Asikurtlar©

Birileri Türk Askerini Kıbrıs’tan çekmeye mi hazırlanıyor

Birileri Türk Askerini Kıbrıs’tan çekmeye mi hazırlanıyor
20 Mart 2016 - 3:28 'de eklendi ve 4332 kez görüntülendi.

“Ya devletimizi tanırlar ve bundan sonra nasıl yöneteceğimizi konuşuruz ya da Türkiye ile KKTC ekonomik entegrasyona gider. Uyanmalı ve kendimize gelmeliyiz. Vatan eden giderse, yeniden vatan yapacağımız toprağımız kalmayacaktır”

Sessiz ve derinden yürüyen Kıbrıs müzakereleri nihayet Türkiye gündemine getirilmeye başlandı.

Türkiye Barolar Birliği ve Milli Merkez’in düzenlediği “Kıbrıs’ta Son Söz Söylenmedi” başlıklı panel için Ankara’ya gelen KKTC eski Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti Genel Başkanı ve Kıbrıs Türklüğünün efsanevi lideri merhum Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş, son müzakerelerde bugüne kadar hiçbir şekilde tartıştırılmayan Türkiye’nin garantörlüğü konusunun konuşulmaya başlandığını hatırlatarak, Türkiye’den birilerinin de Mersin’de bir Kıbrıs Tümeni oluşturmak için yoklama yaptığını açıkladı. Denktaş, “Bu yoklamayı yapanlar, ‘Zaten Mersin-Kıbrıs yakın mesafe. Bir şey olursa hemen müdahale ederiz’ şeklinde konuşuyor. Hayır, çözümden sonra siz bir AB ülkesine müdahale edemezsiniz, ettirmezler, biter.” dedi.

Bugün Türkiye Barolar Birliği’nde gerçekleştirilen panel öncesinde saldırı ihbarı yapıldığı için Birlik binasında bomba araması yapıldı ve geniş güvenlik önlemleri alındı.

Şehitler için saygı duruşunda bulunulması ve İstiklâl Marşı’nın okunmasının ardından panelin açık konuşmasını yapan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Metin Feyzioğlu sözlerine, “Türk askeri mermi yediğinde ölmez, millet tarafından unutulduğunu düşündüğü zaman ölür. O yüzden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi minnetle anmak, onlar için elimizden geleni yapmak durumundayız” diyerek başladı.

kibris_panel

YERLEŞİK ŞABLONLARI SARSACAĞIM

Bu panelle, iktidarı muhalefetiyle Türkiye’de kaybolan ortak akla katkı sunmayı amaçladıklarını belirten Feyzioğlu, özetle şunları söyledi:

“Kıbrıs, Türkiye için bir beka sorunudur. ‘Ver-kurtul’ diyenler aslında ‘Türkiye’yi ver-kurtul’ diyen işgâl altındaki İstanbul’un sözde mütareke aydınlarının izdüşümüdür. O gün de ver-kurtul diyorlar, mandaya, Sevr’e evet diyorlardı, bugün de. Kıbrıs’ı, Kıbrıs Türk’ünün elinden kimse alamayacaktır. Balkanlarda Türk’ün başına ne getirildiyse, Kıbrıs Türkü’nün başına da aynı şeyi getirmek için ilmik ilmik örülen hain bir senaryo var. Biz demiyoruz ki, çözüm olmasın, ama çözüm ve çıkış yolu Rahmetli Denktaş’ın söyledikleri, çizdiği yoldur. Kıbrıs’ın önemi ortadadır. Türkiye’nin de doğru politikalar üretme zorunluluğu vardır. Kıbrıs Türkü’nü Anadolu’dan, Türkiye Cumhuriyeti’nden koparma senaryoları maalesef oldukça mesafe almıştır. Türkiye’nin akılcı, doğru stratejiler geliştirmesi gerekir. Kıbrıs Türk’ü Türkiye’den gelen paralarla geçinen değil, üreten bir toplumun parçası olmak istemektedir. Asrın projesi su projesi Kıbrıs’a bir hayattır. Ama su geldi de kim dağıtacaktır tartışılıyor. Vatandaş kimin dağıtacağını değil, ne zaman kullanacağını merak ediyor. Vatandaşı bundan mahrum etmek vatanseverlik değildir. Yerleşik şablonlarda sarsıntı yaratacağım; KKTC yavru vatan değildir, bunu reddediyorum. Türkiye’nin eşiti olan startejik bir ortağıdır. Hem devlet olarak tanıyıp, hem de kardeş muamelesi yapmak Kıbrıs Türkü’nü kaybetmeye yol açar. Türkiye’nin KKTC’den, KKTC’nin de Türkiye’den öğreneceği çok şey var. Bize düşen Denktaş’ın mirası olan dik duruş göstermektir.”

Milli Merkez Başkanı, TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un rahatsızlığı sebebiyle katılamadığı panelde onun yerine konuşan Milli Merkez Ankara Temsilcisi, Devlet eski Bakanı Ufuk Söylemez, Güneydoğu’da “böl-kurtul” dendiği gibi Kıbrıs’ta da “ver-kurtul” dendiğini hatırlatıp, “Bu milli bir davadır. İlgisizlik bizi yıldıramayacaktır. Kıbrıs yavru vatan değil, ana vatandır” dedi.

İSTİKLÂL CADDESİ’NDEKİ PATLAMA

Paneli yöneten Feyzioğlu, toplantı devam ederken gelen İstiklal Caddesi’ndeki patlama haberini katılımcılar ve izleyicilere şu sözlerle duyurdu:

“Sonucunu bilmiyoruz, ama sebebini biliyoruz. Sebebi, Türkiye Güneydoğu’dan, Kıbrıs’tan çekilsindir. Dolayısıyla bu toplantı daha anlamlı olmuştur.”

TÜRK ORDUSU’NUN ADA’DAN ÇIKARTILMASI KIBRIS’IN GİRİT’LEŞMESİDİR

KKTC eski Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti Genel Başkanı ve merhum Rauf Denktaş‘ın oğlu Serdar Denktaş da Kıbrıs 100 yıl İngiliz yönetiminde kaldığı halde Türklüğün hiç kaybolmadığını, dilini, dinini, kimliğini hep koruya geldiğini vurguladıktan sonra geçmişte Kıbrıs’ta yaşananları özetledi. Denktaş, son yıllardaki gelişmelerle ilgili olarak da şu çarpıcı açıklamaları yaptı:

“Son 10 yılda hem Türkiye, hem KKTC tarafında tam bir toplum mühendisliği yaşanıyor. Basın, sosyal medya marifetiyle iki kardeş arasında soğukluk yaratılıyor. Bu da bizi çok üzüyor. Bunun sonucu veya sebebi, önümüze konacak anlaşma metnine ‘evet’ dememizi sağlamaktır. Bunun önüne geçmek zorundaydık. Bizim insanlarımızı uyandıracak bir cimcik yapıyoruz. Gidişat hiç iyi değil. Müzakere masasında öyle bir ekip var ki, sanki 1974’te bir paşa rüya görmüş, hiçbir şey yokken durup dururken Kıbrıs’a gelmiş gibi davranıyorlar. Rum’un dünyaya yaymaya çalıştığı propaganda kendi içimizde de yaşanıyor. Tüm bunlar durup dururken olmadı. Ada’yı Rumlaştırma çabası olmasa, bunlar olur muydu? AB ve Rumlar Ada’yı istiyor, bunun için de Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünü ortadan kaldırmaya, bizi 1960’tan beri koruyan sistemi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Türk Ordusu’nu Ada’dan çıkarmak istiyorlar. Suçlu kompleksiyle masada oturan heyetimiz ‘garantiler gözden geçirilebilir’ diyor. Bu, bugüne kadar asla konuşturmadığımız bir husustur. Mustafa Akıncı ve Anastasiadis her konuda anlaşırsa, Türkiye, ‘hayır ben çekilmem’ diyebilecek mi? O noktaya gelindiğinde bu yapılamayacaktır. Hele de Anadolu’da hassasiyetler azalmışken… Türk Ordusu’nun Ada’dan çıkartılması Kıbrıs’ın Girit’leşmesidir. TSK bizim güvencemizdir. Rumlar şunu söylesin; 1974’ten bugüne kadar Türk Ordusu’nun kendilerine tek bir tehdidi olmuş mudur? Köy köy geziyorum. Herkes Türkiye’nin garantörlüğü devam etsin diyor. Korkum şudur; Anlaşma içinde belki bir garanti sözcüğü geçecek, ama bu bizim Garanti ve İttifak anlaşmalarına uygun olmayacak. Maalesef şu anda birileri şunu yokluyor; Mersin’de bir Kıbrıs Tümeni oluştursak… Zaten yakın mesafe, bir şey olursa müdahale ederiz diyorlar… Çözümden sonra siz bir AB ülkesine müdahale edemezsiniz, ettirmezler, biter. Asker çıktığı gün Girit’leşiriz. Sadece Yunan adasında Türkçe konuşan unsurlar oluruz. Kıbrıs’ı kaybetmek sadece bizim değil, Türkiye’nin de en büyük kaybı olacaktır. Türkiye denizlerle çevrili, ama denize çıkışı olmayan bir ülke haline gelecektir. Ya devletimizi tanırlar ve bundan sonra nasıl yöneteceğimizi konuşuruz ya da Türkiye ile KKTC ekonomik entegrasyona gider. Uyanmalı ve kendimize gelmeliyiz. Vatan eden giderse, yeniden vatan yapacağımız toprağımız kalmayacaktır.”

SİLAHLA YAPAMADIKLARINI MÜZAKEREYLE YAPMAK İSTİYORLAR

Panelin bir diğer konuşmacısı Magosa direnişini gerçekleştiren emekli Albay Yrd. Doç. Oğuz Kalelioğlu’ydu. Gazimağusa direnişini gün gün anlatan Kalelioğlu, “Türkiye bu davasını kaybederse, herşeyini kaybeder. Milli bir davayı kazanmanın birinci şartı halka, aydınlara maledilmesidir. Ne kadar maledersek o kadar kazanırız” dedi.

Feyzioğlu, Kıbrıs Türkü’nün Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlığı sayesinde mutlak bir yok oluştan kurtulduğunu belirtirken, bu mutlak kararlığı göstererek, devlet adamlığını ispatlayan kişinin merhum Bülent Ecevit olduğunu, yeri geldiğinde dünyanın emperyal güçlerine karşı özgüvenle ve dik duran Ecevit’i de rahmet ve minnetle andıklarını söyledikten sonra sözü KKTC Cumhurbaşkanlığı eski Müsteşarı ve Müzakerecisi Mustafa Ergün Olgun’a bıraktı.

Garanti ve İttifak anlaşmaları ile mülkiyet sorunu üzerinde duran Olgun, bunlar ortadan kalktığı veya sulandırıldığı takdirde Doğu Akdeniz’deki dengelerin Türkiye, hatta Batı aleyhine değişeceğine dikkat çekti. Doğu Akdeniz’in jeostratejik önemi nedeniyle tüm büyük devletler ve bölge ülkelerinin rekabet alanı haline geldiğini hatırlatan Olgun şunları söyledi:

“Kıbrıs T.C. Devleti’nin güvenliği açısından stratejik bir konumda bulunmaktadır. Türkiye’nin güvenliği için Ada’nın kimlerin kontrolünde bulunduğu yaşamsal önem taşımaktadır. Akdeniz’i Ege’leştirme veya Ege’yi Akdeniz’e taşıma sözkonusudur Bu kez silah zoruyla elde edemediklerini müzakere yoluyla ve AB desteğiyle yapmaya çalışıyorlar. Geçmişte yapılan anlaşmalarla halledilen mülkiyet konusu çok önemlidir ve giderek karmaşık hale geliyor. Şu anda Baro binasındayız, belki avukatlar sevinecektir, ama bu mesele Kıbrıs’ı davalar cennetine çevirecektir.”

Olgun’un son sözleri üzerine araya giren Feyzioğlu, “Önce vatan” dedi.

Olgun konuşmasını, “Mülkiyet konusu siyasi bir noktadır, ama bireysel ve hukuk zeminine çekmeye çalışıyorlar. Sağlıklı ve stratejik analizlerele ihtiyacımız var. Algı yönetimine daha fazla yatırım yapmalıyız. Bu defa da müzakerelerin başarılı olmaması halinde federasyon çözümünün tartışılmasının bırakılması gerekir, zira artık modası geçti” diyerek tamamladı.

GAZ OYUNU MU OYNANIYOR

Doğu Akdeniz havzasındaki enerji kaynakları konusunda teknik ve bilimsel bir sunum yapan Hacettepe Üniversitesi Mühandislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Hakkı Demirel de konuşmasına, “Oyun bizim dışımızda birilerince belirlenmiş. Bu havzada gerçekten hidrokarbon var mı, potansiyeli nedir? AB bir proje kapsamında Türkiye’nin münhasır ekonomik alanı dahil bölgede Hollanda gemisiyle araştırmalar yaptırıyor. Bir vatandaş olarak soruyorum; Bize sordu mu, kimin adına bu araştırmaları yapıyor?” diyerek başladı.

Detaylı teknik sunumunda, Rum kesiminin güneyinde çok da kayda değer gaz olmadığı, ama Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinde bulunduğu mesajını veren Prof. Demirel, Türkiye’nin bölgeyi terketmesi halinde burnunu dahi Akdeniz’e çıkaramayacağını, bir lagos bile yakalayamayacağımızı vurguladı.

Prof. Demirel’in sunumunun ardından Feyzioğlu, “Teknik konuları anlamadım, ama şunu anladım; Bir senaryo oynanıyor, onlar da gaz yok, bizde var. Kıbrıs’ı bizden istemelerinin sebebi bu dogalgaz yataklarının üzerine çökmek. Demek ki Kıbrıs’ı veren, Türkiye’nin geleceğini verir” yorumunu yaptı.

Panelistlerden Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal da Kıbrıs müzakerelerinin ilk kez gizli yürütüldüğünü, bu arada psikolojik harp unsurlarının alabildiğine kullanıldığını hatırlatarak, bunun sebebini şöyle açıkladı:

“2003-2004’teki tüm psikolojik harekât AB ve zengin olma üzerine kuruluydu. Anladık ki, böyle bir şey yok. Daha önce şapkadan çıkarılan tavşan AB’ydi. AB’nin içinin boş olduğunu gördük. Neden gizli yürütülüyor? Çünkü artık şapkadan çıkarılacak bir tavşan yok. Gaz yatakları olduğu da şüpheli hale geldi. Kendimize şunları sormalıyız; Şu anda biz niye müzakere ediyoruz, neyi müzakere ediyoruz? Bizim artık bu müzakereleri bırakmamız ve bundan sonra ekonomik bütünleşmenin tüm yönleriyle nasıl olacağına kafa yormamız lâzım.”

Türkiye-Kıbrıs ilişkilerinin hukuki çerçevesi hakkında bilgi veren son panelist Ankara Barosu Üyesi ve Doğu Akdeniz yetki alanları uzmanı Av. Tahsin Ulus ise Kıbrıs’ta kadim, asli mülkiyet sahibinin Türkiye olduğunu söyledi. Ulus, “Ana-yavru vatanı bilmem. KKTC’nın varlığı ve bekası, Türkiye’nin varlık ve bekasına paraleldir. Başı dik, güçlü KKTC’nin varlığı önemlidir. Türkiye’de oynanan aynı oyun, barış ve çözüm laflarıyla Kıbrıs’ta teslimiyet dayatılmaktadır” dedi.

Panel Feyzioğlu’nun, “Anladığım tek çözüm şudur; KKTC, Türklerin ana vatanıdır” sözü, panelistlere plaket takdimi ve toplu hatıra fotoğrafı çekilmesiyle tamamlandı.

Odatv

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER