SON DAKİKA

METAL YORGUNLUĞU?

Gündem Yazıları

BÜYÜK YÜZLEŞME…

Gündem Yazıları

Başbakanın Tantanası!

Bu haber 06 Mart 2014 - 9:30 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.

SUKRU ALNIACIK

Tantanacılık, bir hırsızlık yöntemi… Hepimizin bildiği, gürültü patırtı anlamına gelen “tantana” sözünden geliyor. İçinde biraz sanat, biraz da medeni cesaret var; gündüz gözü yapılıyor.

Tantanacı hırsızlar, kavga ediyormuş gibi gürültü çıkarıp, kurbanın dikkatini dağıttıktan sonra sanatlarını icra ediyorlar.

Tantana, genellikle hırsızlar icraata geçmeden önce yapılıyor. Ancak yüksek kabiliyetli hırsızların, ortağı tarafından ele verildiğinde haklı çıkmak için yaptığı bir “tantanacılık” türü daha var. Ben buna “devrimci tantanacılık” diyorum.

Bu tantanacılık, polise istemediği kadar fazla bilgi verip, emniyeti “hain ortağa” karşı tahrik ederek sisteme yaranma taktiği şeklinde uygulanıyor. Hatta bu tür hırsızlar zamanla polis ajanı haline gelebiliyor.

Konumuz tabii ki adi bir hırsızlık hadisesi değil. Siyasi hırsızlıktan bahsediyoruz. Ortada bir ceplik, tek cüzdanlık “tokatlama”lar değil, devlet hazinesi ve milyar dolarlar var.

Adliye sisteminde “yaptırım” genellikle suça teşebbüsü caydırmak için uygulanan cezalardır. Siyasette ise en önemli yaptırım “kamuoyu” baskısı, en büyük ceza “oy kaybı”dır. Buna bağlı olarak iktidarın kaybedilmesi, siyasi gücün maliyeye olan hâkimiyetini yani kriminal dille söylersek “hırsızla mal arasındaki ilişkiyi” sonlandırır.

Elinin altındaki hazineyi kaybetme tehlikesi, siyasi iktidarı bazen adi hırsızlar gibi tantana yapmaya sevk eder. 17 Aralık itibariyle Başbakan, kamuoyunda darbeci taktiklerden daha güçlü bir referans olarak görülen Fethullah Hoca kasetleri vasıtasıyla “ağır siyasi hırsızlık” suçlamasıyla millete ihbar edilince işte böyle bir tantanacılığa başladı.

Başbakan’ın Denizli’de, Isparta’da, Adıyaman’da, Kırıkkale’de çıktığı her meydanda çıkarttığı anlamsız gürültüler işte böylesine bir tantanadır.

Senelerdir birlikte hareket eden ve bugüne kadar neler yaptılarsa sevabına da vebaline de ortak olan bu iki zanlı, bugünlerde ahlakları elverdiği ölçüde birbirlerini millete ihbar etmekle meşguller.

Cemaat bu konuda daha rahat, ahlaklı ve seviyeli bir yol takip ediyor. Bunun en önemli sebebi, hasılatı “sandıktan çıkarak” toplamayı zorunlu kılan bir siyasi sorumluluğunun olmaması…

Başbakan ise ucunun nereye varacağını bilmediği bu ihbarların kendisini iktidardan edeceğini biliyor. Bu yüzden de ihbarcı ortağını asla affetmiyor. Onu, gözünün yaşına bakmadan satıyor!..

Başbakanın bu işten sıyrılmak için o kadar büyük tantanalara ihtiyacı var ki; ahlakı ayaklar altına almış, suçlu suçsuz bütün mahalleyi olaya karıştırıyor. Hırsızla polisi, katille maktulü harmanlıyor, panik halinde ortağının ifadesini geçersiz kılmak için akıl almaz bir çaba sarf ediyor.

Bu ikiliye senelerdir, “şu pis ilişkiye bir son verin” diyen mahallenin imamını, muhtarını, delikanlısını, kasabını, manavını ihbarcı ortağa yardım ve yataklık etmekle suçluyor.

Başbakan, “yüksek sanatıyla ve eşsiz yaratıcılığıyla” o kadar tantana ediyor ki, sanki siyasetin polisi olan kamuoyu ve hâkimi olan Millet, bıraksanız bu “zavallı saf”ın masum olduğuna inanmaya başlıyor.

Mesela başbakan seçmene, “millet-i hâkime”ye dönüp, “bunlar çete, şöyle üç kâğıtçı, böyle sansar” diyor. Hâkim soruyor: “Madem öyle, bu çeteyle neden bu kadar uzun süre iş tuttun, ortaklık, yol arkadaşlığı yaptın?”

Başbakan, Kırıkkale’de ifade veriyor: “Safmışım, beni de kandırmışlar!..”

Hukukta böyle bir savunma yok!.. Bu gürültülü ön savunma, sadece saflara yapılır. Adı da “tantanacılık”tır.

Siz kavgayı seyrederken birden cüzdanınızın yerinde bir boşluk hissedersiniz ve kafanız yerine geldiğinde bir de bakmışsınız “tantanacılar” kaçıyor!..

Kıssadan hisse… Cevapsız kalmaya mahkûm sorular vardır ve bu yolsuzluk işinin lamı cimi kalmamıştır.

Mesela: Ey Başbakan!.. Hiç tantana etme!.. Cemaatle 12 yıldır ortaksın, yol arkadaşısın. Ortağın tantanasında haklıysa hırsız, ortağın haksızsa devleti yönetemeyecek kadar safsın. Siyasette bunların ikisi de suçtur; yaptırımı da tantana ederek kafasını karıştırmaya çalıştığın sandıktır.

Bu cümleden olarak… 30 Mart, tarihe “Milli Uyanış Günü” olarak geçecektir.

Önümüzdeki yerel seçimler, sadece milli uyanıklığın test edileceği bir tercih günü değil, “siyasi kriminoloji” diliyle, sandık kelepçesini hırsızın bileğine takma günüdür.

Seferberliğimiz bunun içindir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.