Asikurtlar©

Bu sürecin sonunda ABD’ye daha da teslim olacağız

Bu sürecin sonunda ABD’ye daha da teslim olacağız
24 Mart 2016 - 20:00 'de eklendi ve 4130 kez görüntülendi.

Çözecek olursa bu işi artık bizim için ABD çözecek, kaçış yok. Bizler ise, ”elin şeyi ile gerdeğe girecek kadar iktidarsızlaştırıldığımız süreçlere,” kitlesel şekilde nasıl teslim olabildiğimiz meselesi ile artık yüzleşmeliyiz.
Türkiye, tarihinin en sergüzeşt ve müphem yönetimi altında, tahayül edilemez bir geleceğe doğru ilerlemekte olduğu şu süreçte, bir takım yöneticiler işledikleri günahların hesabını dünya gözüyle vermek istemediklerinden, üzerindeki baskıyı arttırarak dermansız bıraktıkları vatandaşı, bugün artık ABD’den medet bekler hale getirdiler. Saraylar inşa edecek ölçüde tumturaklı olmakla sağlanabileceğini düşündükleri saygınlığımızı, şimdiye kadar görülmemiş ölçüde ayaklar altında çiğnettiler.

Rıza Sarraf ya da Reza Zarrab, artık adı her ne ise, kuşkulara gebe bırakan bir girişim ile, ABD’ye ayak bastığı esnada, derdest edilerek dört duvarın ardına tıkıldığında, derin bir nefes aldık ve yaşananları sevinç ile karşıladık, eyvallah. Öyle ya, senelerdir belimizi büken baskıcı ve hukuksuz yönetim anlayışı ile ayarlarıyla oynanmış bizler, ülkemizin adalet sisteminden fayda göremeyeceğimizi yaşanmış sayısız örnek neticesinde ziyadesi ile iyi anlamıştık. Şimdilerde ise, ABD’nin savcısından, yargıcından, yargısından ve hukuk sisteminden medet bekler hale getirildik.

“VALİ”Yİ GÖREVDEN ALACAK

Nasıl bir haletiruhiye içerisine itilmişse vatandaş, ABD yargısı zaten bedihi olan bir takım gerçekleri yüksek telden tekrar etsin, bu sayede Türkiye’nin siyasi ortamının ihtiyacı olan temizlik harekatı mümkün hale gelebilsin temennisi içerisinde oluşumuz, sarfınazar edilebilecek bir mesele değildir. Ezcümle, başımızdakilerden kurtulmak için ABD’den yardım bekler hale getirildik mi? Hem de hiç kuşku kalmayacak ölçüde! O halde, bu beklentinin karşılanması bizi ne gibi bedeller ödemeye mecbur bırakacak? Bu konuyu da vakitlice düşünmek gerekmektedir.

ABD, içeriğini ulusal meselesi saydığı bu davayı bir takım faydalar sağlayabileceği şekilde yönetecektir. Türkiye bu davanın neticesinde biraz daha güçlü bir şekilde ABD’nin bir eyaleti görünümüne getirilmektedir, ve bu vaziyetin yegane sorumluları, ayrılık vakti geldiğinde hesap ödemeyi kabul etmeyen yöneticilerimizdir. Merkezi yönetim ABD, adeta eyaleti gibi gördüğü Türkiye’ye atadığı ve işlevini yitirmiş, ve hatta bölgesel bir sorun kaynağı haline gelmiş olan bir Vali’yi görevden almak için, ya da hizaya getirmeye yönelik bir tavır içerisinde görünmektedir, fakat görevden alma eylemi gerçekleşecekse de, eyaletin oy kullanan nüfusunun yaklaşık yarısı Vali’ye meftun olan, toplamda ise 80 milyon civarında insandan oluştuğundan, öncelikle Vali’nin kirli dosyalarını ortaya saçarak itibarını bitirdikten sonra görevden alma faaliyeti uygulanacak gibi görünmektedir.

ABD TAHAKKÜMÜ ARTIRACAK

Ölümü gören vatandaş sıtmaya razı olurken, yükselen ateşin de etkisi ile ABD, ehvenişer görünmeye başlıyor gözlere, önce başımızdaki hastalığı bize musallat eden bu güç, şimdi kemoterapi uygulasın da kanserli hücrelerden kurtulalım diye beklediğimiz bir duygu haline mahkum ediyor bizleri. ABD, Türk halkının kurtarıcısı mı olacak yani şimdi? Neşteri kendimize bir türlü vuramayı başaramadığımız 17/25 Aralık kangreni, Türkiye’nin iç meselesi olarak kalamayacak boyutta kapsamlı bir dava olabilir ancak, en azından Türkiye ayağını kendi başımıza çözümlememiz gerekirdi. Davanın bize düşen kısımlarını aydınlatma zorunluluğu ABD’ye kaldığından, bu gücün ülkemiz üzerindeki tahakkümü ne boyutta artacak öngörülemez. Bu sorunun yanıtını tarih gösterecekse de, hissikablelvuku ile vakitlice hesap kitap yapmaktan kimseye zarar gelmez.

17/25 Aralık, Türkiye, İran ve ABD arasında müselles bir davadır, İran vakitlice kendi üzerine düşen vazifeyi yerine getirerek bu oyunda elini güçlendirmiş ancak, muhtemelen elde ettiği her bilgiyi komuoyu ile paylaşmayarak bu işi son günlerde adım adım ”kanki panço” haline geldikleri ABD’ye, yani Türkiye üzerinde en etkili olan güce devretmiştir. Davanın kendisini ilgilendiren kısımlarını çözüme kavuşturması gereken üçlüden ilki, yani Türkiye, mevcut siyasi iradenin en tepesinden yapılan müdahale ile ucu kendisine temas eden bu davayı unutturmaya yönelik bir tavır içerisine girmeyi tercih etmişti, bu vesile ile ülkemizde adalet sistemi, bütünüyle Erdoğan’ın sufle ettiği pejmürde bir tiyatro sahnesi görünümüne evrildi.

ABD ERDOĞAN KAVGASI OLMASAYDI

Davanın önünü açmakla mükellef unsurlar mugalata yoluna girerek dosyayı gözlerden uzaklaştırmaya çalıştılarsa da, bu denli geniş çaplı bir hadise ile tarihi bir yüzleşmeye girmek konusunda vaziyeti ancak bir süre erteleyebildiklerini nihayet bugün artık açıkça görebilmekteyiz. Kaldı ki, tarihe verecekleri hesabın defteri de ziyadesi ile kabarmıştır. ABD ile Erdoğan arasında son dönemlerde yaşanan politik ayrılıklar olmasaydı bu davanın dosyası yine de açılır mıydı? Bunu bilemesek de görünen tablo şu ki, hem Türkiye halkının, hem de yöneticilerimizin ipleri şu andan itibaren bir kez daha ve hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde ”Uzak Batı Roma İmparatorluğu”nun, yani ABD’nin eline geçmiş vaziyettedir.

Vasıfsızlaştırılarak mezbele alanına dönmüş bir siyaset arenası, partizan gibi çalışan yandaş medya kuruluşları, fettan bir yönetim anlayışının desiseler ile ülkeyi çalkalamaları sonucunda uğradığı sukutuhayallerden mütevellit ruh sağlığını an be an yitirmiş mağmum bir halk, kendi yöneticileri tarafından zorla kucağına itildikleri ABD’nin o ”mübarek” ellerinden hürmet ile öpecek bir haletiruhiye içerisindedir.

ABD ÇIKARINA UYGUN DAVRANACAK

Zarrab’ın derdest edilmesi neticesinde haklı olarak hepimiz coşkulu bir umut ışığına doğru yöneldik? Peki Türkiye’nin geleceği için ABD yargısından medet beklediğimiz bir ortamda, bütünüyle müsterih olmak mümkün müdür? Bu gelişmeler ışığında, bir kandilin çevresinde dönen pervaneler haline geliverdik, peki ışığa hasret pervaneler şu gerçeği görebiliyorlar mı? Kandilin ateşinde kanatları yakmak ve bir daha asla özgürce uçamamak da mümkün.

Kendimize kafi gelelim diyerek çıktığımız yolda ilanihaye ve pespaye bir halde ABD’nin eline düşmüş vaziyetteyiz, hem bizim hem de iktidardakilerin kaderleri dünyanın öteki ucundaki bir süper gücün elinde, neticede bu işten kim kazanç elde edecek derseniz, her halükarda biz hepimiz şu vaziyette ”kaybedenlerdeniz.” ABD kimden daha fazlasını koparabilecek ise, o yönde kendi çıkarlarına uygun bir neticeye yönelecektir.

Çözecek olursa bu işi artık bizim için ABD çözecek, kaçış yok. Bizler ise, ”elin şeyi ile gerdeğe girecek kadar iktidarsızlaştırıldığımız süreçlere,” kitlesel şekilde nasıl teslim olabildiğimiz meselesi ile artık yüzleşmeliyiz.

Şıvan Okçuoğlu

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER