Asikurtlar©

Bölük intikamımı alsın

Bölük intikamımı alsın
14 Şubat 2016 - 12:15 'de eklendi ve 4235 kez görüntülendi.

Yüzbaşı Muzaffer Bey, Çanakkale’de vurulmuştu. Konuşamıyor, gözleriyle bir şey anlatamıyordu. Kendisine yardıma gelenlere, cebinden çıkardığı bir zarfa yazarak sordu:

–  Kıble ne tarafta?

 

Yüzbaşını kıbleye doğru çevirdiler. Etrafında, ayakları kana saplanmış ve var gücüyle savaşan bölüğün mücadelesi devam ediyordu. Son bir gayret, zarfa bir şey daha yazdı:

 

–  Bölük intikamımı alsın!

 

Ne istiyordu Yüzbaşı Muzaffer? Kendisine isabet eden kurşunu sıkan düşmanın öldürülmesini mi? Yoksa, vatanı müdafaa ederken vurulduğu için, bu savaşın kazanılmasını, vatanın düşman eline bırakılmamasını mı? Öyle sanıyorum ki Muzaffer Bey’in tek kaygısı, “mabedinin göğsüne namahrem elinin değmesi” idi. O yüzden, son nefesini vermeden evvel, birlikte mücadele ettiği arkadaşlarına vatanı vasiyet etmişti. Vatanı…

 

Yüzbaşı Muzaffer Bey’in bölüğünde kim bilir vatanın hangi köşesinden yiğitler harbediyordu? Belki İstanbul, Ankara, belki Sivas, Erzurum, hadi biraz daha gidelim belki Diyarbakır, Musul, Halep…

 

Aşağı yukarı Muzaffer Bey’in şehadetinden bir asır sonra, Türk vatanı onun bıraktığı gibi değildi. İmparatorluğumuz yıkılmış, milletimiz bir varlık-yokluk mücadelesi vermiş, büyük zorluklarla ancak Anadolu’da hür bir devlet kurabilmiştik. Muzaffer Bey’in vatan bildiği bazı topraklar, artık devletimiz sınırları içinde değildi.

 

Türk için, devlet başka bir şey, vatan başka bir şey… Her ne kadar devletimiz sınırları içinde olmasa da vatanımız olan topraklara hüzünle karışık bir muhabbetle bakarız biz. Son yıllarda, Ortadoğu’da kaynayan kazanla, hüzün yerini yeni acılara bıraktı. Bu sefer Çanakkale, Türkmendağı’nda idi…

 

Hemen hemen bir asır sonra işte… Yüzbaşı Muzaffer Bey’in “bölüğünden” İbrahim Küçük, yerinden kalktı, evini barkını, çoluğunu çocuğunu bıraktı, vatan derdine düştü.

 

Gitti, Türkmendağı’nda yedi düvelin gavurunun kıç oynattığı yerde Türk vatanına namahrem eli değmesin diye savaşmaya başladı. Cenab-ı Allah ona, biz inançlı insanların iman ettiği en büyük mükafatı verdi, İbrahim ağabeyimiz şehit düştü…

 

Son anlarında ne hissetmiştir, ne düşünmüştür acaba? Fotoğraflarından gördük ki dünyalar tatlısı iki kızı var, bir eşi… İlla ki gelmiştir aklına. Yüzbaşı Muzaffer’in de ailesi var mıydı bilmiyorum. O’nun da ailesi illa ki gelmiştir aklına. Çocukları varsa çocukları, yoksa annesi, babası…

 

 

 

Fakat Yüzbaşı Muzaffer Bey, vasiyet olarak “vatanı” bırakmıştı silah arkadaşlarına. Ailesini veya çocuklarını değil…

 

İbrahim ağabeyin de bize bir şey söyleyecek, vasiyet edecek fırsatı olsaydı, neyi vasiyet ederdi? Kendi evini, evdeşini, küçücük kızlarını bırakıp başka bir ülkede vatan için savaşan bir ülkücü neyi vasiyet eder ki?

 

Rahmetlinin ailesi için bir şeyler yapmak elbette bizim boynumuza borç. Allah’a şükürler olsun, yöneticisi de olduğu ilçe teşkilatı hemen bir kampanya başlatıp o borcu hepimizin omuzundan sildi.

 

İstanbul’da evini bırakıp, Türkmendağı’nda vatan almaya giden bir adama, dava arkadaşlarının yapacağı şey Türkmendağı’ndaki vatanı bırakıp İstanbul’dan ev almak olmamalı.

 

Bu borç, bizim İbrahim ağabeye olan borcumuzu silmez. Bu, bizim geride kalan evlatlarına karşı olan borcumuzdu. Ödenmesi gerekiyordu. Emeği geçen herkesten Allah gani gani razı olsun.

 

İbrahim ağabeyin dava arkadaşlarının yapacağı iş, “intikamını almak”tır. Bizim şehidimize karşı olan borcumuz, aziz vatanımızın üstüne yapışmış olan namahrem eli kırıp atmaktır. Çünkü bugün Türkmendağı’ndan kırıp atamadığımız el, yarın Diyarbakır’da, öteki gün İstanbul’da gelip, namusumuza uzanır.

 

Elimize silah alıp dağa çıkalım demiyorum. Bunu yapamıyorsak bile, Türkmendağı’nda, Halep’te, Musul’da, Telafer’de Türk vatanı için savaşan yiğitlere destek olmalıyız.

 

Var mısınız, İbrahim Ağabey’in intikamını alalım?

 

AHMET TURAN TİRYAKİ

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER