Asikurtlar©

Bu Ülkeyi Hendek Değil…

Bu Ülkeyi Hendek Değil…
02 Şubat 2016 - 20:00 'de eklendi ve 3945 kez görüntülendi.

Osmanlı Devletinde, kapitülasyonların bir gereği olarak 1583’te açılan St. Joseph mektebinden 300 yıl sonra yabancı okul sayısı 413’e Hıristiyan mekteplerinin toplamı ise 4547’ye yükselmişti.
Bu okulların çoğu da devletin ruhsat ve denetiminden yoksundu.
Bu durum, bu alanda ilk raporun hazırlandığı 1894’e kadar Osmanlı Devleti’nin bekayı, sadece cephedeki kınalı kuzuların can vermesinde arayan, dar görüşlü yöneticilere sahip olduğunu gösterir.
Bunun da sebebi yine “eğitim”dir!
Bugün, son üç yüz yılda dünyevi bir marifeti olmayan “tekkesine ve zaviyesine halel geldi” diye Osmanlı hayranlığı adına İnkılap Türkiye’sinden intikam almaya çalışanlar, aynı Osmanlı’da papazlar tarafından açılan ve Türk çocuklarına istavroz öptürülen bu okulları görmezler!
Gözlerini kör eden de “uyanış” zannettikleri o kahredici “tefrik-i tedrisat”tır.
Bu maarif buhranına Sultan Abdülaziz, 1868’de “Mekteb-i Sultani” örneğiyle son vermeye çalışmıştı.
Çalışmıştı da… Okul, açılır açılmaz Papa’dan ve Patrik’ten “aforoz” Rusya’dan “protesto notası” Hahambaşından “yasaklama” Şeyhülislamdan “reddiye” yemiş; daha kırkını çıkarmadan bir kaç nakil, iki tane de okkalı yangın görmüştü.
Modern usullerde eğitim veren ve yabancı dil öğreten diğer okullar, ait oldukları ülkelerin mezhebine göre Katolik veya Protestan kültüründe insanlar yetiştiriyordu.
Mekteb-i Sultani’nin Osmanlı millet sistemini kucaklayan “laikliği” bu sömürge misyonerlerini rahatsız etmişti.
II. Abdülhamid’in Rüştiye ve İdadileri yurt çapında yaygınlaştıran eğitim reformları da işte İnkılabı yapan Milliyetçi kadrolar yetiştirmişti.
Yeni Türk Devleti’nin ilk Genelkurmay Başkanı Albay İsmet Bey, 25 Eylül 1921’de Meclis’te yaptığı konuşmada Antep savunmasında yabancı okulların vaziyetinden duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getiriyordu:
“Antep civarında Amerikan mektebi, kolejleri vardır. Bugün bu Amerikan kolejleri, Fransızların harekât üssüdür. Bizim canımızı yakmak için ve ahalimizi öldürmek için Amerikan mekteplerini ileri karakol gibi görüyorlar. Sanki mektep değil, memleketimiz içinde birer kale olarak inşa olunmuş durumdalar.”
İnkılabın ilk Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey de İstiklal Marşı’nı ilk kez okuduğu kürsüden İsmet Paşa’yı doğruluyordu.
Merzifon’da Pontus çetelerinin üssü haline gelen ve bunu hükûmetine bildiren Türk Öğretmeni öldüren Rumlara hizmet eden Amerikan koleji, 1921’de kapatılmış ve evraklarına el konulmuştu.
“Bazı sakıncaları olmasa, Türkiye dâhilinde bir tek yabancı okul bırakmam. Fakat bu, dahili olduğu kadar haricî bir meseledir. Elimizde bir çare vardır, oda mekteplerimizi, ailemizi, yabancı okullara ihtiyaç göstermeyecek bir surette yükseltmektir.”
1923’te Lozan imzalandı. Yabancı okullar, Türk Eğitim mevzuatının denetimine alındı. Aynı yıl Cumhuriyet kuruldu, 1924’te Hilafet kaldırıldı, aynı gün “Tevhid-i Tedrisat” Kanunu çıkarıldı. Bütün eğitim kurumları Maarif Vekâletine bağlandı. Eğitim hizmeti, tek merkezden sağlanacaktı.
1925’te Tekke ve Zaviyeler, 1926’da Medreseler kapatıldı. Görünüşe bakılırsa her şey artık “milli” olacaktı.
Aynı yıllarda yabancı okullar için çıkarılan genelgelerle bu okullar, kâğıt üzerinde sıkı bir denetim altına alındı. Türkçe, Tarih ve Coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından Türkçe okutulması hükme bağlandı.
Başlangıçta evet, bugünkü gibi demokrasi, sivil toplum filan yoktu. Osmanlı’da belli ki; “ben askerimi sağlam eğittikten sonra papaz orada ne yaparsa yapsın!..” anlayışı geçerli olmuştu.
Yani devlet ricali, 1856’ya kadar askerlik ve memurluk hakkı bile bulunmayan gayrimüslimin uyguladığı müfredattan kendisine bir zarar gelmeyeceğine inanmış olmalıydı.
Bu özgüven, bu vurdumduymazlık, bu teşhiste isabetsizlik ve kararsızlık, bugün yaşadığımız bütün belaların kaynağıdır.
Belki farkında değiliz ama, elimizdeki telefonun grafikleri Rönesans’tan, tasarımları Reformdan, teknolojisi ise Sanayi İnkılabındandır…
Mehmetçik bugün yine cephede… Yemen’den, Diyarbakır Surlarının içine kadar çekilmiş. Yine vurmakta, yine vurulmaktadır.
Hükümet yine, bizi bu hale getiren faktörün eğitim olduğunu es geçmekte, yine cephede kan dökerek beka mücadelesi vermektedir.
Biri “devlet kıyım yaptı” derken, öbürü daha “kan banyosu”ndan bahsetmektedir…
Biri hükümete “kahraman” derken öbürü “vicdansız” demektedir.
Biri “gerilla özgürlük savaşçısı” derken, öbürü “Allahsız terörist” demektedir.
Biri “Amerika zalim” derken, öbürü “Amerika adil” demektedir.
Biri “laiklik hikmet” derken, öbürü “dinsizliğe davet” olduğunu söylemektedir.
Bu ülkeyi, dokuz milimetrelik mermi, üç santimlik duvar, beş metrelik hendek değil…
Aramıza okyanuslar koyan bu “tefrik-i tedrisat” bölmektedir!

Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER