Asikurtlar©

BAŞ VERMEYİZ!

BAŞ VERMEYİZ!
04 Şubat 2017 - 18:45 'de eklendi ve 3501 kez görüntülendi.

Bab-ı Ali’nin bazı “mümtaz” şahsiyetlerinin, Evet-Hayır yarışını sulandırmak için türlü hilelere başvurup, kendilerince yarışı kamplaşmaya dönüştürmenin gayreti içerisine girerek yürüttükleri faaliyetlerinin hedefine doğrudan Devlet Bahçeli’yi oturttuklarını görüyoruz.

Devlet Bahçeli ne yaptı da sağdan soldan, ortadan birçok yazar kendisine yönelik akıl almaz iddialarla dolu karalama kampanyaları yürütüyorlar.

15 Temmuz muamması içerisinde ele alıp durduğumuz fiili durum neydi? Söz konusu fiili durum yaslara ve anayasaya aykırı mıydı?  15 Temmuz bilmecesinin hemen ardından yapılan kamuoyu yoklamaları neyi işaret ediyordu? Aslı tehlike TSK içerisindeki bir grup muydu?

Bizler olayların baş gösterdiği günlerde sıcağı sıcağına nelerin farkında olabildik de şimdilerde farkındalık gücümüz artmış olsun. Milletin gündemindeki yegane konu o günlerde milli iradeden başka bir konu değildi. Seçimle işbaşına gelmiş ve sürekli mağduriyet edebiyatı ile işbaşında kalmayı başaran adamlar belki de son mağduriyet oyunu ile toplumun aklını çelmeye çalışıyordu. Millet tarafından seçilmiş olanlar, ne zaman milletin aleyhinde büyük icraatlar yapacaklar, önce kendilerine karşı bir müdahale ortamı yaratıyorlar, sonra da milletin yumuşak dokularına bastırıp milletin desteğini kerhen de olsa alıyorlardı.

Meşhur bazı köşe yazarlarımızın anlayamadığı meselelerin başında da işte bu olay geliyordu. Diyoruz ki; Devlet Bahçeli oyunu bozdu. Bozulan oyun, öyle a’li derecedeki yazar çizer takımımızın dile getirdiği gibi, anayasanın ilk dört maddesini koruma altına almak falan değildi. Anayasanın ilk dört maddesi zaten MHP’nin kırmızı çizgisi idi. Bozulan oyun, sürekli mağdura yatan adamların Anayasada her türlü değişikliği yapabilecek güce kavuşması projesi idi.

Devlet Bahçeli’nin rahatsız olduğu fiili durum, sadece cumhurbaşkanının anayasa suçu işlemesi de değildi. Devlet Bey’in asıl rahatsızlığı mevcut hükümetin ve iktidarın tek başına ülkeyi yönetmesi, yani kötü yönetmesi idi. Öyle kötü yönetiyorlardı ki, varlığımızın temeli olan değerlerin dahi yok olmasına doğru ülkeyi götüren daha güçlü bir tek başına iktidar yürüyüşüydü Devlet Bahçeli’yi rahatsız eden olay.

Bu adamların başımızdan def olup gitmeleri için millete bir fırsat verilmesi gerekiyordu. Millete verilecek fırsat aslında 15 Temmuz kıskacından uzaklaşan milletin düşünmeye başlaması ve gerçekleri daha net görebilmesini sağlayacak zamanı ve zemini ortaya çıkartma zorunluluğunu doğurdu. 15 Temmuz sürecinde halkın gündeminde ekonomik sıkıntılar yoktu. Eğitim alanındaki çöküş hakkında bir tek kelime eden yoktu. Dış politika da gelinen çıkmazların kimse farkında bile değildi. Milletin tek derdi vardı: Aman darbe olmasın!

Milletin hür iradesini ortaya koyması için şartların normalleşmesi ve baskının toplum üzerinden kalkması gerekiyordu. Aksi bir durumda söz konusu yazarların beğenmediklerini ifade ettikleri hükümet, olası bir erken seçimden çok daha güçlü bir şekilde çıkacaktı.

Belli ki Devlet Bey’i hedef tahtasına koyanlar, mevcut durumdan gayet memnunlardı. Demek ki Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan bir şahsın “ülkeyi ben tek başıma yönetirim“, “istediğimi başbakan yapar, istemediğimi görevden alırım“, “bakanları ben belirlerim, vekil listelerini ben yaparım” tarzındaki yönetim anlayışı bu arkadaşların çok hoşlarına gitmişti.

Darbe girişimi sırasında kimsenin bilmediği yerlerde saklanan liderlerin ülkeyi yönetmeye devam etmesinden rahatsızlık duymayan bu yazar çizer takımı elbette oyunları bozan bilge lidere düşmanlık edeceklerdi. Zİra milletimiz doğruları görüp, içine düşürüldüğü kumpası çözüp en iyi ve en doğru kararı verebilecek ortamı Devlet Bahçeli sayesinde buldu.

Bir kısım yazarın Devlet Bahçeli’ye olan husumetlerinin bir başka sebebi de , Devlet Bey’in önde değil, arkada durarak güncel siyasete ve millete yön vermesiydi. Nelson Mandela’nın meşhur söyleminde dile getirdiği gibi: Arkadan önderlik edin… Bırakın diğerleri önde olduklarını sansınlar. Mandela’nın öngördüğü önderlik anlayışı zor zamanlarda devletin ve milletin çıkış yollarını ararken toplumsal hafıza kayıplarına ve kümülatif yaralanmalara yer vermeyecek tarzda bir yaklaşım olduğu için Devlet Bey tarafından da benimsenmişti. Devlet Bey’in derdi şöhret olmak falan değildi. Milleti içine düştüğü bu çukurdan çıkartmak uğruna gölge önderlik yapıyordu. Esasen bu durumun farkına varan ve kalemlerinin ucu veya mürekkebi dışardan beslenen bazı yazar-çizer takımı, doğrudan Devlet bey’i hedef almaya yönleniyordu.

Bazı Medya patronlarının işin içinde olduğunu gene Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından anlıyoruz. Söz konusu medya patronları biat etmiş oldukları statükonun yerle bir olmasının sebebi olarak gördükleri Devlet Bahçeli’ye saldıran kalemlere destek verip, aslında muhalif seslerin itirazı gibi göstermek suretiyle, ülkücü vatandaşın tepkisini doğrudan üstlerine çekmemek adına giriştiği eylemler bir kısa tweet ile nasıl boşa çıktı hep beraber gördük.

Önümüzdeki günler medya alanında üst perdeden yürüyecek olan tartışma ve polemiklere gebe. Milliyetçi kesimin sağduyu ile olaylara yaklaşıp muhalefet ya da değişim adı verdikleri talepleri ötelemek gibi bir gerçekle karşı karşıya oldukları da aşikar. Devir liderin karşısında olmak değil, liderin yanında olma devridir. Başı lider, gövdesi doktrin, kol ve bacakları ise teşkilat olan kutlu davanın mensupları Baş’larını verip, davaya zarar vermekten imtina edecek duyarlılığa sahipler. Bunu tüm medya patronları da en kısa sürede öğreneceklerdir.

 

Abdullah ERGUN

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER