Asikurtlar©

Bir Fidanın İki Dalı!..

Bir Fidanın İki Dalı!..
07 Mart 2016 - 18:30 'de eklendi ve 4026 kez görüntülendi.

Gençler hatırlamazlar, 70’lerin sevilen şarkılarındandı: “İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız…”
Tülay söylerdi, Zerrin Özer’in ablası… Başka da bir şey söylediğini, ben hatırlamıyorum!
İkinci mısrada, olayda bir Hakkı Bulut parmağı olduğunu hissederdiniz: “Sen benimle ben seninle bu hayatı yaşamalıyız…”
Tek kelimeyle anlatılacak bir duyguyu bir cümleye yaymayı ancak Hakkı Bulut başarabilirdi. Yine de bir kere bile okumadığımız halde ezberimize kazınan ender şarkılardandır.
Motivasyonumuzun yüksek olduğu senelerdi… Kurt gibi gezerdik.
Berberde çalan şarkıdan mahallenin ideolojik profilini analiz ettiğimiz, vitrin camlarından arkadaki gölgeleri kestiğimiz, sokak köşelerinden dikkatle döndüğümüz seneler…
“Senelerimizin heba olduğuna” ben inanmam. Çünkü Ülkücünün sadece seneleri değil hayatı milletineadanmıştır.
Nitekim Atsız hoca da “Selam” şiirinde heba olmayı değil, adam olmayı anlatmaktadır.
“Selam sana hücrelerde benzi solan genç!
Selam sana ey yılları heba olan genç!
İstikbalim gitti diye yaslanma sakın!
İstikbalin değil, ruhun Tanrı’ya yakın!
O yalancı istikbale bir perde indir!
Gerçek yarın unutma ki bir gün senindir!”
Ülkücüler sürekli “kutlu bir yarın” için yaşarken elbette müzik de dinlemişlerdir. Top da oynamışlardır. Sevmiş sevilmişlerdir de…
Bazen masadan masaya uzanan kısa bir göz çalımı, bazen de ömürlük bir evlilikle biten kaçamak aşkları da olmuştur onların…
En deli sevdalar, vatan aşkının arasından sekerek kalbi delen bir mermi gibi gelmiştir Ülkücü’ye… Ama Ülkücü istikbalden umudunu hiç kesmemiştir.
Siyasi hareketlerde “moral motivasyon” unsurlarını, propaganda amacıyla söylenmiş umut dolu sözleri “yaşanan gerçeklik”ten ayırt etmek gerekir.
“En az yüzde yirmi” demekle yüzde yirmi olmaz. “Hedefimiz tek başına iktidar” demek, seçim sonuçlarını öngörememek demek değildir.
“Ruhun Tanrı’ya yakın” demekle evliya olunmayacağı gibi “yarınlar bizim” demekle de yarınlar bizim olmaz.
Şair oturup şiirini yazacak, hatip kalkıp konuşmasını yapacak, siyasetçi, yürüyecek, koşacak, yarınları inşa edecektir.
Yarınların inşası için irade, şuur, bilgi, eğitim ve çalışmamecburiyeti vardır.
“Bir fidanın iki dalı” sözü, MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin,geçtiğimiz Cumartesi günkü MHP Siyaset ve Liderlik Okulu’nun 12. Dönem açılışında Zaman gazetesine kayyum atanmasıyla ilgili bir soruya verdiği cevapla gündeme geldi.
Siyaset ve Liderlik Okulu, MHP’ye yine Sayın Devlet Bahçeli’nin kazandırdığı bir kurum… Gençlere, siyaset teorisinin Yüksek Lisans seviyesinde aktarıldığı adeta bir enstitü…
Lider, kurumsal olarak alanı açmış, ondan sonrası gençlerin kabiliyetine ve özverisine kalıyor.
Kayyum meselesine gelince… “Keşke olmasaydı” diye filmi yapılacak konulardan biri de bu kayyum meselesi…
AKP döneminde o kadar çok “keşke olmasaydı” yaşadık ki, dizi filmi yapılsa izlenme rekorları kıracağından hiç şüphemiz yoktur.
Tabii ki “keşke olmasaydı” ama bazı şeylerin “olmaması” için bazı şeylerin hiç olmaması gerekir.
Devlet Bey “bir fidanın iki dalı” derken, muhtemelen gençlere kötü örnek olmamak için kibar bile söylemiştir. Anadolu’da böyle ortak yenilen haltlar için söylenmiş daha ağır sözler de vardır.
Bu iki dal, birbirinin önünü açmak için, gençliğini 11 yılını hapiste geçirmiş MHP’lilere dünyanın en adi kumpasını atmaktan, mahremiyeti videoya çekip, internete atmaktan çekinmemişlerdir.
Kumpası kim attı, hangisi dikizleme yaptı, hangisi erketeye yattı; onu bilemeyiz. Ancak insanların mahremiyetinin ve mesken dokunulmazlığının hükümetin sorumluluğunda olduğunu düşünürsek, suçun yarısı AKP’nin, diğer yarısı cemaatindir.
Nice baharlar gören ve hep birlikte güller açan bu iki daldan hangisinin budanacağını, hangisinin yaşayacağını zaman gösterecektir.
2010 Referandumundaki bu iki dallı”Evet” cephesi, aslında “Yargı ve Emniyet gücüyle Orduyu vurmak”amacıyla hareket eden “kumpas cephesi”ydi.
Fethullah Gülen’i “mezardaki ölüleri” bile oy kullanmaya davet ettiren faktör, askeri kurumların Türk Siyaseti üzerindeki etkinliğiydi.
Bu “iki dal” Gazetecilere aynı anda dokundular, Bilim adamlarına ve yazarlara birlikte dokundular. Subaylara, hukukçulara, siyasetçilere omuz omuza vurdular.
Biri, teröristin gizli tanıklığıylasubay tutukluyor, öbürü “ben bu işin savcısıyım” diyordu.
Biri, generallerikafesliyor; öbürü ona “yılın savcısı” ödülü veriyordu.
Sonra dalın bir ucu, dalı tutan el tarafından büküldü ve bir gece ansızın diğerine dokundu.
Dokununca da kıyamet koptu!
2012’de Zaman’ın “25. Yıl” pastasını kesen Erdoğan, o tarihte 1 milyon tirajını zorlayan gazeteye 30. yılını yaşatmadı.
Yani, fidan o fidan… Dal aynı dal…
Sadece bu bahar vurgun yedi; çiçek açmadı!
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER