Asikurtlar©

BİR HEYKELİN HİKÂYESİ

BİR HEYKELİN HİKÂYESİ
12 Aralık 2015 - 12:38 'de eklendi ve 4878 kez görüntülendi.

 Genelkurmay Başkanlığının bahçesinde, büyük Türk komutanlarının heykellerinin yer aldığı Ölmezler Yolu vardır. Ölmezler Yolundaki heykeller arasında bir tanesi vardır ki, baktığınız zaman size çok şey anlatır. Hikâyesini bilmeyenler için sıradan bir heykel olsa da, aslında cumhuriyetin ve Türk milletinin namus abidesidir, Org. Mustafa Muğlalı’nın heykeli. 11 Aralık 1951’de hayata gözlerini kapayan Mustafa Muğlalı, cumhuriyet tarihimizin nice hazin ve ibretlik olaylarından biri olan ve tarihe Muğlalı Olayı olarak geçen hadisede, sırf görevini yaptığı için cezalandırılmış bir kahramandır.

 

Vefatının üzerinden altmış yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen, Mustafa Muğlalı Paşamız Türk Devleti ve Türk milleti ile sorunlu çevrelerin zaman zaman hedeflerinden biri olmuştur. Maalesef birçok kimse, Muğlalı Olayını ya bilmemekte ya da Türk düşmanı çevrelerin anlattığı kadarı ile bilmemektedir. Peki gerçekte nedir Muğlalı Olayı? Ne yapmıştır da, Türk ve cumhuriyet düşmanı çevrelerin hedefi olmuştur Org. Mustafa Muğlalı?

İstiklal Harbi’nde tümen komutanı olarak görev yapmış olan Mustafa Muğlalı, 1930’da Menemen’de ayaklanan ve Asteğmen Kubilay ile iki bekçimizi şehit eden yobazların yargılandığı Harp Divanının başkanlığını yapmıştır. Bazı çevrelerin ona olan düşmanlığının temeli de burada atılmıştır. Muğlalı Olayı olarak tarihte yerini alan hadiseler, paşamızın 1943-1945 yılları arasında yaptığı 3. Ordu Komutanlığı sırasında cereyan etmiştir.

İkinci Cihan Harbi Yılları… Savaş sebebiyle dünyada yaşanan ekonomik buhrandan Türkiye’de nasibini almıştır. Ülkemizde yokluklar ve çeşitli sıkıntılar yaşanmaktadır. Birçok yabancı ajan ülkemizde faaliyet göstermekte, bazı devletler lehine casusluk iddiaları ilgi makamlara ulaşmaktadır.

 

Ülkemizin doğusu, tıpkı günümüzde olduğu gibi diğer bölgelerden daha karışık bir haldedir. Bölgede sıkıyönetim uygulaması vardır. Lâkin eşkıyalık, hırsızlık, kaçakçılık gibi hadiseler bir türlü engellenememektedir. Halkın ve bölgenin güvenliği için uğraş veren askerlerimiz, yabancıları için çalışan casus mu yoksa eşkıya mı olduğu belli olmayan gruplar tarafından pusuya düşürülüp şehit edilmekte ve bu gruplar kendilerine kucak açan İran ve Irak’a kaçmaktadır.

 

Bu ülkelerde bir süre saklandıktan sonra, geri dönüp eylemlerine devam etmektedirler. Bu gruplar aynı zamanda, Türkiye’den hayvan çalıp, o dönem fiilen Sovyetlerin kontrolünde olan İran’a götürüp satmaktadır. Tabi Rus ve İran makamlarının himayesi altında. Bu eşkıyaların hem İran hem de Türkiye nüfus kâğıtlarını taşıması, yakalanmalarını biraz daha zorlaştırıyordu.

 

Bölge halkı, bir türlü önlenemeyen bu olaylardan dolayı bezmiş, kendilerini nasıl koruyacaklarını bilmediği için de askere sığınmıştı. Yaşanan bu asayişsizlikler içinden çıkılmayacak bir hâl alınca, tecrübeli ve disiplinli bir asker ve ömrü harp meydanlarında geçmiş olan Orgeneral Mustafa Muğlalı, 3.Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığına getirilir. Paşa, halkın can ve mal güvenliğine kasteden çetelere karşı amansız bir mücadele başlatır.

 

Tabi bu işi yaparken bir takım tedbirler de alır. Siirt’te bulunan gezici jandarma taburunu bölgeye kaydırır, çobanları silahlandırır, gezici ekipler kurar. Eşkıyanın sınır ötesine kaçmasını önlemek için de, birliklere eşkıyayı takip ve gerekirse vur emri verir. 1943 yılında Van’ın Özalp ilçesinin sınır bölgesinde, İran’a kaçmaya çalışan bir eşkıya grubu güvenlik güçlerince sıkıştırılır, çatışma çıkar ve dur emrine uymayan 33 eşkıya bu çatışmada öldürülür. Bu çatışmanın ardından bölgede sükûnet sağlanır.

 

Bölge halkı Muğlalı Paşaya minnettardır. Çünkü bölgeye huzur gelmiştir. İçişleri Bakanlığı, valiliğe ve Jandarma Komutanlığına teşekkür yazıları yazar. Lâkin bu olay, Türklüğün karşısındaki şer cephesinin Mustafa Muğlalı ’ya olan kinini daha da arttır.  20 Aralık 1943’te, Van Cezaevinde yatan İsmail Özay adında bir mahkûm, TBMM’ye dilekçe yazar. Aslında bazı güçler tarafından eline tutuşturulmuştur bu dilekçe. Söz konusu 33 kişinin kaçmadığını, bilerek katledildiğini iddia ederek, olaydan yaralı kurtulup İran’da yaşayan kardeşinin affedilmesini ve olayın araştırılmasını ister.

 

 

Adalet Bakanlığı da Genelkurmay Başkanlığından adli takibin yapılması talebinde bulunur. Ancak dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, buram buram Türkçe kokan bir yanıt verir: “Ordu komutanı o günkü şartların gereğini yapmıştır. Memleketin yüksek menfaati için gerekli tedbirleri almıştır. Görevini yerine getiren bir komutanı mahkemeye veremem. Böyle şey olmaz.” Çakmak Paşa’dan sonraki Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay da aynı tavrı sürdürür.

1946 seçimleri sırasında, bazı art niyetli siyasetçiler bu olayı saptırırlar. Amaç birden fazla zafer kazanmaktır. İkinci Cihan Harbi sırasında yabancı ajanların kaşıdığı Kürtçülük çıbanı oya tahvil edilecek, Atatürk’ün yakın bir silah arkadaşı zor durumda bırakılacak, bilinçaltındaki Atatürk düşmanlığına dayalı aşağılık duygusu tatmin edilecek ve Menemen olayının yargılamasını yapan kahraman bir askeri yargılayarak Menemenin rövanşı alındı mesajı verilecektir. 

 

1946 seçimlerinden sonra meclise giren DP’li vekiller, olayı yeniden gündeme getirirler. İddiaları, çatışmada ölen 33 insanın masum olduğu ve kurşuna dizildiği yönündedir. Konuyla ilgili tartışmalar aylar sürer ve nihayetinde Meclis’te konuyu araştırmak için komisyon kurulur. Lâkin komisyon araştırmayı yaparken ne dönemin olağanüstü şartlarını, o olay sayesinde sağlanan huzur ortamını, 33 eşkıyanın ülkeye zararlarını, Mustafa Muğlalı’nın vatan sevgisini adeta yok sayar. Hiçbir siyasiye, hiçbir bürokrata suç yüklenmez.

 

Tek suçlu Muğlalı Paşa ve iki tane yedek subaydır. Ve mahkemeye çıkarılır, 1947’de emekli olan kahraman Mustafa Muğlalı Paşa. Lakin mahkeme heyeti, 1943 yılının şartlarına, bölgede cereyan eden olayların vahametine, o ortamın düşünce ve gereklerine göre değil, 1948 yılının normal şartlarına göre yargılama yapar. Muğlalı Paşa bütün sorumluluğu üzerine alır ve kimseyi suçlamaz. “Bu subaylara emri ben verdim, onların suçu yoktur. Yaptıklarım suç ise tek suçlu benim” der. Hâkimin “Ya emrinizi yerine getirmeseydiler” sorusuna, “O zaman şakileri kendim vururdum” yanıtını verir.

Mustafa Muğlalı Atatürk’ün silah arkadaşı olmasına rağmen, Reis-i cumhur İsmet İnönü nedendir bilinmez, bu olay karşısında parmağını bile kıpırdatmaz. Mahkeme sonucu ise gerçekten çok hazindir: Ömrünü Türk ordusuna ve Türk Devletine adamış Mustafa Muğlalı Paşa, 33 sözde masum insanı öldürmekten idam cezasına çarptırılır.

 

Cezası sonradan 20 yıl hapse çevrilir. 33 eşkıyaya hak ettiği cezayı veren ve ödüllendirilmesi gereken Mustafa Muğlalı Paşa, siyaset oyunlarının kurbanı olur. Mahkeme tıpkı günümüz kumpaslarında olduğu gibi, eşkıyaların ifadelerini Türk askerinin ifadesine tercih etmiştir. Askeri Yargıtay bu kararı bozar. Tekrar yargılama süreci başlar ama bu sırada kahraman Türk ordusunun kahraman bir neferi olan, bütün ömrünü Türk milletine ve Türk yurduna adamış Mustafa Muğlalı Paşa bu durumu hazmedemez ve kahrından cezaevinde 11 Aralık 1951 tarihinde 70 yaşında vefat eder.

Birkaç yıl öncesine kadar, Türkiye’de Türk gibi düşünen sayılı kurumlardan olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Mustafa Muğlalı Paşa’nın na’şını Devlet Mezarlığına naklettirdi ve kahraman Türk komutanlarının heykellerinin yer aldığı Genelkurmay bahçesindeki Ölmezler Yolu’na O’nun heykelini diktirdi. Peki, aradan geçen bunca zamana rağmen Türklüğün karşısındaki şer ittifakı cephesinde değişen ne var?  Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Amirallere Suikast vs. gibi kumpas davalarında PKK artıklarının, “çakma hahamların”, bir gazeteci müsveddesine sahte belgeler dolu bavul verip haber yaptıranların iftiraları peşinen doğru kabul edilmedi mi? Bu kumpaslar ile, Türk milletine ve onun bağrından çıkmış olan Türk Ordusuna ömrünü vakfetmiş, devletimize ve milletimize çok önemli hizmetlerde bulunmuş nice komutanlarımız cezaevlerinde tutsak edilmedi mi? Kimisi cezaevinin olumsuz şartlarından sağlığını kaybedip, kimisi atılan iftiraların kahrından, kimisi de gururuna yediremeyip intihar ederek hayatını kaybetmedi mi? Ve bu kumpaslar, tıpkı Muğlalı olayında olduğu gibi siyaset kurumunda da gerekli desteği bulmadı mı? Bilinmelidir ki; bu kumpasları kurgulayanlar ve bu kumpasların icrası için siyasi zemin olanlar, dün Mustafa Muğlalı’ya kurulan kumpası kurgulayanlarla aynı cephenin mensuplarıdır. O cephe, Türklüğün karşısında ki şer cephesidir. Mustafa Muğlalı Paşaya rahmetle…

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER