Asikurtlar©

Bu hale nasıl geldik?

Bu hale nasıl geldik?
10 Aralık 2015 - 13:49 'de eklendi ve 4528 kez görüntülendi.

 

Toplama bir menfaat ortaklığı olarak şekillenen, gerçeklerden uzak, dünyadan habersiz, kof ve güdük zihniyetinin sadece Türkiye’yi değil bütün İslam âlemini, hatta dünyayı kurtaracak formül olduğunu zanneden AKP, kelimenin tam anlamıyla duvara toslamış durumdadır. Bu öyle bir toslama ki, bedelini, bütün Türk milleti ile birlikte İslam dünyası çok ağır şekilde ödüyor. Bu gidişin sonunun ne olacağını da kimse bilmiyor.

 

TÜRKİYE’NİN DEĞİŞMEZİ KAYIP, KRİZ VE KAOS

Türkiye bir İmparatorluk bakiyesidir. Binlerce yıllık tarihinden süzülüp gelen birikimlerinin üzerine bir Cumhuriyet kuruldu. 92 yıllık Cumhuriyet deneyimi var. AKP zihniyeti bütün bunları yok saydığı gibi, bir de hesaplaşma içine girdi. Kendisinden önceki her şeyi yanlış kabul edip, denenmemiş, hayali, dünya ve bölge gerçekleriyle uyuşmayan, çağ dışı ve tamamen kişisel öngörü ve hesaplara dayalı bir düzen kurmaya uğraştı. Bunun içerideki bedeli toplumsal huzurun bozulması, bölünme ve ayrışmanın hızlanması ve tahammülsüzlüğün yayılması oldu. Buna rağmen bu güdük düzeni, elle geçirdikleri medya, devlet ve yargı gücü üzerinden bir yere kadar hazmettirmeyi başardılar. Hatta bu garabeti bir siyasi temele de oturttular. Bu kadar çöküntüye, bu kadar yalana, bu kadar yolsuzluk ve rüşvete, bu kadar ihanete rağmen; aklın, mantığın, vicdanın ve imanın asla kabul etmeyeceği bir şekilde, hala tek başlarına iktidar olabilmelerinin temel sebebi, işte bu garabet düzenidir. Haliyle bu şartlarda elde edilen iktidarın daha çok yalan, daha çok talan, daha çok ihanet ve daha büyük yıkım dışında bir sonuç getirmesi mümkün olmuyor. Nitekim, kayıp, kriz ve kaos Türkiye’nin değişmezi olmuştur. Tarihin en büyük çöküntüsü ile birlikte, yarın ne olacağını kimsenin kestiremediği bir sürece girilmiştir.

 

DIŞARIDA HER ŞEY FARKLI

Türk milletinin bu durumu kabullenmesi ve onaylaması bir akıl tutulması olsa da, AKP’nin iktidar olduğu gerçeğini değiştiremiyoruz. Ancak, sınırlarımızın bir metre dışına çıkınca her şey değişiyor. Orada ne ele geçirilen medya, yargı ve devlet bir karşılık buluyor, ne yanaşmalar işe yarıyor, ne de beslemelerin gayretini duyan oluyor. Güdük ve kof zihniyetin içi boş övünmeleri asla ciddiye alınmıyor ve diplomasinin kendi değişmez gerçeği tıkır tıkır işliyor. Dış politikanın tek ve değişmez gerçeği devletlerin karşılıklı menfaatidir. Dostluğu da, düşmanlığı da belirleyen budur.

 

BOP YOLUNDA KOŞTULAR

AKP’nin öncesinde Türkiye’nin değişmezi de buydu. Kırmızıçizgilerini buna göre belirliyor, ilişkilerini buna göre düzenliyor, kararlarını buna göre alıyordu. Kıbrıs müdahalesi de bu çerçevede yapıldı, PKK ihanetini yok eden Kuzey Irak’daki operasyonlar da bu temel üzerinden yürüdü.”Yurtta sulh, cihanda sulh” dedik ve BOP yolunda herkesten önce koşmadık. Bunun sonucu olarak, milli birliğimiz sağlam, ülke bütünlüğümüz tartışılmazdı. Bölgenin ve dünyanın en saygın ülkelerinden biriydik. Kırmızıçizgilerimize herkes riayet etmek zorunda kalıyordu. Ne Kıbrıs’daki iddialarımızdan, ne Ermeni iftiraları karşısındaki kararlılığımızdan zerre kadar taviz vermemiştik. Bütün komşularımıza aynı ölçüyle yaklaşıyor ve kendi güvenliğimiz herşeyin önüne geçiriyorduk.

 

SIFIR SORUN, SIRF SORUN OLDU

AKP ile birlikte binlerce yılın birikimi olan, tamamı defalarca test edilmiş ve kabul görmüş bu temel politikalar yok sayılmakla kalmadı, bir de yanlış ve yetersiz ilan edildi. Bu politikaları yürüten eğitimli, tecrübeli, birikimli diplomatlarımız, “monşer” denilerek aşağılandı ve etkisizleştirildi.  “Sıfır sorun” denilerek, dünyada gerçekleri ile tamamen ilgisiz, hiçbir örneği olmayan, karşılığı bulunmayan ve tamamen teslimiyet üzerine kurulu bir dış politika yolu izlendi. Bu şekilde dünyada saygın ve etkin olacaklarını, özellikle İslam âleminde büyük kabul görüp, liderlik yapabileceklerini zannettiler. Aldıkları küçük sonuçları başarı olarak değerlendirip, daha da ileri gittiler. Kendilerini ganimet sayanların pohpohlamalarını anlayamadılar. Vererek, teslim ederek bir yere varılamayacağını, bu ülke ve milletle hesabı olanları ümitlendirip harekete geçirmek dışında hiçbir sonuç alınamayacağını ağır sonuçlarıyla birlikte defalarca gördüler. Ancak, güdük saplantılarından bir türlü kurtulamadılar ve ısrarla bu yanlışta devam ettiler.

                                              

TAM BİR VAHAMET

Geldiğimiz nokta tam bir vahamettir. Bırakın sıfır sorunu, ağır ve derin sorunlar yaşamadığımız, hatta savaşın eşiğine gelmediğimiz hiçbir komşumuz kalmadı. Liderlik yapacaklarını zannettikleri Müslüman dünyası, AKP sayesinde Türkiye’den tamamen uzaklaştı. Katar ve kan bağımızın gereği olarak her şartta yanımızda yer alan Azerbaycan dışında bizimle hareket eden, bizi onaylayan ve destek veren hiçbir ülke yok. İçeriden ve dışarıdan ağır şekilde kuşatıldık ve ülkenin başbakanı bunu defalarca itiraf etmek durumunda kaldı.

                                              

 UÇAK BAHANE

Rus uçağının düşürülmesinden sonra AKP’nin yetersizliklerini, yanlışlarını ve güdük zihniyetinin nelere mal olduğunu, çok daha açık, çok daha acı ve çok daha büyük bedeller ödeyerek görüyoruz. Bu kadar haklı olduğumuz, bir mesele, AKP’nin iktidar olduğu günden bu yana yaptığı tek doğru, tersine çevrilmiş ve Rus uçağının düşürülmesi bir bahane oluşturmuştur. Bu ülkeye ve milletle hesabı olanların tamamı bu vesileyle harekete geçmişlerdir. Dışarıdan amansız bir kuşatmaya alındık. İran ve Irak’ın herkesten önce kılıçları çekmesi, AKP’nin güdük zihniyetinin acı bir yansımasıdır.

 

İÇERİDE KALKIŞMA

İçeride açık ve aleni bir kalkışma yaşanıyor. AKP hükümeti bu hazin ve rezil durum karşısında çaresiz biçimde çırpınıyor. Bu duruma gelinmesinde temel sebebin adına çözüm denilen ihanet sürecinin olduğunu bu ülkenin Cumhurbaşkanı bizzat itiraf etmiştir. O çözümün, güya bütün dünya tarafından niye desteklendiğini ve süreci yönetenlere neden destek verildiğini hala anlamayan varsa, dönsün etrafımızda olup bitenlere bir baksın. O ülkelerin tamamı şimdi etrafımızdaki kuşatmayı daraltmakla, nefesimizi kesmekle ve paylarına düşeni almakla meşguller.

İçimiz yanıyor, boğazımız düğümleniyor. Yazık oluyor bu ülkeye, yazık oluyor bu millete. Bu kadar yalana, talana, ihanete yüzde 49 oy vermenin bir bedeli elbette olacaktı, ama o bedeli ne yazık ki, hepiniz ödüyoruz.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER