Asikurtlar©

Böyle olur Apo’nun namazı

Böyle olur Apo’nun namazı
15 Mart 2016 - 13:38 'de eklendi ve 5259 kez görüntülendi.

Bülent Arınç bey Apo’ya namaz kıldırıyordu, hadi şimdi Apo’yla kıldıkları namazın duasını birlikte yapsınlar Kızılay meydanında.

Türk Ordusundan yüzlerce subayı iftiralarla tasfiye ederken bir de orduyla dalgasını geçip ‘iyi ki bunlarla savaşa girmedik’ dalga geçen lafları.

İyi ki sizinkiler başımızda Bülent Arınç bey, bakın güzel güzel savaşıyoruz bedenlerimiz toz parçaları konfeti gibi uçuşuyor havalarda, Yeni Türkiye’nin ilanı kutlamaları.

Sırf iktidar için dört yıl beş yıl tonlarca bomba girdi sırf seçim için ses çıkarmadılar, terörü tatlılıkla yola getireceklerine inanmış yüzlerce sırtlan siyasetçi yazar.

EMİNE HANIM KALDIRSIN ‘ENKAZI’ KIZILAY MEYDANINDAN

Hadi şimdi Emine hanım kaldırsın ‘enkazı’ Kızılay meydanından, niçin ceset parçalarını topluyorsunuz ki, orada iki dev çıplak erkek heykeli var, dinimizce mahremdir günahtır Yeni Türkiyemizi utandırıyor önce bu çıplak heykelleri örtün Emine Hanım, aman haremdekiler görmesin bu çıplak heykelleri, bu yüzden mi olay yerine gidemedi halifemiz.

Kızılay Meydanı mahşer yerine dönmüş ülkenin başbakanı her şeye maydanoz Cumhurbaşkanı 23 saat ortalıklarda yok, 23 saat sonra da doktor şarkıcı Ferhat Göçer’i dinlemeyeceği üzüntüsünü dile getiriyor, olay yerine gelecek bakacak yüzleri yok, olay yeri ambulanslara ve çöpçülere kaldı, kalın perdeler çekildi, araba farlarıyla karşıki apartmanların beşinci katlarına savrulmuş ceset parçaları aranıyor, olay yeri Yargıtay’a yüz metre İçişleri bakanlığına yüz metre mesafede. Sesi dışarıdaki semt Keçiören’den duyuldu, Barış Pehlivan aradı, Nihat ağbi Müyesser’e ulaşamıyorum, Müyesser Yıldız’ı her akşam aynı saatte aynı otobüs durağından uğurluyorum, Müyesser’e ulaşamıyoruz, bir milyon anne benim gibi ulaşamıyor, dünyanın dört bucağından Türkler Ankara’da yakınlarına ulaşamıyor, Müyesser bu akşam onbeş dakika önce binmiş, onbeş dakika önce binemeyenlerin hepsi ölmüş, talih işte, orada anne baba çocuk piyango satıcıları da ölmüş, karşıdan geçen iki taksici de uçmuş, sınavdan çıkanlar, baharın güzel akşamına aldanıp akşam gezmesine çıkanlar ölmüş. Havaya uçtu gencecik çocuklar, parçalarından bazıları hiç yere düşmedi yukarlarda kaldı, zihnimizden tarihimizden bu sönmüş yıldızları o göklerden kim bulup kim süpürüp temizleyecek? O çocuklara siyasiler terör seviciler ne diyecek, alın Topkapı sarayı gibi ekranlarınızda saklayın o ceset parçalarını, sigaya çekin o ceset parçalarını, yine çok bilmiş gibi güvenlikçi politikalarla olmaz diye diye kanlı kanlı sallayın ekranlarınızda.

Akşamın altısı yedisi herkesin çocuğu sokaklarda, bomba patladı, üç sokak beş sokak ötede onlarca anne baba oldukları yere vurulmuş kuşlar gibi düşüp bayıldılar, kaskatı yerde yatıyorlar. Sesten mi bayılıp kaldırıma düştüler, herkes biliyordu bir kalabalık yerin uçurulacağını, şimdi orada çocuklarımız yakınlarımız var korkusuyla, beş sokak ötede ne düşüp kalıyorsun kaldırıma teyzeciğim, infilak edeli çok olmuş sen şimdi mi duyuyorsun Hasan Cemallerin Sezgin Tanrıkulları’nın Ali Bayramoğulları’nın seslerini. Bomba ekranlardan manşetlerden yıllardırpatlatılmıyor mu?

SAYIN KILIÇDAROĞLU, SEN ÖNCE GENEL BAŞKAN YARDIMCILARINA ANLAT TERÖRÜN NE OLDUĞUNU

Ankara’nın en kalabalık durakları beklerken insanlar baharın sevinciyle dallar tomurcuklandı mı şöyle bir bakınıyordu dallarına, ağaçların tepesine kadar yapraklara dallara asılı ceset parçaları, elli metre karşıda on katlı binaların ön cephesinde asılı ceset parçaları, senin benim hepimizin çocukları, Yargıtay elli metre yukarda, İç İşleri bakanlığı elli metre sağda, Kızılay’daki eylemler için depolanmış çevik kuvvet elli metre sağda, elli metre sağda onbinlerce insan minibüs duraklarında, bir damla huzur kalmadı, birkaç saniye içinde bir şehir umutsuzluk çaresizlikten depresyona girdi, sonra yanaklar düştü ağaçtan, sonra burnu düştü ağaçtan, sonra betona yapışmış gözleri, sonra yağmur, sonra akşam, sonra ekrana çıktı maaşlılar, güvenlikçi politikalarla olmaz dedi CHP’li İlhan Cihaner, sayın Cihaner katılıyorum size çok hücreli biz insan bedenleri için güvenlikçi politikalarla olmaz ama şimdi her çocuğumuzun tek bir hücresi kalmış, fikrinizi bir daha alayım, tek hücresi kalmışlar için de mi güvenlikçi politikalarla olmaz, bir daha açsanız şu kara kaplı kanlı barış kitabının orta yerini, ne diyor barışın peygamberleri Kandil’den neyle olur neyle olmaz, şöyle cübbeli hoca gibi tane tane ayet ayet anlatsan, sonra Halk TV kimseyi bulamamış bu en ağır felaket gününde, Sezgin Tanrıkulu’nu çıkartmış ekrana konuşturuyor, Sezgin Bey, Cumhuriyet manşete çekmişti, öz savunma güçleri maddesi olmadan müzakere olmaz diyen, sonra Müyesser’le ağlaya ağlaya küfür ede ede gittik gördüm çöpçü süpürgesiyle faraşla toplanıyor cesed parçaları, kime paket yapıp göndersek bu dudak parçalarını, Cengiz Çandar’a mı, Halk TV’ye mi, ne düşüp bayılıyorsun teyzeceğim, bahar gelecekti, işte ‘barış’ geldi Ankara’nın parklarına. Müyesser’in elinde fotoğraf makinesi, apartmanın tepesinde bir dişçi camlar çerçeveler inmiş, her dükkan cam çerçeve takıyor, bir o dişçi, cam çerçeve çağırmamış cam yerine bir Türk bayrağı asmış, aman Müyesser çektiğin fotoğrafı CHP’li başkan yardımcıları görmesin, güvenlikçi ırkçı faşist diye dişçiyi de Cumhuriyet’in halk partisinden kovarlar.

Kızılay’da bomba patladı polis sabah sabah benim kapıma dayandı, yine ne var, böcek sürüleri demişsin halka, tebligat var ifade vereceksin, bir yazı yazsam (dün) şimdi bu tebligatı unuturum, koştum adliyeye, hakim bey eğitimsiz okumamış bilim sanat hiç merak etmemiş insanlar böcek gibi davranışlar gösterir, dediğimin arkasındayım, (tazminat için) gelirin ne, dedi, hiçbir yerden maaş almıyorum, başka söyleyeceğin, her ay geliyorum buraya hakim bey, ama ben yine koridorları karıştırdım, çıkış nerden hakim bey, koridoru takip et sağa dön, sağol hakim bey, koridoru takip ediyorum, yeni bir koridor, koridorun sonunda yeni bir koridor, koridor dönüyor, yeni bir koridor, her dönüşte tanıdık avukatlar çalışanlar, Nihat Bey hayrola, yahu şu koridorun ucunu bulamıyorum, buyurun bir çay içelim gidersin Nihat bey, yok yok azmettim şu koridorun sonunu bulacağım, bir yerden kendimi dışarı attım ama koridorun sonu değildi, sigara için açılmış bir pencere ordan bahçeye, bahçede bir iki kuru ağaç, gayriihtiyari bakındım ağaçların tepesine onların da dallarına asılı mı göz dudak parçaları.

Simitçinin önündeyim taksiciyle konuşuyor, dört km. ötede taksi durağı sallandı beş km. ötede insanlar kendi sokağında patlamış gibi donup kaldı, ne var haberlerde diyorum, CHP genel başkanı ‘teröre karşıyız’ diye açıklama yapıyor ağbi, sayın Kılıçdaroğlu, sen önce genel başkan yardımcılarına anlat terörün ne olduğunu, İzmir’de üç gün önce de basın toplantısı yapmıştın etrafındaki gazeteciler, itinayla seçilmiş sanki, içlerinde PKK’yı kınamış teröre karşı durmuş tek bir isim yok.

KIZILAY MEYDANI’NDA 17 YAŞINDAKİ GENCECİK ÇOCUKLARIN SÜPÜRGEYLE TOPLANAN CESET PARÇALARINA DOYDU MU PATRONLARINIZ

Habertürk CNN NTV yedi yıl aralıksız teröre gaz veren cani ruhlu altıncı sınıf etnik milliyetçileri ekranlarda sabahlara kadar konuşturmadılar mı, beslediniz büyüttünüz şımarttınız önünü açtınız, şimdi Kızılay Meydanı’nda 17 yaşındaki gencecik çocukların süpürgeyle toplanan ceset parçalarına doydu mu patronlarınız, teröristleri gazlayan canileri ne güzel ağırladı hanım spiker kızlarımız, aldınız mı maaşlarınızı dünya güzeli hanım kızlarımız, yaptınız mı makyajlarınızı, oh ne güzel araba taksitleriniz de bitti mi, oh, ne güzel, hadi yine bomba patlamış, çağırın barışsever kahramanlarınızı, programınıza meraktan çatlıyoruz, sorun sorun‘pekala şimdi sıra nerde patlayacak’, ay çok merak ettik.

Bu vurdumduymaz programlarla dünyadan henüz habersiz yüzbinlerce gencin beynini yetmezama evet oy’u kullandırıp yediniz, vicdan azabıyla bugün o yüzbinlerce çocuğu depresyona soktunuz, o programlarda milyonlarca genç çocuğa PKK’yı şirin gösterip oylarını alıp bugün o yüzbinlerce çocuğu vicdan azabıyla kahredip depresyona soktunuz, en çok burası ağrıma gidiyor, ekranlarla aldatılmış milyonlarca çocuk, bugün kendilerini suçlu görüyor, nasıl kandırıldıklarını kendilerine izah edemeyip kahroluyorlar, barış laflarınızla ne güzel cilalayıp terörü tertemiz genç çocuklara sattınız ve ne gizli sevinçler duydunuz, kayıtsız sorumsuz bir melodi bir duygu parçasıymış gibi barış barış barış, terörün en başarılı sanatçıları oldunuz, şimdi sonunda yine umutsuzluk, ah ne güzel umutsuzluk çaresizlik, şimdi uzun uzun bunu konuşun, ne güzel akşama, yine umutsuzluk güzel ablam, çağırın terör sevicisi canileri anlatın güzel ablam doymayın güzel ablam hiç utanmayın güzel ablam ekmek parası ne yapalım güzel ablam, ekmek arası onyedi yaşında çocukların göz burun parçaları güzel ablam.

Nerdesiniz Kandil’e selam gönderen barışçılar özgürlükçüler nerdesiniz kumpasçı liberaller, doydunuz mu 15 yaşındaki çocukların kıyma kıyma lime lime parçalanmış cesedlerine, bu iç savaş provalarınız bu meydan okuyup iç savaş daveti çıkartan siyasiler, hiç değişmedi suratlarınız, üç beş gün siner, sonra yine barış barış barış diye kafayı çıkartırsınız Şirin payzınlarınızla. Siz ölün, ellisinde altmış yaşında bizler ölelim, bu intihar bombacılarına bu iç savaşlara el veren gönül veren her yazı her ropörtajlarıyla selam çakanlar ölsün, gencecik çocuklar niye ölsün, makyaj yapmış kusursuz canavar profesör siyasiler, çocukların etlerini sıyıra sıyıra lime lime yemeye ne zaman doyacaksınız.

BU ACI GÜNDE SIRASI MI BU LAFLARIN

Cumhuriyet Gazetesi el değiştirdi önüne geleni kovdu PKK’nın vazgeçilmez kırmızı çizgisi ‘öz savunma gücünü’ Sezgin Tanrıkulu röportajıyla manşete çekti, bu sütunlarda eleştirdik, yine kötü olan biz olduk, bir hukuk toplumu, teröre müsamaha gösterir mi, akıllarınca teröre devleti diz çöktürecekler, bir hukuk devletinde terör sayelerinde müzakere edildi, sizin barışçı kahramanlığınız için kaç bin çocuk daha ölecek, sizi kana doyurmak için daha kaç yüz çocuğun ceset parçaları ağaç dallarına sakız gibi yapışacak, gazeteci makyajı yapmış kusursuz sinsi vahşi özgürlük canavarları! Her ay yüzer yüzer insanlar havaya uçuyor hala bilmiş bilmiş konuşuyorlar, gazeteciymiş, cehennem dediğin zebani dediğin başka nedir?

İstihbarat zafiyetini şimdi mi gördünüz, henüz 2007 yılıydı Ergenekon operasyonları yeni yeni başlıyordu, kızağa alınan sürülen polis şeflerinin işlerini kariyerlerini yeteneklerini bilgi ve kültürlerini hiç sordunuz mu merak ettiniz mi, kovulanların hiç birinin yüzüne bakmadığınız gibi akşamları ekranda bu polis şeflerini linç ayinleri düzenliyordunuz,hepsi cemaat tarafından kovulmuş.

Yıl 2008 ilk defa istihbaratta çalışan polislerle oturup enine boyuna konuşuyorum kahvede, her birinin yabancı dili var yurt dışında master yapmışlar, bilgileri kültürleri tecrübeleri hayran verici, hepsi nasıl civa gibi, iyi giyimli yakışıklı, hepsi kovulmuş, tek bir gazetede adları çıkmadı, cemaat hepsini kızağa almış, tek kişi haber yapmadı, şimdi bütün ekranlar istihbarat zafiyeti diyor.

Binlerce meslek ve kariyer sahibi insan Ali Bayramoğlu gibi Mehmet Altan gibi kumpasçıların ağzıyla kovulurken tek bir yazı yazmadınız, şimdi istihbarat zafiyetiymiş, hava deniz kara hepsi baştan aşağı zafiyet, meslek kariyer sahibi kalmadı oralarda, meslek sahibi olmadan din cemaat misyon sahipleriyle doldurdunuz, adliyeden Kızılay’a doğru yağmur altında yürüyorum, sonra bir kitapçıda gördüm o polisleri, biri kitapçılığa başlamış, diğer bir arkadaş vardı hani dedim, ağbi o, oyuncakçı dükkanı açtı işleri iyi değil, dedi. Sonra önümde gazete tarikat yuvasında kırk çocuğa tecavüz, sonra, döndüm eski istihbaratçı arkadaşa, birkaç laf ettik.

Dalgasını geçerek istihbaratçı polis, ağbi üzülme, kesme umudunu, bak, merkez sağı toparlayacak eski DYP ANAP kadrolarıyla ülkücü hareketi birleştirecek Meral ablamız geliyor, o gazeteci Avni Özgürel yönetiminde Yenibirlik adında bir gazete çıkıyor, eski patronlarınız cemaatiniz bizi sürenler bize kumpas yapılırken susanlar bakın Türkiye’yi kurtarmaya geliyorlar.

Biliyor musun ağbi, dedi, dört beş sene önce Fetö kendi elcağızlarıyla Aksiyon Dergisi’ne MeralAkşener’i kapağı yapmıştı, şimdi ülkücülerin elcağızıyla MHP’ye kapak yapılıyor Meral Akşener!

Ne çıkar buradan şimdi bu acı günde sırası mı bu lafların.

Şu çıkar ağbi, dön baba dönelim hacıbabaya gidelim.

Yani?

Nereye dönsek ağbi artık ya Hendek’e ya Hacıbaba’ya çıkıyoruz.

Ağbi, sen hiç köy yerinde dağ başında gece vakti kaldın mı, vahşi hayvan korkusu bilir misin?

Bu vahşi hayvanları işadamları ekranlar manşetler aydınlar senin o bir zamanlar burnundan kıl aldırmadığın gazeteci arkadaşların saldı ortalığa, Amerika’da dört yıl eğitim aldım şimdi bodrum katında kitapçıyım, erdiler mi muratlarına!

Hukuk’la dalga geçip kariyerle meslekle onurla dalga geçip saldılar ortalığa…

Ve şimdi bu vahşi hayvanlar her yerde, korkusundan kimsecikler yürüyemiyor sokaklarda!

Nihat Genç

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER