Asikurtlar©

Bizi Biz Yapan…

Bizi Biz Yapan…
29 Şubat 2016 - 20:42 'de eklendi ve 4025 kez görüntülendi.

Önümde”Açık Toplum Vakfı”nın 2009-2013 faaliyet raporuvar. George Soros’un 1979’da New York’ta kurduğu ve bugün 72 ülkede faaliyet gösteren Açık Toplum Ağı, Türkiye’de 2001’de Açık Toplum Enstitüsü adıyla kuruldu. 2008’de ise bugünkü vakıf statüsünü kazandı.
Vakıf, 2009’dan sonraki beş yıl içinde 75 STK ve Üniversitelerle birlikte yürütülen 252 projeye 11.617.688 TL para yardımı yapmış. Bu projelerin toplam bütçesi ise 36.295.926 TL’yi buluyor.
Bugünlerde Esad’la el ele vererek Türkiye’yi PKK kuşatması altına almaya çalışan PYD’ye “terörist” dememek için kırk dereden su getiren ABD, neden acaba durup dururken “bazı Türklere” bu kadar para vermiş? İşlerin başındaki İshak Alaton’a sormak lazım.
Muhtemelen, “daha demokratik bir Türkiye için” diyecektir.
Hiçbir “Açık Toplumcu” da çıkıp, ciddi demokrasi endekslerine göre Türkiye’den 20 sıra aşağıda bulunan Putin’in Kremlin Sarayına sattığı Alarko Klimalardan ne kadar para kazandığını sormayacaktır.
Alaton’un, diktatörlerini serinlettiği Ortadoğu ülkelerinde neden hala aspiratör bile üretilemezken Türkiye’nin klima ihraç edecek ülke haline geldiğini sormadığı gibi…
450 milyon dolarlık servetiyle Forbes’teki “ilk yüz” listesinin müdavimi olan Alaton’un, servetini borçlu olduğu bu memleketin daha demokratik bir yönetime kavuşması için neden elini cebine götürmeyip de böyle gayri milli kaynaklara muhtaç bıraktığıda ayrıca sorgulanmayamuhtaçtır.
Bu ülkenin savunma siperlerinde can vererek Türkiye’ye askeri güç katan, onu var eden Anadolu çocuklarına verdiğimiz değerin bir benzerini, bu ülkeye sermayesi ve deneyimiyle ekonomik güç katanlara da veririz.
Bu ülkede kanını toprağa akıtarak, bedel ödeyerek, yağlı urganlara boynunu vererek cumhuriyetin yaşaması ve demokrasinin gelişmesi için çaba sarf edenleri hayırla yâd ederiz. Ancak bunun için Amerikan”Ulusal Güvenlik Konseyi”nden gelen paralaraihtiyacımız olduğu görüşüne katılmayız.
Türkiye’de demokrasi adına veya herhangi bir toplumsal faaliyet için yabancı fonlardan para alanların iyi niyetine asla inanmayız. Denetimsiz paralarla iş görmeyi “satılmak” ve “ihanet” sayarız.
O vatansızlar, bu fakir milletin saadeti için kıllarını bile kıpırdatmazlar.Olsa olsa müstevlilerin gözüne girmek ve ticari manevra alanlarını genişletmek için “demokrasicilik”oynarlar.
Türk Milleti, siyasi bekası için kimsenin merhametine muhtaç olmadığı gibi daha demokratik bir yaşam için de göstermelik açık toplum çalışmalarına ihtiyacı yoktur.
Hainlerin kucağında seçmen olup keyif çatmaktansa, bu milletin istiklali için bin yıl daha siperde yatmayı onur sayarız.
Genel Kurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nın 2006 yılı mart ayında hazırladığı ABD’nin ve Almanya’nın STK’lar üzerinden yaptıkları bu etki ajanlığı faaliyetini anlatan 73 sayfalık raporu7 Nisan 2008 tarihli Taraf Gazetesinde Mehmet Baransü tarafından açıklanmıştı.
Bu ifşaattan sadece 2 ay sonra 1 Temmuz 2008’de Ergenekon davasında 2. dalga tutuklamalar başladı.STK Raporunuhazırlayan subaylardanApo’yu yakalayıp, sorgulayan Albaylara, Kardak’taki SAT komandolarına kadar pek çok kahraman asker, demir parmaklıkların arkasına konuldu.
Aynı gazetenin 10 Ocak 2010 tarihli “Fatih Camii Bombalanacaktı” manşetiyle başlayan Balyoz Davasında Türk Milleti, tarihinin en ağır kumpasını yedi.
Bunların tamamı, “Açık Toplum” çalışmalarıyla ilgiliydi. Ama bugün asıl konumuz bu değildi.
Karşımızda, içinde “özerklik ve konfederasyon” gibi ABD’nin tanzimat yaptığı başka ülkelerde gayet rahat özümsenebilen demokratik açılımların da olduğu “Açık Toplum” fantazisi, bizim için sadece binlerce şehidin kan davası değil, bir milli onur ve beka davasıdır.
Türk siyasi hayatını tanzim edebilmenin, diyelim ki demokratikleşmenin “siyasetteki asker vesayetinin kaldırılmasına bağlı olduğu” iddiasıyla Türkiye’de faaliyet gösteren Sivil Toplum Örgütlerini korumak için TSK gibi 2225 yıllık bir kuruma kumpas atabilen odakların, sivil Türk Milliyetçilerini ve MHP’yi “düşman unsurlar” dosyasının dışında tutmaları asla düşünülemez.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, başta PKK olmak üzere memleket düşmanlarına büyük moral veren bu kumpastan korunamadığı hepimizin malumudur.
Maaşlı memur statüsündeki komutanların bir kırılma ve iç çatışmadan sarf-ı nazar ederek bu milli sınavda boş kâğıt verdikleri de gözümüzden kaçmamıştır.
Öyleyse 2002’den beri yaşanan hiçbir gelişmeyi, milli beka davamızdan ve MHP’nin siyasi geleceğinden ayrı tutmadan doğru okumalı ve teşkilat bütünlüğümüzü korumalıyız.
Alınganlığa gerek yok! Kimseyi itham etmiyorum.
Sadece “zemin kaygan, aman dikkat!” diyorum.
Ben, bizi maaşlı memurlardan, ülküsüz bedenlerden ve kıytırık adamlardan ayıran o çelik zırhı, Ülküdaşlık hukukumuzu ve teşkilat disiplinimizi geri istiyorum!
Bizi biz yapan odur!..
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER