Asikurtlar©

Bu hale nasıl geldik?

Bu hale nasıl geldik?
16 Şubat 2016 - 16:21 'de eklendi ve 4091 kez görüntülendi.

Akıl ve izan sahibi herkes, Türkiye’nin tarihinde hiç olmadığı kadar yalnızlaştığını, kuşatıldığını ve dünyada en çok kaybeden ülke durumuna geldiğini görüyor. Bir ateş çemberi ile sarıldığımızı ülkenin Cumhurbaşkanı ve başbakanı söylüyorlar. Yanlış ve yetersiz politikalarla azdırılan PKK içeride, PYD ise dışarıda başımıza büyük belalar açıyorlar. Sadece Türkiye ve Türk milleti değil, bize inanan, güvenen başta Türkmenler olmak üzere her kim varsa, tamamı bedel ödüyor.

GÜDÜK ZİHNİYET
Bu ülkede 14 yıldır, kesintisiz tek başına bir hükümet var. Dolayısı ile herşeyin bizzat sorumlusu ülkeyi idare edenlerdir. Kendilerinden öncekileri suçlamak, topu bir yerlere atmak, cambaza bak oyunu oynamak konusunda çok mahir olsalar da, sorumluluktan kurtulamazlar. Bugün yaşadıklarımız güdük, yetersiz, ön yargılı, devlet ve milletle hesaplaşmanın her şeyin önüne geçirildiği, ülke ve dünya gerçeklerinden kopuk bir anlayışın kaçınılmaz sonucudur. Devlet idare etmeyi şirket yönetmek zannedenler, her şeye, her meseleye kendi menfaatleri ve siyasi çıkarları ile bakanlar, kurumları, birikimleri yok sayıp, çapsız, yetersiz, hatta cahil yandaş ve yanaşmalarla iş görmeye çabalayanlar ülkeyi bu hale getirmişlerdir.

DEVLET HIRPALANDI
Türkiye Cumhuriyeti bir kabile devleti değildir. Bin yıllık birikimleri, bir asırlık Cumhuriyet ve demokrasi değerleri, deneyimli ve kendini ispat etmiş kurumları vardır. Ancak AKP ile birlikte bütün bunlar yok sayıldı, görmezden gelindi. En hayati kararlarda dahi bu kurumların bilgisi, donanımı, birikimi yerine, kendi güdük zihniyetlerini öne geçirdiler. Bunun adına da “stratejik derinlik” dediler. Kurumlar yerine, ne olduğu, nereden gelip nereye gittikleri belli olmayan, çapsız, yetersiz, saplantılı danışmanlarla iş görmeye çalıştılar. Sonuç ortadadır. Bu anlayış, bu yönetme şekli büyük ve derin bir çöküş getirmekle kalmamış, ülkenin varlığını, birliğini ve geleceğini de çok ciddi biçimde tehlikeye atmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinde hiç olmadığı kadar sadece içeride değil, dışarıda da bir açmaza düşmüş ve ağır şekilde hırpalanmış durumdadır. Beklenir ki, özel hesaplar, siyasi çıkarlar bir kenara bırakılsın. Devlet aklı devreye girsin ve tutarlı ve kararlı bir politika oluşturulsun. Ancak, ne yazık ki, bunun zerresini dahi göremiyoruz.

TAMAMINDA KAYBETTİK
Bugün Suriye bataklığında başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Bu hükümete güvenmemizi, inanmamızı ve ümit etmemizi gerektiren bir ümit ışığı görünmüyor. Bu ülkenin Dışişleri Bakanlığı var. Çok birikimli diplomatları, dünyayı tanıyan, yetişmiş kadroları var. Genelkurmay Başkanlığı gibi varlığımızın teminatı olan bir kurumumuz bulunuyor. Ancak, AKP en hayati kararları bu kurumlarla değil, saplantılı danışmanları ile alıp, hayata geçiriyor. Ve bugüne kadar ne aldığı bir karar doğru çıktı, ne hayata geçirdiği bir politika doğru sonuç verdi. Tamamında yanıldık, tamamında kaybettik, tamamında bedel ödedik. Unutmayalım ki, bu danışman sıfatı taşıyanlardan ve Türkiye’yi bugünkü perişan duruma getirmekte başrol oynayanlardan birisi de, bugün ülkenin başbakanlık koltuğunda oturmaktadır.

SABAH BAŞKA AKŞAM BAŞKA
Yanlışın ve yetersizliğin ayyuka çıkmış olmasına ve ağır sonuçlarına rağmen, değişen bir şey olmuyor. Hala kendi çarpık devlet aklının, diplomasinin ve kurmay birikimin yerine koyuyorlar.Çok daha önemli ve vahim olanı, hayati kararlarda devlet ve ülke menfaatleri yerine, kendi özel hesaplarını, siyasi çıkarlarını her şeyin önüne geçiriyor olmalarıdır. Sabah başka, akşam başka, ertesi gün bambaşka konuşan bir Dışişleri anlayışı ile nereye varılabilir? Bir ülkenin dış politikası bu kadar çelişki, bu kadar tutarsızlık üzerine kurulabilir mi? Nerede bu ülkenin diplomatları, nerede bu ülkenin birikimleri, nerede bu ülkenin genelkurmayı? Tribünlere oynayıp hamaset yaparak, kendi seçmen tabanlarını ikna edebilecek sahte, içi boş, yetersiz ve çoğu zaman bütün dünyayı kahkahalarla güldüren değerlendirmelerle vakit geçiriyorlar. Bu siyaset belki siyasi olarak sonuç veriyor. Milleti afyonlamayı, yanlışı doğru, yalanı gerçek, kaybı kazanç gibi göstermeyi başarıyor ve iktidarda kalmalarını sağlıyorlar. Ancak, bu gemide hep birlikte batıyoruz. Bu yalanlara inananlar, bu yetersizliğe onay verenler ne kendilerine, ne yönetenlere, ne ülkeye, ne de bu ülkenin geleceğine hizmet etmiyorlar. Tam tersine, çöküşü hızlandırıp, kaybın katlanmasına sebep oluyorlar ki, artık bu çöküş ve kaybın sınırlarımızı çok aştığını içimiz sızlayarak izliyoruz.

SUUDİLER ÇARE OLURSA!
Suriye’de niye kaybettiğimizi, bütün komşularımızla neden savaşın eşiğine geldiğimizi, dünyada yapayalnız kalıp içimize kapandığımızı, hiçbir yerde dikkate alınmadığımızı, sınırımızın bir metre dışına çıkamadığımızı ve uzaktan atışlarla işi kurtarmaya çalıştığımızı hala anlamayanlar, işte buralara baksınlar. Kapı kapı dolaşıp bizi Rusya ile barıştıracak birilerini arıyoruz. ABD’den YPG’yi durdurmasını, İran’dan PKK’ya rest çekmesini bekliyoruz. Son ümidimiz ve çaremiz Suudi Arabistan oldu. Suudi uçakları gelecek, bizim yerimize Suriye’deki YPG ve IŞİD mevzilerini bombalayacak, askerleri kara harekatı yapacak, biz de huzura kavuşacağız. Şu vahamete, şu çaresizliğe bakar mısınız? Nitekim, ABD “höt” deyince Suudiler geri çekildi.

CELLADINA AŞIK OLANLAR
Hiç dolandırmadan ve uzatmadan söyleyelim. AKP var oldukça, yarınımız bugünümüzü aratacaktır. Bundan sonra yapacakları doğru işler, söyleyecekleri haklı sözler dahi karşılık bulmayacaktır. Çünkü inandırıcılıklarını, ciddiyetlerini ve ağırlıklarını kaybetmişlerdir. Bu vahim durumdan kurtulabilmek için çok daha büyük yanlışlar yapmaları ve ülkeyi yeni felaketlere sürüklemelerinin ne kadar yakın bir ihtimal olduğunu, bizzat yaşadıklarımız ortaya koyuyor.Celladına aşık olanlar, sonucuna da katlanmak zorunda kalıyorlar, ama olan ülkeye ve vatana oluyor. Son derece endişeliyiz.

Orhan Karataş

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER