Asikurtlar©

Bu telaş boşuna

Bu telaş boşuna
02 Mayıs 2015 - 10:04 'de eklendi ve 3860 kez görüntülendi.

Her gün bir değil birkaç yerde konuşma ve Anayasayı yerle bir etme alışkanlığını sürdüren Sayın Cumhurbaşkanı özel olarak seçilmiş kıtalara konuşurken, yine öyle şeyler söyledi ve bunlara da bu milletin inanmasını bekledi ki, şaşırıp kaldık.

ANAYASA AYNI ANAYASA
Her cümlesine, hatta her kelimesine cevap vermek mümkündür, ama biz özellikle başkanlık sistemine gerekçe yaptığı değerlendirmelerle ilgili tespitlerimizi paylaşmak istiyoruz. Öncelikle şunu belirtelim, Anayasa’daki görev ve yetkiler bakımından önceki Cumhurbaşkanları ile halkın seçtiği Cumhurbaşkanı arasında zerre kadar bir fark yoktur. Anayasa aynı anayasadır. Değişen sadece seçme şeklidir. Mecliste yapılan seçimlerde ortaya çıkan krizleri aşmak için halkın seçmesi yoluna gidilmiştir. Hepsi bu kadar. Sayın Erdoğan Anayasal yetkilerini kullanmak isteyen önceki Cumhurbaşkanlarına, hatta kendi partisinden olmasına rağmen Sayın Abdullah Gül’e, “çift başlılık olmaz” diyordu.

SİZİN SÖYLEDİĞİNİZİ NEREYE KOYACAĞIZ?
Rahmetli Başbuğ Türkeş’in “9 Işık” kitabını kastederek, “Bugün başkanlık sistemine karşı çıkanların rahmetli olmuş liderleri bile bunları çok açık, net konuşmuştur, kitaplarını yazmıştır. Kitaplar kaybolmaz, onlar delil olarak duruyor.” Diyor, sayın Cumhurbaşkanı. Bu konuyu daha önce defalarca değerlendirdik. Rahmetli Türkeş’in başkanlık değerlendirmesi konjonktüreldir ve siyasi açmazları aşabilmek için düşünülmüş bir ara formüldür. Nitekim, daha sonra vazgeçilmiş ve üzerinde durulmamıştır. Ancak eğer daha önce söylenmiş olanlar esas alınacaksa, sizin söylediğiniz, “Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin bize bir tavsiyesi” sözünüzü nereye koyacağız sayın Erdoğan?

YÜZDE 50 SEÇİLME ŞARTIDIR
Başkanlık sistemine geçmek için, “Bugün Türkiye, arkasında yüzde 52’lik halk desteğine sahip bir Cumhurbaşkanı ile sistem değişikliğine daha önce hiç olmadığı kadar uygun bir iklime sahiptir.” Gibi bir argüman sunuyor. Halkın seçtiği ilk Cumhurbaşkanı Kenan Evren’dir ve yüzde 92 oyla seçilmiştir. Onun için iklim çok daha uygundu. İhtilal lideri olmasına rağmen Anayasayı bu kadar zorlamamış ve bir fiili durum oluşturmaya kalkışmamıştır. Yüzde 52 halk desteği, Cumhurbaşkanı seçim şeklinden kaynaklanan bir durumdur. Halkın bundan sonra seçeceği Cumhurbaşkanlarının tamamı, en az yüzde 50 oyla seçilmiş olacaklardır ki, sizin oyunuz bunun ancak 1,5 puan üzerine çıkabilmiştir. Yani millet size, gerekli oyun en alt sınırını vermiştir. Daha da önemlisi, seçme hakkına sahip toplam sayı dikkate alındığında sizin aldığınız oy yüzde 40’in bile altındadır. Bundan sonra yapılacak seçimlerde belki de yüzde 60 ve üzerinde oyla seçilen Cumhurbaşkanları göreceğiz. Bu durum, “beni halk seçti, istediğimi yaparım” gerekçesi olamaz. Yetki ve görevler Anayasada bellidir. Cumhurbaşkanları, seçildikleri andan itibaren partileriyle ilişkileri kesilir. Tarafsız olacaklarına dair yemin ederler ve günlük siyasete müdahalede bulunamazlar. Asgari ücret için kimin ne söz verdiği sizin değil, siyasetin gündemidir. Eğer siyaset yapmak istiyorsanız, bunun yolu bellidir.

ÇÖKEN BİR ŞEY YOK
“Rejimin muhafızı olarak tasarlanan ve milletin temsilcisi durumundaki hükümeti yola getirmekle vazifeli olarak konumlandırılan Cumhurbaşkanlığı sistemi, 10 Ağustos 2014 tarihi itibariyle çöktü.” Sözünü anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Sayın Abdullah Gül, rejimin muhafızı ve milletin temsilcisi olan hükümeti yola getirmekle mi görevliydi? Sizin hükümetinizi de yola getirdi mi? 10 Ağustos’da sadece bir Cumhurbaşkanı seçildi. Hepsi bununla sınırlıdır. Çöken bir şey olmadı. Siz değil de sayın Ekmelettin İhsanoğlu Cumhurbaşkanı seçilseydi, yine aynı şeyi söyleyecek miydiniz, yine sistem çökecek miydi? Başbakan olarak sayın İhsanoğlu’nun siyasete bu kadar müdahale etmesine sessiz kalacak mıydınız? Nitekim, bir sonraki cümleniz aslında her şeyi anlatıyor: “Eski sistemde ısrar edenler kendi mevcut pozisyonlarını koruma çabası içinde olanlardır.” Diyorsunuz ki, kendi durumunuzu en iyi kendiniz bildiğiniz için, çok doğru bir tanımlama yapıyorsunuz.

PADİŞAHLIK DEMEK PADİŞAHLARA HAKSIZLIK
Başkanlık sistemi denince akıllara hemen padişahlık gelmesine yol açan şey, sizin siyaset siciliniz ve TBMM’ye verdiğiniz başkanlık sistemi teklifidir. Bu teklife padişahlık demek, aslında haksızlıktır.Zira padişahlarda bile bu kadar yetki yoktu. Hangi ülkeyi örnek alıyor, hangi düzeni teklif ediyorsunuz? Bu bile belli değil. Tarif edilen Türk tipi başkanlığın Saddam, Esat, Kaddafi, Hüsnü Mübarek benzeri bir sonuç doğuracağını anlamak için kahin olmak gerekmiyor. Kaldı ki, bugün dünyada yönetim bazında en sorunlu olan ülkelerin başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler olduğunu da bütün dünya görüyor, biliyor ve hatta tartışıyor.

BU ZİHNİYETLE OLMAZ
Başkanlık ısrarının altında yatan sebep bellidir. Ömür boyu bir dokunulmazlık zırhı kazanmak ve ülkeyi artık herkesin görüp anladığı dünyada eşi benzeri olmayan bir zihniyete göre şekillendirmek istiyorsunuz. O zihniyetle nereye varılacağı ülkenin şu anki haliyle ortadadır. Çökmeyen, çürümeyen, çözülmeyen hiçbir şey kalmamıştır. Bunu siz de kabul ediyor, buradan da bir başkanlık gerekçesi çıkarıyorsunuz. Ancak, daha önce defalarca söylediğimiz gibi, zihniyet aynı olduktan sonra sistem ne olursa olsun varılacak yer de aynı olacak, çürümenin, çözülmenin ve çökmenin daha da hızlanmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Türk milleti her şeyin farkındadır. Şunun şurasında bir aydan biraz daha fazla bir zaman kaldı. Bir silkinmenin olacağından ve artık bu hazin gidişe bir dur denileceğinden asla şüphemiz yoktur.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER