Asikurtlar©

“Bölünmeyeceğiz , güçleneceğiz”

“Bölünmeyeceğiz , güçleneceğiz”
23 Haziran 2016 - 13:40 'de eklendi ve 5412 kez görüntülendi.

AKP’nin tanıdığı “medya kapitülasyonları”yla iktidara bağlanan “medya Levanteni” birtakım eski Marksist köşe yazarları ve yorumcularla asıl yandaşlar, uzunca bir süredir MHP hakkındaki algı operasyonlarına hizmet etmektedir. Medya ve politika meydanında henüz Türk milliyetçilerine karşı husumet cephesini terk etmemiş bazı eski tüfeklerle, Milliyetçi Hareketi 12 Eylül Askerî Darbesi’nden sonra çeşitli endişelerle terk eden bazı isimler de bunlara eklenerek MHP karşısında saf tutmuştur.

Hakiki Levantenlerin Osmanlıda ticareti tekellerine almaya çabaladığı gibi, medya Levantenleri de medyayı karanlık mahfillerin tekelinde tutmaya çalışmaktadır. Bunların da eskinin Levantenleri gibi bir elleri yağda bir elleri baldadır ama gözleri de başka sofralarda, başka kazançlardadır.

MHP’de olup bitenlerin tasası, bu medya Levantenleriyle solculuk ve gazeteciliği birbirine karıştıran geleneksel MHP karşıtlarına düşmüştür.

Teşbihte hata olmaz. MHP hakkında ileri geri yorum yapan ve son zamanlarda özellikle de sözde muhalifleri destekleyen gazeteci takımının içine düştüğü durum, bir mahallede Müslümanlarla yaşayan farklı dinden cemaatin; camideki ezana, imama ve müezzine karışmasına benzemektedir.

Bunların yaptığı, caminin imamına gelip “Senin vaizini de müezzinini de ezanını da beğenmiyorum. Bunlar değişmelidir. Hatta sende de iş yok; mümkünse yerini bir başka imama terk et.” demesine benzemektedir.

Yandaş medyanın bazı yayın organları da bir taraftan MHP yöneticileriyle ilgili haberlere geniş yer verilirken diğer taratan da Hasan Bülent Kahraman gibi kalemini -iyi bir kapitülasyon geliri karşılığında olmalı- AKP’ye kiraya vermiş eski bir Marksist’e yazılar ısmarlanıp yayımlanmaktadır.

Bu ve benzeri tipler; MHP’de olup bitenlerden memnuniyetini gizleyemediği gibi “MHP bitti, bölündü, parçalandı. Siyasi işlevini tamamladı. Ben haklı çıktım.” türünden absürt değerlendirmeler yaparak böbürlenmektedir. Kahraman’ın, bir gazetecide olması gereken objektiflik ve hakkaniyet kriterlerinden yoksun dille kaleme aldığı yazıları; tarafgirlik, husumet, riya, çıkarcılık ve hesapçılık kokmaktadır.

MHP karşıtlığı bu yazarın gözlerini öylesine kör etmiştir ki 1 Kasım Seçimleri sonrasındaki süreçte Türkiye’nin oldukça ağır gündemine rağmen bütün kamuoyunda partimizin ilgi odağı olması bile onu sağduyuya sevk etmemiş, aklını başına getirmemiştir.

Oysa aynı süreçte seven sevmeyen, dost düşman herkes görmüştür ki MHP; Türk siyasetinin önemli ve vazgeçilmez bir aktörüdür. MHP’nin temsil ettiği ve uğrunda mücadele verdiği fikir ve dava, bu gibilerin fevkalade maksatlı şekilde kullandığı o “maşeri vicdan”a bir daha çıkmamacasına işlemiştir. MHP’nin Türk milletinin vicdanında edindiği yeri yok etmeye kılıç artığı eski Marksistlerin gücü yetmez.

Kahraman’ın; MHP hakkındaki bu akıl dışı tespitleri yazması için MHP’nin etine aşeren ve MHP tabanının oylarına göz diken mahfillerce teşvik edildiği, abartılı cümlelerinden anlaşılmaktadır.

MHP; daima Türk milletinin sağduyusunu, bekasını, geleceğini, birlik ve bütünlüğünü temsil etmiştir. MHP; bölücüler ve Kahraman’ın içinden yetiştiği Marksist çevreler için daima caydırıcı, kahredici unsur olmuştur. Zaten o da bu yüzden MHP’ye ölçüsüz, hadsiz ve boyunu aşan ifadelerle saldırmaktadır. Bir kısım medya tarafından kendisine sunulan imkânları kullanıp efendilerine hizmet verirken fırsattan istifade MHP düşmanlığını da tatmin etmektedir.

Bu ikiyüzlü gazetecilik anlayışı, yanlı ve güdümlü medyanın muhalifler karşısında MHP Genel Merkezine destek veriyor görünmesine aldanılmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Malum medya organları; Kaçak Saray’dan aldığı talimat gereği, MHP’de muhaliflerin kazanıp kaybetmesine ya da Devlet Bahçeli’nin partisinin başında kalıp kalmamasına değil, MHP’de kaosun devamına oynamaktadır.

Yapılan bütün yorumların, uygulanan algı yönetimi metotlarının arkasında bu kirli hesap yatmaktadır. Çünkü siyaset ve medya, MHP tabanına gözünü dikmiştir. Hâlihazırdaki TBMM aritmetiğiyle başkanlık sistemini getirme ve bölücü terör örgütünü Anayasa’da değişiklik yaparak yatıştırma imkânı yoktur. Yapılan hesap şudur: Muhtemel bir erken seçimde, Anayasa’yı değiştirecek ve başkanlık modelini getirecek çoğunluğu tek başına yakalamak için MHP’li seçmenin algısını yönlendirmek. MHP’nin siyasi işlevini tamamladığı, parçalanıp küçüleceği algısını yerleştirmek… Böylece MHP’ye oy veren milliyetçi-muhafazakâr seçmenin partisinden ümidini kesip diğer partilere yönelmesini sağlamak.

Ancak bu faraziyelerin, planların hiçbirinin gerçekleşme şansı yoktur.

Bu arada MHP’nin etine aşerenler korosuna zaman zaman Milliyetçi Hareketi 12 Eylül Askerî Darbesi’nden sonra çeşitli endişelerle terk eden ve rahatlarını bozmamak için yıllarca partimizin kapısından bile geçmeyenler de katılmakta ve zurnayla peşrev çalmaya çalışmaktadır.

Mamak duruşmalarında zoru görünce gemiyi ilk terk edenlerin arasına karışıp liberaller ve eyyamcılar taifesine dâhil olan Gazeteci Yazar Taha Akyol da bunlardan biridir. Akyol, MHP ile ilişkisini tamamen kestiği hâlde, şimdi müzmin muhaliflere destek vermek amacıyla bozacılara şahitlik yapan şıracı görevini üstlenmektedir.

Sayın Akyol’un, “Hiçbir aday cemaatle bağlantılı değil. Siyaset yaptığım dönemden hepsi ile tanışıklığım var. Cemaat bağlantısı söylentiden ibarettir.” şeklindeki açıklaması oldukça gülünçtür.

Akyol’un MHP hakkında böyle değerlendirmelerde bulunması, evini terk eden hayırsız ve asi evladın babasına aile reisliği dersi vermesinden farksızdır. Kendisi vaktiyle MHP ile yollarını ayırmış ve bundan da en küçük sıkılma emaresi göstermemiştir.

Ayrıca paralel yapının MHP’de yuvalanmaya çalışma hikâyesi çok eski değildir. Bu yolda itham edilen kişi ya da kişiler de Taha Akyol’un bir zamanlar MHP’de yer aldığı yıllarda ortada olmayan kimselerdir.

Taha Akyol; saklandığı fildişi kulesinde keyfine bakmalı, MHP’de siyaseti de erbabına bırakmalıdır.

MHP’nin bölüneceğine dair kehanetlere gelince… Aslında bu uçuk öngörülerin arka planında MHP’nin bölünme endişesi değil, aksine giderek güçlenmesinden duyulan kaygı yatmaktadır.

MHP birtakım iç sorunlarla uğraşıyor olabilir ama bunu en kısa sürede atlatacak ve Milliyetçi Hareket kervanı bölünüp parçalanmadan yoluna devam edecektir.

MHP; bugüne kadar önüne konan bütün engellere, bütün kirli senaryolara ve oyunlara rağmen kendi özünden aldığı güçle ilerlemesini bilmiştir. Bundan sonra da ilerleyecektir.

MHP; çıkar gruplarının, sermayedarların ve uluslararası aktörlerin dizayn ettiği bir parti değil, mukaddes bir davanın yoğurup pişirdiği siyasi harekettir. Türk-İslam ülküsünün kattığı yüksek değerler sayesindedir ki diridir, dinamiktir ve süreklidir. Kökü mazide olan bir fikir hareketinin temsilcisi olan MHP’nin siyasi işlevini yitireceğini düşünenler, zamanla aldandıklarını göreceklerdir.

MHP’nin dayandığı Türk milliyetçiliği fikri, her çağa ayak uyduracak dinamizm ve kavrayıcılığa sahiptir. Zaten 21. yüzyılda milliyetçilik hareketleri giderek güçlenmektedir. Küresel güçlerin dünyayı sevk ve idare etmek üzere kendi dışındaki ülkelere dayattığı uygulamalar; millî devletlerin ve üniter yapıların değerini öne çıkarmış, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler varlıklarını devam ettirecek yegâne reçeteyi milliyetçilikte bulmuşlardır. O bakımdan; Türkiye ve Türk dünyası açısından önemli gelişmelere gebe olan 21. yüzyıl, Türkiye’nin ve Türk milliyetçiliğinin yüzyılı olacaktır.

MHP içinde muhalefet rüzgârı estirilmesi de geçici bir durumdur. Daha önce de buna soyunanlar, başka kapılarda macera aramak zorunda kalmışlardır. MHP bir ulu çınardır. Ondan bir dal koparıp ayrılanların; marjinalleştiğine, kuruduğuna şahit olunmuştur. 10 Temmuz’da hüsrana uğrayacağı kesin olan yeni nesil müzmin muhalefeti bekleyen son da öncekilerden farksız olacak, oyun bozulacaktır.

MHP; bu badireden bölünerek değil, tam tersine güçlenerek çıkacaktır. Cenabıhak bu şerri de hayra tebdil edecek; camiamızın feraseti, bu fitneyi ortadan kaldıracaktır. MHP, Türkiye’nin ve Türk siyasetinin geçmişinde vardı; bugününde vardır, yarınında da daha güçlü bir şekilde “ne ülkünden, ne ülkenden vazgeç” diyenlerle var olacaktır.

MHP; bazı çevrelerde umulan ve beklenenin aksine 10 Temmuz Kurultayını “davası için doğru adım” gören ve Ülkücü iradeyi temsil eden delegelerimizin basireti sayesinde büyük bir sağduyu ve dayanışma ruhu içinde sonuçlandıracaktır.

MHP hakkında hariçten gazel okuyanlara “Benim ekibim, anlayışım ve fikrim bana; seninki de sana.” diyor, herkesin kendi işine bakmasını salık veriyoruz.

SEMİH YALÇIN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER