Asikurtlar©

BÜYÜK SATRANÇ TAHTASI VE TÜRKİYE

BÜYÜK SATRANÇ TAHTASI VE TÜRKİYE
20 Mayıs 2015 - 19:45 'de eklendi ve 4093 kez görüntülendi.

Uluslararası ilişkileri ve ekonomik gelişmeleri birbirinden ayırt etmek artık oldukça zor. Zira yeni dünya düzeninde, ülkelerin dış politikalarına kimlik, coğrafya, sınır tartışmaları ve benzeri sorunlardan çok karşılıklı parasal çıkarlar yön veriyor.
Şüphesiz ki Türkiye haricinde hiçbir ülke, silahlı kuvvetlerini devre dışı bırakmış, tarihten gelen milli davalarını ötelemiş değil ancak küreselleşme ile beraber ortaya çıkan refah ve huzuru için her şeyden vazgeçmiş insan tipi, yöneticilerin kararlarında ister istemez etkili oluyor.
Diğer bir değişle Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi günümüzde milletler üstü bir hal almış durumda ve artık insanı insan yapan özellikler milletten millete değil bireyden bireye farklılık gösteriyor.
Fransa ve Almanya yakınlaşmasında olduğu gibi Rusya ve Çin birlikteliğinde de söz konusu tarafların karşılıklı çıkar elde ettikleri bir gerçek. Verebileceğimiz diğer örneklerde de aktörler değişse de çıkar ilişkisi sabit…
Bugün dünya üzerinde ki bütün devletler kazanmaya odaklanmışken, sürekli kaybeden ve dış politikasında ki istikrarsızlıkların, ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturduğu yegâne ülke ise Türkiye olarak karşımıza çıkıyor.
Maalesef Türkiye aldığı her riskte zararlı çıkan, girdiği her ilişkide kaybeden, attığı her adımda gerileyen ve söylediği her sözde çark eden bir ülke olarak karşımıza çıkıyor.
Irak’ın işgalinden, Suriye’deki iç savaşa kadar en çok zararı gören ülke olan Türkiye, teessüf ki bu gelişmeleri lehine çevirmeyi becerememiş, bölgemizde ve yakın coğrafyamızda ki değişimler Türk Ekonomisi üzerine inanılmaz bir yük yüklemiştir.

 

 
Irak’ın işgali sonrası söz konusu ülkeyle durma noktasına gelen ihracatımızdan sonra Suriyeli mültecilere ve iç savaş yaşanılan ülkedeki taraflara aktarılan kaynaklar maliyemizi ciddi sıkıntılara sokmaya aday gözüküyor. Özellikle Suriyeli Mültecilerin maddi yükünden daha çok gelecekte çıkacak sosyal sorunların bugünden kendini göstermesi dış politikadaki başarısızlıkların, millete yansımasının basit bir örneği.

 

 

Ortadoğu’nun kanla kaplanan ufkuna gömülüp kalan Türk Dış Politikası, Orta Asya’daki fırsatları görmezden gelmekte ise ısrarını sürdürüyor ve ekonominin geleceğine prangalar vurmakta ısrarlı görünüyor. Her geçen gün karmaşıklaşan Ortadoğu bataklığından, söz konusu coğrafya üzerinde kurulu devletler dahi bir şekilde sıyrılmaya çalışırken ülkemiz her geçen gün bu bataklığa biraz daha gömülüyor.

 

 

Bunu dile getirdiğinizde ise ideolojik yaklaşımlardan kaynaklanan bir hayal peşinde koştuğunuz sanılabilir ancak Türk Dünyası gerçeğinin gelecek yıllarda karşımıza bir jeopolitik zorunluluk olarak çıkacağını hep birlikte göreceğiz.

Zira Türk Devletleri gerek yeraltı gerek yer üstü kaynaklarının zenginliği ve insan güçleri ile gelecek on yılda Ortadoğu’dan sonra dünya devlerinin yeni çatışma sahasını Orta Asya ve Kafkaslara taşımasına sebep olacak bir görüntü çiziyorlar. Özellikle Kazakistan ve Azerbaycan’da yaşanan gelişmeler bu öngörümüzün ispatı sayılabilir.

Bütün bunların yanı sıra; son yıllarda Türk Dış Politikasının, Batı ekseninden çıkarılarak Avrasyalı güçlerin oluşturdukları alternatif sisteme alışmaya pek hevesli olduğu da dikkatlerden kaçmıyor. Tabii bu hevesin altında yatan gerçek rejim tartışmalarında gizli olmakla beraber Türkiye’nin ne Batı’nın ne Doğu’nun himayesinde bir dış politika geliştirmesinin tamamen karşısında olmak bizim için hayati önem taşıyor.

Bize göre Türkiye eğer bir dünya gücü olacaksa kendi ligini kurmalı ve bu ligin liderliğini üstlenmeli.
Başka ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda hayata geçirdikleri oluşumlardan medet ummak geleceğimizi tehlike altına atmakla eş değer taşıyor.

Sonuç olarak, Türk Dış Politikası on yıldan fazla bir süredir iyi yönetilmiyor ve bu durumun bizi soktuğu mevcut sıkıntılar gelecekteki sıkıntılarında habercisi olma niteliğindedir.
Ortadoğu’da kâğıtlar dağıtılırken kaybeden taraf olan Türkiye, Avrasya’da kazanmak zorunda ve bunun öncelikli şartı eşit statüde bir araya gelinmiş ve Rus, Çin ve ABD etkisinden arındırılmış bir Türk Birliğinden geçiyor.

Zira dünyaya yön verenlerin bölgede güçlü hale gelmiş bir Türkiye ile anlaşmaktan ve onu dikkate almaktan başka çareleri olmayacaktır.

Şevket Talha APUHAN
Ortadoğu Gazetesi Köşe Yazarı

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER