SON DAKİKA

Söz Konusu Olan Vatanın

Gündem Yazıları

BİZİM BRÜTÜS

KÖŞE YAZILARI

Bu kadar da olmaz

Bu haber 26 Kasım 2013 - 10:20 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.

Orhan Karataş

Yazının başlığı, duruma göre vaziyet almaya, nabza göre şerbet vermeye, milletin aklını ve idrakini hiçe saymaya bir isyandır. Sayın Başbakanın Trabzon konuşmasını dinlerken, aklımla alay edilmesinin karşılığında dilimden dökülen ve “pes artık” dedirten bir itirazdır. Eminim ki, o konuşmayı dinleyen istisnasız herkes aynı şeyi söylemiş, “bu kadar da olmaz” demiştir. Kimi benim gibi bunu dışa vurmuş ve paylaşmış, kimi başına gelebileceklerden korkarak sinmiş, kimi de bu menfaat düzeninde payına düşenden olmamak için kan kusup kızılcık şerbeti içtiğini söylemiştir.

Hangi gelecek?

Sayın Başbakan, kendisini dinleyen Trabzonlulara ve bütün kanallar anında esas duruşa geçip canlı yayına geçtikleri için doğal olarak televizyonları başındaki insanlara seslenirken, ülkenin içinde bulunduğu yıkım süreciyle ilgili çok ilginç açıklamalar yaptı. Bu ülkede yaşamasak, akıl sağlığımız yerinde olmasa, idrak ve algılamada doktor raporun dayalı bir sorunumuz bulunsa sayın başbakana belki bir itirazım olmaz. Ancak çok şükür ki, aklımız da, idrakimiz de yerinde. Yaşanları takip edecek, dinlediğimiz anlayacak eğitimimiz, birikimimiz ve aklımız var. Bizim şahit olduklarımız, bizim yaşadıklarımız, bizim duyduklarımız başka, sayın başbakanın anlattıkları tamamen başka. Neresinden başlayıp hangisini düzeltelim. Sayın başbakan, “Türkiye olarak terör meselesini arkada bırakıp geleceğe odaklanmamız gerekiyor.” Diyor. Türkiye’nin terör meselesini arkada bırakıp geleceğe odaklanması elbette gerekiyor. Nitekim AKP öncesinde bu başarılmıştı. Terör bitirilmiş ve ülke selamete çıkarılmıştı. Bugün terör meselesini arkada bırakmanın yolu ve şartı teröristlerin her istediğini, hem de anında yerine getirmektir. Bu yoldan, bu yöntemden geleceğe odaklanmak mümkün olabilir, ama o gelecekte Türkiye Cumhuriyeti’nin olmayacağı kesindir.

Analar değil vatan ağlıyor

Sayın Başbakanın bir sonraki cümlesi şöyle: “Gençlerin şehit olmadığı, annelerin ağlamadığı bir Türkiye’yi inşa etmek zorundayız. Bunu her ne pahasına olursa olsun hep birlikte el ele vererek gerçekleştireceğiz.” Gençlerin şehit olmadığı, annelerin ağlamadığı bir Türkiye’yi inşa etmek gerçektende zorunluluktur. AKP öncesinde bu konuda da çok büyük mesafeler kat edilmişti. Kimse şehit olmuyor ve analar ağlamıyordu. Bunun bedeli de şehit kanlarıyla ödenmişti. Ama demek ki, bu durum AKP’yi tatmin etmemiş. Gelir gelmez terörün tekrar canlanmasına izin vermekle yetinmediler, bölücü ihaneti sonuç alacak noktalara taşıdılar. Şimdi bunun bedeli ülkenin bölünmesidir ki, sayın başbakanın “bunu her ne pahasına olursa olsun hep birlikte el ele vererek gerçekleştireceğiz” sözü de bir bakıma bunu ortaya koyuyor. Gerçekten de bölücü güruhla el ele verdiler ve ülkeyi bölme pahasına her istediklerini gerçekleştiriyorlar.

Bu nasıl emanet?

Aklımızla alay edilmenin doruğa çıktığı yer, “Şehitlerimizin emaneti sınırımızdır. Vicdanımızın sesine kulak vereceğiz. Türkiye için ne hayırlısıysa onu yapacağız. İyi niyetle yürüdüğümüz müddetçe, akıbette hayır olacak. ” cümleleridir. Diyarbakır’daki ihaneti hangi şehit, hangi şehit yakını içine sindiriyor? Bu nasıl emanet ki, ömrünü terörle mücadelede geçirmiş kahraman komutanlar terör örgütü kurma yakıştırmasıyla toplanıp içeri tıkılırken, ömrünü bu devlete ve bu millete ihanetle ve hakaretle geçirmiş Ahmet Kaya’lar, Şivan Perver’ler baş tacı ediliyor? Bu nasıl emanet ki, o şehitleri katledenlerin hamisi, Kuzey Irak’da Türkmen varlığına karşı açık ve aleni bir soykırım yapan Barzani, ağır ve önemli misafir olarak, hem de Diyarbakır’a kadar ayağına gidilerek kucaklanıyor? Bu nasıl emanet ki, o şehitlerin uğrunda can verdikleri vatan toprağında PKK paçavraları sallanıp, “Kürdistan” nutukları atılıyor? Vicdan bunun neresinde? Bu gidişat Türkiye için bir hayrı değil felaketi gösteriyor. Bu söylediklerimizin, yazdıklarımızın hangisi yalan, hangisi itham? Tamamı bu milletin bizzat şahit olduğu, kendi gözleriyle görüp, kendi kulakları duyduğu şeyler değil midir? Oslo rezilliklerinin ortalığa saçılması karşısında edilen şeref yeminleri millete bilgi vermek için miydi, milletten saklamak için miydi?

Şehit mantığı “kelle” mi?

Ve asıl bize “bu kadar da olmaz” dedirten yere geliyoruz. Sayın başbakan, “Şehitlerimizin yakınlarına sesleniyorum; şehitlerin kadrini kıymetini evvel Allah bizden daha iyi bilen bir hükümet, iktidar yoktur. Biz sözde şehit mantığı ile hareket edenlerden değil, şehitlerimize ölüler diyenlerden değiliz. ‘Onlar diridirler, ölü değildirler’ diyenlerdeniz.” Diyor. Hakikaten diyecek söz, yazacak kelime bulamıyorum. O şehitlerin kanını dökenlerle masaya otururken, onların elebaşlarını “sayın” diye yüceltirken, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyenlere her türlü hakareti ve yakıştırmayı yapmak mı şehitlerin kadrini kıymetini bilmektir? Şehitlere ölü değil diridirler demek, imanımızın gereğidir. Çok şükür bugüne kadar da hep bunu dedik, bunu savunduk, bunun arkasında durduk. Şehide ölü diyenler, Diyarbakır’da kucakladıklarınızdır. Şehit mantığı ile hareket etmediğiniz içindir ki, şehide “kelle” diyorsunuz.

Diyarbakır’da “Kürdistan” deyip, şehit katillerinin her istediğini yerine getirmek için seferber olurken, Trabzon’da şehide sahip çıkmak AKP siyasetine uygun olabilir. Ancak, bu milletin aklıyla alay etmenin de bir sınırı olmalı. Sizin koyamadığınız bu sınırı, milletin sandıkta koymasının zamanı çoktan gelmiştir.

Orhan Karatasorhan@asikurtlar.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.