SON DAKİKA

KADER MAHKÛMLARINA AF

KÖŞE YAZILARI

CHP nereye?

KÖŞE YAZILARI

Bin Bozkurt!..

Bu haber 01 Aralık 2014 - 21:08 'de eklendi ve 23 kez görüntülendi.

Tunceli denince benim aklıma gelenlerle Ahmet Davutoğlu’nun aklına gelenlerin farklı şeyler olmasını yadırgamıyorum. Çünkü memleketi tanımaya başladığımız yıllarda o, İstanbul Erkek Lisesinde ben Kırşehir Öğretmen Lisesinde okuyorduk.
Eğer okulun erkeği dişisi varsa bizim okul da “Anadolu Erkek Lisesi”ydi. İkimizin okulu da sınavla ve puanlagirilen okullardı.O’nu bilmem ama ben parasız yatılıydım.Ama aramızda önemli bir fark vardı… Ben Lise 1’den itibaren Ülkücüydüm.
Bizim Berlinerpastalı kahvaltılarımız, O’nun devletin tahsis ettiğipansiyona giremedikleri için bir yıl boyunca Sinemadayatıp kalkanabileri yoktu.
Alman kolej disiplini, komünizmin okul duvarlarını aşmasına izin vermediğinden olsa gerek O’nun Bayrak merasiminde Ülkücüleri arkadan silahla taradıktan sonra “Kızıl Harekaaat!.. Devrimciler safa gelsin!” diye bağıran Erdoğan “Hozatlı”ları da hiç olmamıştı.
O’nun hafta sonlarında ve tatillerde evci çıktığı memleketinde haftada bir arkadaşını eli kanlı katillere şehit verdiğini de sanmıyorum.
Yani onun bir Keko”su da olmamıştı.Mustafa’yı, Arif’i, Süleyman’ı, Bekir’i ve daha nicelerinigüpegündüz ensesinden vuran”Dersim sürgünü,SarızlıKeko”su…
Dolayısıyla onun ilk gençlik yılları, “ne oluyor bu Tunceli’ye…Bu kadar Marksistkatil nedenburadan çıkıyor?” diye düşünerek geçmedi. Rekor sayıdakiCHP oyları,sol örgütlerdeki militan oranı ve bölgedekiPKK damarı, Davutoğlu’nun asla ilgisini çekmedi.
Davutoğlu, Tunceli’deki isyan ateşinin, 70’lerde dalga dalga çevreye yayılıp da 1984’te nasıl Eruh ve Şemdinli baskınları olarak karşımıza çıktığını da görmedi.
Onun için Başbakanın Tunceli’ye bakınca gördüğüyle, bizim gördüğümüzünfarklı olmasını yadırgamıyorum. O Tunceli’ye bakınca binlerce oy görüyor olmalı… Biz ise binlerce şehit veevladına doyamamış binlerce ana görüyoruz.
Bizim gündüzleri kavga ettiğimiz adamlar, o günlerde “Pir Sultan Abdal” geceleri düzenlerlerdi.Şeyh Bedreddin’i de ilk onlardan duymuş ve tabiigıcık olmuştuk.Simavna kadısının oğlu, “Yarin yanağından gayrı her şeye ortak olmak”tan bahsediyordu;amabütün Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu,son sınıftaki “Takoz Anşe”yetam pansiyonortaktı!..
Yani,o günün devrimcilerinde “yârin yanağı” konusu da biraz sıkıntılıydı!..Bu işlerin Alevi’si Sünni’si de yoktu ama din “afyon” olupuçunca memleketin çivisi de çıkıyordu. Aynen masanın üstünde “Birinci cıgarası” dururken, göğüs cebinden tek tek Marlboro’nun çıkması gibi…
Devrimciler, basit ve ucuz olan her şeye ortak oluyor,büyük değerlere,dine ve tarihe ise sövüyordu.Devlet malına saldırıyor, karşı koyanı dövüyor, polise taş yağdırıyor, askerekurşun atıyor; sonra da “başından yukarı attım” diyerek romantik devrim kitaplarına kahraman olarak geçiyordu.
Bu devrimcilik işinde “her şey sahte, herkessahtekâr”dı. Tunceli Ovacık nüfusuna kayıtlı”Hogir kod adlıRıza”yla, ders kitaplarındaki Seyit Rıza’nın birbirinden farkı kalmamıştı.
Türkiye’ye ve Tunceli’ye bu tecrübelerin ışığıyla bakmaktan dolayı pişman mıyız? Hayır. Peki geçmişte bunlar yaşandı diye Alevilere ve Tunceli’ye düşman mıyız? Tabii kihayır!
Biz burada Cem Vakfı Başkanı, Prof. İzzettin Doğan hocanın sözlerine itibar ediyoruz:
“Eğer siz Cem Evlerini açmazsanız, Alevi gençlere kendi kültürünü ve inancını doğru öğretmezseniz onları yabancı sol örgütlerin kucağına itmiş olursunuz!”
İlk defa bir Alevi büyüğü, beynimi kurcalayan o milli meseleyle ilgili cesur bir kelâm ediyordu.
Evet, ülkede isyancı fay kırıkları vardı ve devrimciler bu fayları harekete geçirirken işe Tunceli’den, Sivas’tan, Erzincan’dan, Sarız’dan başlamışlardı.
1965’ten itibaren Alevi gençleri, bizimle çatışan eylemci sol fraksiyonların arka bahçesi, fidanlığı, insan kaynağı olmuştu. Böyle olunca da sağdaki Ülkücü gençlerle soldaki Alevi gençler her kavgada karşı karşıya geliyordu.
İşte biz o günden beri üzerimize atılan “Alevi düşmanlığı” çamurunun izlerini silmekle meşguldük. 37 yıl sonra Tunceli’ye gidişimiz bu yüzden önemli, bu yüzden çok anlamlıydı.
Ancak bunu yaparken kimse bizden Mehmetçik katili eşkıyayı affetmemizi beklememeliydi.
Devlet Bey’in 28 Kasım Tunceli ziyareti,Kürtleri PKK’dan kurtarma yönünde olduğu kadar Alevileri, Marksist örgütlerin baskısından kurtarma yönündekikararlılığın dabir göstergesidir.
Ülkücülerin Tunceliyolculuğu, vatan, millet ve devlet aşkıyla,bir bardakkardeş çayı içmekiçinbin kilometre yol giden; ama kardeşleriyle yarenlik etmesi engellenen Bin Bozkurt’un öyküsüdür.

Şükrü Alnıaçık

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.