SON DAKİKA

Evet, Yine Bahçeli…

Gündem Yazıları

Yenikapı Ruhu….

Gündem Yazıları

Batı Trakya 29 OCAK Milli Direniş Günü

Bu haber 30 Ocak 2013 - 10:38 'de eklendi ve 40 kez görüntülendi.

ALPER TUNGA ÜNAL

” Ben bir Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak bir suç ise, burada tekrar ediyorum. Ben bir Türk’üm ve öyle kalacağım. Bu mesajımla Batı Trakya azınlığına sesleniyorum ve Türk olduklarını unutmamalarını söylüyorum, haklarımızı bir gün mutlaka alacağız! ”

Dr. SADIK AHMET

Bu sözler Yunanistan hükümetinin Türklere yönelik yapılan eziyetler sonrasında kahraman Türk, Dr. Sadık Ahmet beyefendi tarafından söylenmiş bir sözdür.

Batı Trakya Türkleri Yunan ırkçıları ile mücadele verir iken içlerinden bir lider doğmuş idi. O İsim Dr. Sadık Ahmet idi.

Dr. Sadık Ahmet;

7 Ocak 1947 yılında, Gümülcine vilayetinin küçük Sirkeli köyünde dünyaya gelen Batı Trakya Türkleri’nin lideri Dr. Sadık Ahmet, ilköğrenimini kendi köyünde, orta ve lise öğrenimini Gümülcine’deki Celal Bayar Lisesinde tamamladı.

1966-67 yılında önce Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine bir yıl sonra da Selanik Üniversitesi Tıp fakültesine giren Sadık Ahmet, 1974 yılında bu fakülteden hekim olarak mezun oldu. Üniversite mezuniyetini, Yunan Ordusunda 34 ay süren piyade erliği izledi.
Hemen ardından da, Orta Yunanistan’da bir yıl mecburi hekimlik hizmetinde bulunarak, 1978 yılında Batı Trakya’ya döndü.

Batı Trakya’ya gelişi ile birlikte; bir yandan Cerrahi ihtisasını yaparken diğer yandan da toplumun sorunları ile yakından ilgilenmeye başladı.

Dr. Sadık Ahmet, 1985 yılında Batı Trakya çapında bir imza kampanyası başlattı. Amacı Batı Trakya Türkleri’nin sorunlarını dünya kamuoyuna duyurmaktı. Yaklaşık 15.000 imza topladığı bir sırada (8 Ağustos 1986) tarihinde tutuklandı.

25 Eylül 1987 tarihinde tek başına Selanik’e giderek, orada toplantı halinde bulunan Demokrasi İnsan Hakları üyelerine toplum sorunlarını ileten bir broşür dağıttı.

1988 yılında kampanyasından ötürü 30 ay hapis cezasına çarptırıldı.
18 Haziran 1989 seçimleri öncesinde milletvekilliği adaylığı iptal edildi.

26 Ocak 1990 tarihinde Batı Trakya Türklerine “TÜRK” diye hitap ettiği için hapis cezasına çarptırıldı ve Selanik Dudullu hapishanesine gönderildi. İki ay hapis yattıktan sonra, hapis cezası paraya çevrildi ve serbest bırakıldı.

8 Nisan 1990 milletvekili seçimlerinde aday oldu ve ikinci kez bağımsız milletvekili seçildi.
Batı Trakya Türklerinin ilk siyasal partisi olan Dostluk, Eşitlik ve Barış (DEB) partisini kurdu. (13 Eylül 1991)

1993 genel seçimlerinde Yunanistan’ın getirdiği kasıtlı seçim barajı dolayısıyla parlamentoya giremedi.
Batı Trakya Türkleri’nin haklarını dünya platformunda ararken bir yandan da Batı Trakya Türkleri’ni iktisaden kalkındırma projeleri üzerinde çalıştı.

Evli ve Levent ile Funda adında iki çocuk babası olan Dr. Sadık Ahmet; Batı Trakya Türk azınlığının haklarının imza altına alındığı Lozan barış antlaşmasının yıldönümü olan 24 Temmuz 1995 günü şüpheli bir trafik kazasında hayata veda etti.

Dr. Sadık Ahmet hayatını Türklüğe adamış idi. Yunan ırkçıları sık sık Türklerin yaşadığı evleri ve iş yerlerini kundaklamış, birçok soydaşımızı alçakça yaralamış ve şehit etmişlerdi.

Tüm bu olaylar yaşanırken Yunanistan sokaklarında birleşen Türkler ; ” Türk’üz, Türk’üz ” diye slogan ata ata Dr. Sadık Ahmet önderliğinde meydanlarda toplandılar, seslerini tüm Yunanistan ve Türk dünyasına duyurdular. Fakat Türkiye yetkilileri tıpkı Kerkük ve Karabağ olaylarında ki gibi sessiz kaldılar.

29 Ocak Direnişinin gelişmeleri şöyle idi. ;

Yunanistan Yargıtay’ı, “Batı Trakya’da Türk yoktur” iddiası ve gerekçesiyle 4 Kasım 1987’de “Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği” ve “Gümülcine (Komotini) Türk Gençler Birliği”nin kapatılması kararını onadı.[1]Türklerse Yargıtay’ın kararını ancak 5 Ocak 1988’de öğrenebildiler. Derneklerin kapatılması ve Türk kimliklerinin inkar edilmesi kadar böylesi bir karardan haberdar edilmelerinin bu denli uzun bir süre alması zaten baskılardan bunalmış olan Batı Trakya Türklerinin tepkilerini arttırdı.
30 Ocak 1988’de Davos’ta gerçekleşecek Özal-Papandreu buluşmasına giden süreçte alınan karara Türkiye görüşmenin aksamaması için tepki gösterememesi, hatta merkezi İstanbul’da bulunan Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği’nin 24 Ocak günü İstanbul-Taksim’de düzenlemek istediği “Yunanistan’ı Protesto Mitingi”ne izin verilmemesi, Yunanistan’daki Türklerde yalnız bırakıldıkları hissini doğurdu ve tepkinin boyutunu da arttırdı.
Azınlık Yüksek Kurulu 25 Ocak’ta toplanarak mücadele kararı aldı. Karara göre “Olayı protesto etmek için bir yürüyüş yapılacak”, “azınlık okulları bir gün süreyle kapatılacak” ve “yetkili tüm devlet mercilerine bu karar telgrafla bildirilecekti”.[2] Yürüyüş, 29 Ocak 1988 günü, Cuma namazından sonra Gümülcine Eski Camii’nden Vilayet Konağı’na kadar yapılacaktı. Kararın amacını basın bildirisi izah etmektedir:[3]
“… Her türlü karar alma yetkisine sahip bu komite 26 Ocak 1988 Salı günü kendi aralarında yaptığı toplantıda aşağıdaki kararları oybirliği ile almıştır:
1- Türklüğümüzü inkâr eden bu kararları, Lozan Antlaşması’na imza eden garantör devletlere bildirmek,
2- Uluslararası demokratik ve insan haklarıyla ilgili kuruluşlara Türk’lüğümüzü yok etmek isteyen idârecilerimizi şikâyet etmek…
3- İslâm ülkeleri temsilcilerine ve kuruluşlarına bugün milliyetimiz yarın dinimize kasteden bu şoven zihniyeti ve kararı duyurmak…
4- 29 Ocak Cuma günü Cuma namazından sonra Gümülcine Eski Camii’nden tüm Batı Trakya Türk’ünün katılacağı bir yürüyüş düzenlemek…
İşbu duyurumuzun Türkülüğümüz adına tüm azınlık basınında yayınlanması ricası ile…
Batı Trakya Türk Azınlığı Yüksek Kurulu Adına
Komite Başkanı Mehmet Emin Aga”
Yunanistan yürüyüşe izin vermedi. Gümülcine radyosunun Yunanca ve Türkçe anonsları yoluyla Türklerin herhangi bir şekilde bir araya gelmesinin yasaklandığı duyuruldu.
Yasağa ve yollara kurulan polis barikatlarına rağmen Yasak Bölge dahil olmak üzere Batı Trakya’nın her tarafından binlerce azınlık mensubu, Gümülcine’ye gelmeye başladı. Kavala’dan polis gücü takviyesi yapıldı, Eski Cami ve Yeni Cami ibadete kapatıldı. Bu arada Gümülcine’ye girebilen ve barikatlar nedeniyle şehrin girişlerinde kalan azınlık mensubunun toplam sayısı 20 bine ulaştı.
Göstericilerin dağılması istendi. Bağımsız milletvekili Ahmet Faikoğlu’nun konuşmasının ardından topluluk dağılmaya başladı. Ancak çatışma ve haksız tutuklamaların haberinin gelmesi ile dağılma, yürüyüşe dönüştü. Yürüyüş de polis şiddetine ve dövülmeye…

29 Ocak Direnişini perçinleyen saldırılar;

29 Ocak gününün Milli Direniş Günü halini almasında, iki yıl sonrasında maruz kalınan saldırıların daha büyük önemi vardır:
Yunanistan’da, Batı Trakya Türklerine dönük baskı ve yıldırma politikaları her alanda sürüyordu. Azınlık Yüksek Kurulu, 29 Ocak 1990’da, yıldönümü olması nedeniyle iki yıl önce yaşanan üzücü olayları, Eski Cami’de düzenlenecek mevlitle anma kararı aldı.
28 Ocak günü azınlığın ileri gelenleri, üst düzey yetkililerle mevlit programı için temas kurmaya çalışırken, Yunanistan’daki yerel radyolar bir Türk’ün tedavi gördüğü hastanede bir Yunan’a saldırdığı haberini verdi. Solakidis isimli Yunan’ın, bir Müslüman’ın saldırısına uğraması haberiyle birlikte Yunanlılar 29 Ocak mevlidini engellemeye çağrılıyorlardı. Gümülcine-Maronia Kilisesi Metropoliti Damaskinos’un da aynı çağrıda bulunduğu kulaktan kulağa yayılmaktaydı ve bu çağrı Yunan fanatikler üzerinde etkili olmuştu.
Yerel basın, 29 Ocak sabahı Solakidis’in öldüğü haberini yaptı. Gerçekte Solakidis ölmemişti ama Yunanların saldırganlaşmasında bu haber “iyi” iş yapmıştı.
8-10 kişilik gruplar halinde toplanan Yunanlar, önce Türklerin kahvehanesine ardından Türklere ait dükkanlara taş ve sopalara saldırdılar. Helsinki Watch, olaya ilişkin raporunda, hiçbir Yunan dükkanının saldırıya uğramadığını kayıt altına almıştır. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı 1990 İnsan Hakları Raporu’nda da saldırılara polisin hiçbir şekilde müdahale etmediği ifade edilmiştir.[4]
Eski Cami’de hazır bulunan cemaat, saldırı haberini alınca Türklerin sığındığı Gümülcine Türk Gençler Birliği binasına gitmek isterler ama caminin çevresini tutan polis onların geçişine izin vermez. Her nasılsa polisin varlığı saldırganları durdurmamıştır. Gümülcine Müftüsü Mehmet Emin Aga ve bağımsız milletvekili Ahmet Faikoğlu ile birlikte civardaki Türkler taş, sopa, bıçak ve demir çubuklarla yaralanmıştır. Helsinki Watch Raporu, saldırganların 1000 kişi kadar olduğunu, 400 kadar azınlık işyerine verilen maddi zararın yarım milyon dolar olduğunu ifade etmektedir

Tüm bu baskılar, saldırılar gerçekleşirken Dr. Sadık Ahmet ve arkadaşları Yunan hükümetine karşı müthiş bir direniş göstermiş, Türk adını göklere çıkarmışlardır. Yunanistan Dr. Sadık Ahmet’i ceza evine koysa da Türkleri yıldırmamış tam aksine daha da bütünleşmesine, birlik olmasına sebebiyet vermiştir. Camilerin, Türk okullarının kapatılmasını sebebiyet veren bu olaylar karşısında Türkiye yine sessizliğini korumuş idi. Sadece Ülkücüler destek olmuş, Batı Trakya’da yaşanan bu elim gelişmeleri Türkiye gündemine taşımıştır.

Günümüzde de bu olayların halen izlerini ve mücadelesini görüyoruz. Balkan topraklarında bulunan soydaşlarımız gurur ile Türk’üm demekten vazgeçmedi, direniş halen sürmekte tıpkı 29 Ocak 1988 yılında olduğu gibi. O ateş halen Batı Trakya Türklüğünün içinde yanıyor, sönmeyecek bir ateş. Türklük ateşi hiç bir zaman sönmeyecek!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.