Asikurtlar©

Başbakan’a “Milliyetçilik Dersi (Son)”

Başbakan’a “Milliyetçilik Dersi (Son)”
15 Mayıs 2015 - 2:05 'de eklendi ve 4383 kez görüntülendi.

Değerli okurlarım, üçüncüsünü kaleme aldığım ‘Milliyetçilik Dersi’nin oldukça ilgi gördüğünü memnuniyetle ifade ederim. Her satırı insana saygı ve sevgi mesajı içeren yazımın ana kaynağının ‘yaratılanı yaratandan ötürü sevmek’ olduğunu, sevmek üzerine kurgulanan milliyetçiliğin de aynı kaynaktan beslendiğini anlatmaya çalıştım.

Kimseye had bildirme gibi bir niyetim yok. Lakin bu yazının tek muhatabının sadece Başbakan olmadığı açıktır. Bir vesileyle Üç Hilal’in altında olup da, siyasi kimliğinin ne anlama geldiğinin idrakinde olmayanlara da seslendim. “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!”

Nihayetinde bizim milliyetçiliğimiz, sadece maddi hayatta varlığını idame eden ve ete kemiğe bürünmüş bir “millet” algısına sahip değildir. Somut insan topluluğu, arkasındaki soyut dünyayı, insan yığınlarını millet yapan tüm hasletleri ve o manevi hazineyi de görür ve bu “milliyeti” muhafaza etmeye kendini adamış bir idrak şeklinde zuhur eder. Sosyolojik kültürümüzü kuşatır.

Bazılarının aksine Türk milliyetçiliğinde asla bir asimilasyon kurgusu yoktur. Varlık ve kimliğini başkalarının düşmanlığı, hatta varlığı ya da yokluğu üzerine inşa eden bir fikir sistemi değildir. Batı’da ki gibi, inancın yerine başka değerler yerleştirmeye çalışmaz…

Çünkü bizim anladığımız milliyetçilik, insan sevgisiyle eşdeğerdir. Ayrıştırıcı değil; kapsayıcıdır. Ötekileştirici değil; kucaklayıcıdır. Farklılaştırıcı değil; birleştiricidir.

Biz, bir etnisitenin değil; etnik kökenleri farklı olsa da, belli müşterekler etrafında birleşmiş koskoca bir milletin milliyetçiliğine inanıyoruz. Mensubu olduğumuz milleti seviyoruz diye, dünyanın diğer milletlerini hakir görmüyor, farklıyız diye çatışmamız gerekir demiyoruz.

Diğer taraftan, bizim anladığımız milliyetçilik, romantik olduğu kadar realist; insan merkezli olduğu kadar devlet odaklıdır. Geçmişe, kültüre, mukaddesata önem verdiği kadar; bilim ve tekniğe, gelişmeye ve çağın ihtiyaçlarına da önem verir. Bizim anladığımız milliyetçilik, çatışır gibi gözüken her yerli kavram ve kurum arasında bir denge unsurudur.

Coğrafyasında Anadolu kadar Kerkük’ün de, Doğu Türkistan’ın da, Batı Trakya’nın da kokusu vardır. Esir Türk illerinde cefa çeken soydaşı kadar, Çeçenistan’da, Bosna’da, Filistin’de ölen din kardeşleri için de gözyaşı ve dua döker. Soy ve din kardeşi olmasa bile, Afrika’da ve Güney Asya’da açlıktan ölmek üzere olan çocuklara da elini uzatır.

Türk milliyetçiliği, sırtını tarihe dayamış, ama gözlerini geleceğe dikmiş bir Bozkurt’tur. Türk milliyetçiliği, Ergenekon’da dövülen demirdir. Bir Manas nağmesi, bir Dede Korkut hikâyesi ve bir Kutadgu Bilig öğüdüdür.

“Türk milliyetçileri nerede?” diye soranlara da şu cevabı verelim:

Biz, atalar çalgısı kopuzun telinde, Kutaf atının yelesinde, Kubbetu’t Türkî otağının önünde dikilen tuğdayız.

Biz, insanımızın damarında akan kanda, vatan aşkıyla çarpan yüreklerde, yağız delikanlıların bozkurt bakışlarında, gözlerde çakan cesaret ve iman kıvılcımlarındayız.

Biz, çocuklarımızın kulağına fısıldanan ezanda, ninnilerde, güzel yüzlü Ayşe Gelin’in eline yakılan kınada, Semerkant’tan çıkıp Üsküp’te esen kardeşlik rüzgârlarındayız. Hazar’ın “Hürriyet! Hürriyet!” diye çalkalanan kıyılarında, Tanrı Dağı’nın doruğunda açan bir kardelenin Korkut Ata’yı çağrıştıran kokusundayız.

Velhasıl biz, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar “Allah Allah” dediğimiz her yerdeyiz.

 

H. NURCAN YAZICI

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER