Asikurtlar©

Bombayı beklerken

Bombayı beklerken
21 Mart 2016 - 20:04 'de eklendi ve 4029 kez görüntülendi.

Kaygı, beyni yakar, bol yemek lazım.

Hafızamda benzer ‘kitlesel kaygı’ anlarını yokluyorum, I. Körfez savaşında mesela, Saddam Ankara’ya vuracak bir kimyasal bomba atacak dedikodusu yayıldı, hemen herkes tuvalet pencerelerini naylonla kapattı, o günlerde de akşamın sekizinde Kızılay Meydanı’nda in cin top oynuyordu, o günlerde de bu felaketi hazırlayanlar ekranlarda döne döne konuşuyor Amerikan savaş makinesine övgüler düzüyordu.

12 Eylül günlerini hatırlıyorum, hava kararır kararmaz sokaklar boşalırdı, evde oturmuş herkes mermi seslerini beklerdi, kim vurdu kim vuruldu, toplum canından bezdi, ve ihtilal olunca, halk kimsenin gözünün yaşına bakmadan Evren’in anayasasına gözü kapalı oy verdi.

Kurtarılmış Bölgeler vardı, canından bezmiş halkın polise ya da kendine yakın partiye gidip bize silah verin biz kendimizi koruyalım diye yalvardığını bu gözlerle gördüm biliyorum.

Büyük korkular büyük trajediler zihniyetlerde devrim yapar kanaatlari tutumları köklü şekilde yıkar değiştirir, büyük kaygılar, toplumlara bir kütüphane dolusu kitap okumaktan daha çok eğitir.

Endişeli kitleler 12 Eylül ihtilali olunca ihtilali benimsemedi, sadece, başka çıkış olmadığı için, Kenan Evren’e o tarafa doğru kaydılar ve en kısa süre içinde o günlerde siyasi haritada pek görülmeyen Turgut Özal’a can havliyle ‘tonton’ diye sarıldılar, ve bugüne uzanan bir sürü yanlışların önü açıldı, çünkü gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmişti, gömleğin yanlış düğümlenen tarafı şuydu, halk yaşadığı derin kaygı anarşinin durması için ve başka bir çıkış yolunu siyasiler bulup çıkartmadığı için tek çare olarak askere sarıldı. Sonrası malum, devlet cemaatlere ve İslamcı yapılara kapılarını açarken bu ülkenin birikimi yüzbinler sürüldü işkenceden geçirildi ve boşalan medyaya da ‘dönek’ tabir edilen liberal bir tayfa gelip aralıksız otuz senedir oturdu..

HİÇBİR DEVLET ASAYİŞ VE GÜVENLİĞİ PAZARLIK KONUSU YAPMAZ

Toplumun bugün yaşadığı büyük kaygı, belki de hiç devlet aklı olmamış siyasilerin en hafif ifadeyle acemi amatör siyasetlerinin sonucu, 12 Eylül’le benzerliği, siyasilerin burunlarından kıl aldırmayışları, o gün bugün kaldığı yerden sürüyor.

Hiçbir devlet asayiş ve güvenliği pazarlık konusu yapmaz, yapmadı, asayiş ve güvenliğe sırf seçim başarısı için göz yumulmasının felaket bilançosuyla karşı karşıyayız.

12 Eylül öncesiyle bugünün asıl benzerliği asayiş ve güvenlik konusunda ‘özgürlükleri’ toplumun beceriksizlikle kullanamayışı, 27 Mayıs anayasası bir çok yönde olduğu gibi dernekler ve sendikalara çok büyük özgürlükler getirmişti, çatışmalar büyüdükçe bu ‘özgürlükler’e karşı hileler yapıldı ve dernekler ve sendikalar ve partiler tarafından yoğun şekilde suistimale uğradı. Çok geçmeden herkes keskinleşti dogmalaştı ve kendi militanını tavizsiz korumaya kendi savaşını tek doğru siyaset görmeye başladı.

Çıkartılan ders şudur, özgürlükleri korumak ve yaşatmak için eğitilmiş bir kitleniz sorumlu devlet aklı taşıyan bir siyaset kadronuz yoksa eşek hoşaftan ne anlar aptallığına döneriz.

Ki, liberal tayfa hoşaftan anlamadığını otuz yıldır anıra anıra gösteriyor, güvenlik ve asayişi hiçe sayarak terör örgütüyle röportaj terör örgütüyle müzakere, hatta terör örgütlerini özgürlük ve barış kahramanları olarak gösteriyor.

Sosyolojinin ve sosyal psikolojinin öngörüsüyle, yaşanan bu büyük felaketlerin seçmenlerin halkımızın aklını başına bir nebze getiriyor mu sorusunu sormanın sırasıdır.

İzmit Depremi olduğunda halk büyük bir korku yaşadı ve çürük binalara ve çimentoya deniz kumu katan müteahhitlere karşı büyük bir nefret oluştu.

Siyasete din katanlara siyasete terör katanlara siyasete yalan yağma düşmanlık savaş katanlara karşı siyasetin omurgasında büyük bir kırılma olabileceğini düşünmek istiyoruz.

Şayet toplum bu kadar yalan dolan insanlara oy vermeyi sürdürür ve yeni siyasi çözüm ve arayışlara girmezse bu topluma bir ‘devlet’ bir ‘hukuk’ lükstür, bir devleti ve bir hukuk’u bu toplum hak etmiyor demektir, bu kadar sahte acemi amatör ve devlet aklı taşımayan insanların peşinden gittiği takdirde, kendini İspanya sokaklarında üç-beş kuruşa atlarken bulması olmayacak beklenmeyecek bir tahmin olmaz.

ANAP BİR ANDA KARANLIKLARA GÖMÜLDÜ

Toplumların özgürlüğü asayişi güvenliği hukuk ve bir devleti hak edebilmesi için birikimli kültürlü medyası akademisi ve önder kadrolarıyla siyasi aklını kullanabilmesi gerekir.

Ben, önümüzdeki bir birbuçuk yıl içinde siyaset sahnesinde şok edici sürpriz gelişmelerin olabileceğini ön görüyorum, unutmayın, ANAP’ın uzun iktidar yıllarında, yüzlerce liberal yazar ve hatta onlarca akademik çalışma, ANAP’ın kökleştiğini kalıcı vazgeçilmez bir parti olduğunu, en az bir elli yıl daha uzun ömür yaşayabileceğini söyleyip duruyorlardı, ne oldu, ANAP bir anda karanlıklara gömüldü ve dağıldı, bugün parçalarını bulup toplamak dahi mümkün değil..

Büyük trajediler zihniyetlerde, aklı selimde siyaset aklında büyük sert rüzgarlar estirir, işte fırtınanın tam ortasındayız….

Siz on yıla yakın ülkenizde ikinci bir bayrak açılmasına ikinci bir ordu kurulmasına sessiz kalmış itiraz etmemiş kınamamış hatta övmüş manşete çekmiş kahramanlık hikayeleri düzmüşseniz, işte buyurun, bu felaket ikinci bayrağa ikinci orduya sessiz kalanların hediyesi!

Fareler yaptıkları yanlıştan dönmez ama peynire giden labirentin yolları kesildikçe artık mecburen sıkıştıkları çıkmaz yoldan zorunlu olarak bir seçim tercihte bulunmadan açık deliklere doğru kaçarlar..

İşte dokunulmazlıkların kaldırılması böyle bir şey, işte nihayet İran’la serinkanlı ilişkiler, işte terörle müzakere yapılamayacağının anlaşılıp masadan kalkılması, zorunlu tek çıkış yolu olarak, fareler için acı kahredici ama gerçek ve çıplak doğru yola doğru yönlendiriyor.

Evet, Aşık Veysel’in, o uzun ince yolunun en ince yerindeyiz, iki kapılı hanın kapısız yerindeyiz, ya asayiş güvenlik ve hukukla dalga geçilemeyeceğini bir devlet aklı ve toplum olarak öğreneceğiz ya da hiç birimiz bir ‘devlet’i bir hukuk’u hak edemeyip kendimizi kurtarma botlarında bulacağımız bir felaket kavşağındayız.

Üstünde yaşadığımız topraklarda yaşamın özgürlüğün yasaların köküne bir saldırı var..

Cüce cinler saldırıyor, cemaatin ilkokuldan beri kandırıp ajanlaştırdığı yüzbinler gibi, PKK’nın zorla alıkoyup beynini yıkadığı onbinler. Cemaatin cüce cinleri Türk ordusuna emniyete istihbarata kökünden saldırdı, PKK’nın cüce cinleri sokaklarımıza çocuklarımıza işinde gücünde sıradan insanlara kökünden saldırıyor.

Cemaatin cüce cinlerinin vicdanları olmadığını görmediniz mi, PKK’nın cüce cinlerinin vicdanları olmadığını görmediniz mi?

Kandil’e gidip belgesel röportaj yapıp ve sonra kahramanlık toslayan gazeteciler yazarlar bu insanların bir ‘ruhları’ olmadığını görmediler mi? Bir özgür iradeleri olmadığını kendilerinden artık kendilerinin sorumlu olmadıkları görmediler mi? Kandil’de Hendek’te röportaj yapanlar niçin bu vahşiler konusunda toplumu uyarmadı.

Cemaat ya da PKK gibi yapılarla iç içe yaşayan röportajlar yapan yazarlar sanatçılar niçin bu cüce cinlere karşı büyük hayranlıklarını dile getirdiler. Tam tersine okuyucularına özgürlük işte bu deyip sıradan gençleri dahi bu yapılara aşık olmasının önünü açtılar.

Sanatın büyüsüyle sinema yapanlar şarkı söyleyenler festivallerde sergi salonlarında ödül törenlerinde bu cüce cinlere methiyeler düzmediler mi her sahneye çıkışı fırsat bilip cüce cinlere selam göndermediler mi?

İnsanlığa özgürlüğüne yaşamın kökenine bomba taşıyan bu cüce cinlerden yazarlarımız sanatçılarımız niçin hiç rahatsız olmadı?

Bu sanatçılar bu yazarlar bu cüce cinlere nasıl bir aşkla bağlandılar ki kalplerinin ve vicdanlarının kullanılmaz hale gelmesinden bugünkü felaketlere rağmen hiç de rahatsız hayıflanır halleri hiç yok.

PKK, Kandil ve gerilla ve cemaat güzellemesi kitaplar yazanlar, çocuk oyuncağı üfürük baloncuğu gibi ekranlardan on yıl sabun köpüklerini üfürüp üfürüp topluma bizlere demokrasi özgürlük insanlık akılları vermediler mi, bizi tutuklamadılar mı bizi kovmadılar mı bizi linç etmediler mi, ve bizi öldürürken ama hep güya ‘insanlık’ ve ‘özgürlükle’ meşgul görünmüyorlar mıydı?

Merak ediyorum, bu insanlar da biz insanlar gibi ekmek yiyor su içiyor mu, merak ediyorum, nasıl yerler mesela. Merak ediyorum, şarkı türkü dinlerken ne hissederler, merak ediyorum, mesela biz insanlar gibi ellerinde kumanda kötü iğrenç bir sahne gördüklerinde kanal değiştirirler mi, yoksa, beyinleri hep aynı kanal mı?

DERİN ENDİŞENİN KAYGIYA DÖNÜŞMESİNİN SEBEBİ, İŞTE BU

Bir toplum asayiş güvenlik terör endişesiyle can çekişiyor, hala ellerinde kumanda, hala aynı kanaldalar, öldürüyorlar aynı kanal havaya uçuruyorlar aynı kanal insanlar korkudan sokaklara çıkamıyor aynı kanal cenazelerde feryat figanlar aynı kanal, başka kanal bilmiyorlar!

Derin endişenin kaygıya dönüşmesinin sebebi, işte bu, başından beri başka kanal başka siyaset başka tür konuşma bilmiyorlar!

Kesintisiz bomba kesintisiz düşman kesintisiz bir terörden ve hep aynı kanaldan besleniyorlar!

17 yaşında dünya güzeli Destina’nın saçları yanakları dudakları et parçaları ağaçların dallarına asıldı, hala utanmıyorlar!

Depremlerin rüzgarların etkisiyle beton binalar çöküyor, bunların düşüncelerinde kanaatlerinde tutumlarında zihniyetlerinde kalplerinde vicdanlarında zerre kımıltı yok..

Oysa sıradan bir insanın masum bir çocuğun bizlerin siyasetleri sonucu ölmesi hepimizi perişan etmeli hepimizi mum gibi eritmeli, siyasetimizi, kalbimizi, doğru bildiklerimizi değiştirmeli, dönüştürmeli..

Her Allah’ın günü ekranlardan şahit olduğumuz bir karanlık ağız o derin uçurumundan konuşuyor ve hala bir ülkeyi hepimizi o uçurumundan aşağı atmak için yazıyor çiziyor..

Siyasiler yasalar güvenlik toplum, hepimiz bu trajediden ders almazsak, sonumuz, kaygının bir sonraki safhası, hiçliğe ulaşmamıza az kaldı.

Hiçlik, kimi öldürdüğünü bilmezsin, kim ölüyor bilmezsin, niye yaşadığını bilmezsin, nerde yaşadığını bilmezsin, hukuk asayiş güvenlik siyaset diyeni de demeyeni de sebepsiz öldürürsün..

Ağır felaketlerin altından hala yalan ve süslemelerle hala ideolojik hala sahtekarca din İslam Osmanlı deyip çıkabileceklerini sananları, hepimizi bekleyen bir hiçlik!

Hayal gücü biter sanat biter bilim biter sevgili biter ülke biter güven biter, cemaatin ve PKK’nın cüce cinlerinde yaşayıp gördüğümüz gibi, beyin kalp vicdan, herkes de biter.

Nihat genç

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER