıt bir mensubiyet şuuruna, hatta neredeyse “örgütlenmiş asabiyete” dönüşür.
Taliban veya IŞİD çeteleri gibi kılık kıyafetle takviye edilen antropolojik değer üretimi, cemaate “etnik grup kimliği” bile kazandırabilir.
Bütün bunlar “medresenin sevmediği” şeylerdir. Medrese, ifrit çabalara mahal vermeyen orta yolu “ehli sünnet vel cemaat”i eğiterek onu ümmet bütünlüğü içinde sevk ve idare etme çabasındadır.
Medresenin bugünkü karşılığı da Diyanet İşler Başkanlığı, YÖK’e bağlı İlahiyat Fakülteleri ve MEB’e bağlı İmam Hatip okullarıdır.

Türk Milliyetçilerinin kurumsal çapta tarikat ve cemaatlerden uzak durmaları, dine kayıtsız olmalarından değil, Osmanlı geleneğine ve “Medrese”nin bugünkü temsilcilerine duydukları saygıdan kaynaklanır.
Birbirini tekfir etmeye bayılan tefrika dümbeleklerinin bazen bize bozuk çalması da bundandır.
Oysa itikatta bidatlerden uzak Maturidi akaidine, amelde Hanefi içtihadına saygılı olan, siyasete müdahale etmeyen ve tefrikanın tarafı olmayan cami hocalarına saygısızlık eden bir tane bile Ülkücü bulamazsınız.
Ülkücüler aynı şekilde Kerbela faciasına bağlı olarak merkezden uzağa doğru savrulmuş; Emevi camilerinden, Abbasi medreselerinden uzakta kendi inanç ritüellerini tesis etmiş olan Alevilere de adaletin emri olan saygıda kusur etmezler.

Onları “Hazreti Türkistan” Hoca Ahmed Yesevi’nin tarihi bir emaneti olarak görürler.
Aslına bakarsanız mezheplerin ve cemaatlere eşit mesafeli bir MHP iktidarı, bugünlerde birbirinin gözünü oymaya çalışan cemaatler için de bir kurtuluş olacaktır.
MHP iktidarının, yasalara saygılı olmak ve kendi işini yapmak kaydıyla tüm inanç gruplarına ve cemaatlere hakem tarafsızlığıyla yaklaşacak bir adalet rejimi olacağından şüphemiz yoktur.
Bu nedenle Ülkücülerden rahatsız olanlar ve korkanlar, aynı zamanda adaletten korkanlardır. Allah, Kuran ve Peygamber sevgisiyle elde ettikleri toplumsal etkinliği kullanarak, mülkün temelini dinamitlemeye, devleti ele geçirmeye çalışanlardır.

Allah’ın emaneti olan iradeyi terk ederek, bir faninin arkasında mürit olmanın mahzurları, iktidardaki “Nakşibendiliğin Halidiye Kolu”yla onun iktidarına yetişmiş nitelikli kadro desteği veren “Nurculuğun Gülen kolu” arasındaki son çatışmada açıkça ortaya çıkmıştır.
Cemaatler, tarikatlar ve vakıflar, İslam toplumunun tarihi ve kültürel miraslarıdır.

Miras kelimesi tek başına olumlu bir anlam ifade etmese de bize yakışan, hayırlı işler yapan bütün sivil kurumları adaletle desteklemek; şerden sakınmak, kötülüğü men etmektir.
Dolayısıyla dini ve milli birliğimize zarar veren siyasi tefrika ve menfaat gruplarıyla mücadele etmek de fikir sistemimizin bize yüklediği bir görevdir.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER