Asikurtlar©

Başbuğumuzdu O Bizim!

Başbuğumuzdu O Bizim!
05 Nisan 2016 - 18:02 'de eklendi ve 4040 kez görüntülendi.

 

 

Başbuğ Alparslan Türkeş’i 1980’e kadar pek çok mitingde kürsüde gördüm. Kayseri Mitinglerini kaçırmadım. 1977’de Necip Fazıl’ın konuşma yaptığı mitingde de vardım.
Tandoğan’daki 15 Nisan 1978 tarihli meşhur “Uyarı” mitingine de Öğretmen Liseli sürgünler hep beraber gitmiştik.

Ama Başbuğumuzu1985’teki tahliyesine kadar bir baba gibi sevdiğimi, babamdan sonra ilk kez bir adamı bu kadar saydığımı fark etmemiştim.
80’lerin ilk yarısı bizim teşkilatı yaşatmaya çalıştığımız, “Mamak’la yatıp, Sözcü’yle, Hamle’yle,Yeni Düşünce’yle kalktığımız” günlerdi.

“Kavga devri”nin acılı, bir o kadar da gurur veren yıllarının üstünden geçen 5 yıl, terimizi kurutacak kadar uzun bir zaman değildi.
Bazı “sonradan olma” partililer, kendilerinin içeride olmasından Başbuğu sorumlu tutarken, biz
Ocaklılar, Başbuğumuzun içeride oluşundan kendimizi sorumlu tutar hale gelmiştik.
Çok özlemiştik O’nu…
Tarih: 9 Nisan 1985, Başbuğsuz geçen bunaltıcı yılların artık sonundayız. Tahliye haberi erken gelmiş Dışkapı Askeri Mevki Hastanesinin önünde uzun birbekleyiş başlamıştı.
İçeriye giren her arabayı denetlemiş, çıkanı incelemiştik. Bir ara ilerlemiş yaşına rağmen bir medrese kapısı gibi dimdik ayakta duran Osman Bölükbaşı’nın elini öpmüştük.

Sessiz ve sakindik, kimsenin kimseye diyecek bir sözü yoktu. Hatta biz ana kapıda bekleyeduralım; Başbuğ arka kapıdan, Oran’a doğru yola çıkarılmıştı bile…
Artık içimizdeki vuslat heyecanı, merak duygusu, kurtuluş sevinci, nöbet teslimi sorumluluğu, huzura çıkma kaygısı ve en derindeki Başbuğ hasretiyle Oran’a fırladık. 7 yıl önceki Tandoğan’daki yüz binlerden geriye en fazla yüz kişi kalmıştı.

Bu yüzden Bizim Ocak Dergisi’nin nöbet geleneğini sürdüren gençleri, izdihamı önlemekte fazla zorlanmadılar. Sıra dış merdivenden başlıyordu. Salonun iç kısmında Başbuğ tek başına oturmuş, tebrikleri geçmiş olsun dileklerini kabul ediyordu.
Sırada ilerlerken empati kurmaya çalıştım. Acaba Başbuğ, yetiştirdiği Bozkurtların ne kadarını bekliyordu?

“Bozkurtlarım” dediği gençlerin ne kadarı gelmişti, ne kadarı gelecekti?Kafasında tasarladığı yeni mücadeleye kaç kişi katılacaktı?..

Başbuğun aklından bunlar geçiyor olmalıydı. Ülkücülük davası bitmezdi. Bize bunu O söylemişti.
Sonunda O’nu gördüm. “Baba Bozkurt,” Salon’da “yavrularını” bekliyordu. Yüzü her zamankinden beyazdı, sakin ve nurluydu.

Beş dakika sonrasıra bana geldi. Daha eline doğru eğilirken konuşmaya başladım. “Allah sizi başımızdan eksik etmesin efendim.” dedim.
Ses tonumda ve beynimde dertlenme, hasret, şikayet, dua hepsi birbirine karışmıştı. “Teşekkür ederim evladım” dedi. Geri geri, odadan çıktım. Bu görüşme bana yetmişti. Artık başbuğ bizi görmese de son on yılda yaptıklarımızı hiç bilmese de bir hareketimize kızıp çatık kaşlarıyla terbiye etse de hiç dert değildi.
Laf olsun diye böyle söylememiştim. Başımızda olmadığı yıllar, gerçekten de çok sıkıntılı geçmişti.

Başbuğa göre MHP’nin geleceği Ocaklıların yetişmesine bağlıydı. Milliyetçi Hareket ancak toplama, devşirme olmayan, siyasi beklenti hesabı yapmayan, birbirine can emanet etmiş Ülkücülerin elinde büyüyebilir ve layık olduğu yere gelebilirdi.

Ocaklılar yetişiyordu yetişmesine de…Genellikle yalnız ve sahipsizdik. Sistem bize vurdukça:
“Üşürüz, zindan soğuk üşürüz… Hele başım bir çıksın o zaman görüşürüz!..” diyorduk.
Teşkilatın gençlerin eline kaldığı bu yıllarda Devlet Bahçeli ismi, bu tabloyu aydınlatan bir ışık gibi öne çıkmıştı.

Devlet Hoca, kapısına dersten geleni de geri çevirmiyor, dertten geleni de geri çevirmiyordu.Kentten geleni de köyden geleni de ayakta karşılıyor, tek kişilik bir teşkilat gibi dertlere derman arıyordu.

Bir avuç Ocaklıda seminer hazırlayarak, dergi çıkartarak, gezi düzenleyip aidat toplayarak teşkilatı ayakta tutmaya çalışıyordu.
Beytepeliler Sivas yurdunda toplanmıştı. Avukatlar bürosuna tasnif elemanı desteği veren Dil Tarih teşkilatı hala diri ve canlıydı.
Beşevler’de Devlet Bey’in Gazi Akademili öğrencileri 7 otobüslük gezilerle Ülküdaşlığı canlı tutma rekoru kırıyordu.

Başbuğ’un sonkomutu: “Ocaklılar Yetişin” olmuştu. Çünkü ideolojik eğitim ve Ocak terbiyesi olmadan MHP’de siyaset yapılamayacağını çok iyi biliyordu.
Başbuğ’un cenazesine kaloriferi yanmayan bir teşkilat otobüsüyle, su çeken ayakkabılarımla katılmıştım. Dönüşte yolculuğunda acımıza karışan bu sıtmalı yolculuk çilesi, bizim Başbuğumuzdan aldığımız son dersti.
Beni en az on yaş gençleştiren bu son dersinde Başbuğ sanki bize: “Havadan sudan şikâyet etmeden dosdoğru yürümemizi” emrediyordu.
Başbuğumuzdu o bizim…
“Ocaklılar yetişin!” diyordu.
Şükrü Alnıaçık

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER