SON DAKİKA

Azrail bile korkutamadı,ama şu anda korkuyor

Bu haber 04 Mart 2014 - 10:47 'de eklendi ve 5 kez görüntülendi.

“Gözü pek yiğit polis arkadaş

 

Bu ocak kutsal bir ocaktır

 

Vatandaşın canı malı namusu

 

Ve huzuru sana emanet edilmiştir

 

Bilgili ve inançlı yüreğine,

 

Sadakatle bağlandığın

 

Teşkilatına amirlerine güven

 

Kanunlara bağlı ol

 

Sen şehitler vermiş bir teşkilatın mensubusun

 

Adalet için ettiğin yemini unutma ”

 

Mesleğini seviyordu.

 

Bu öylesine bir aşktı ki; uğruna ölümü göze alırdı.

 

Azrail ile defalarca dans etti.

 

Vurdu.

 

Vuruldu.

 

Ancak ilkelerinden vazgeçmedi.

 

Dürüstlüğü.

 

Vatan sevgisini.

 

Kanunlara saygıyı.

 

Halkın huzurunu sağlamayı… Şiar edindi.

 

Ömür, değil onuru seçti.

 

Rüşvetin adını dahi anmadı.

 

Sadece bir defa kendisine rüşvet verilmek istendi.

 

Kabaca geri çevirdi.

 

Fakat aylarca gözünü uyku tutmadı.

 

“Nasıl oldu da rüşvet alacağımı düşündüler.

 

Onlara bu cesareti kim verdi? Nasıl bir yanlış yaptım! “diyerek

 

Geceleri kendini, kendi vicdan mahkemelerinde sorguladı.

 

Hâkim oldu.

 

Savcı oldu.

 

Sanık oldu.

 

Sonunda kendini akladı ve karabasanlardan kurtuldu.

 

Uzunca süredir emekli.

 

Ülkenin, yolsuzluk tapeleri ile çalkalanmasını hayretle izliyor.

 

Polisin, görevini yapmaması.

 

Sürekli bir tarafın hizmetine girmesi.

 

Halkın değil, güçlülerin haklarını korumaya çalışması.

 

Şiddeti, öldürecek kadar sever olması.

 

Hırsızları yakalamak değil, korumak için mücadele vermesi.

 

Politize edilmesi.

 

Cesaretinin kırılması.

 

Mesleğe uzun yıllar hizmet eden emniyet müdürünü çok üzüyor.

 

Polisin, sadece iktidar ve birileri adına hizmet veriyor olmasının;

 

Teröristleri.

 

Hırsızları.

 

Uyuşturucu tacirlerini… Mutlu ettiğini düşünerek acı çekiyor.

 

Napolyon’un polis nazırının;

 

“Her şeyi affederim, polisime silah çekeni affetmen” sözünü hatırlatıp,

 

Kürt milletvekillerinin polisi tokatlamasına sessiz kalınmasının büyük hata olduğunu düşünüyor.

 

Polisin elindeki imkânların yasa ile tebliğ ile kararname ile elinden alındığına dikkat çekiyor;

 

“Bir polis bu şartlar altında nasıl görev yapar?.

 

Bir bakan ya da milletvekili için nasıl operasyon izni alabilir.”

 

-Türkiye, yolsuzluklar ülkesi oldu, diyor.

 

Haklı.

 

Ülkenin üzerini kaplayan yolsuzluk bulutları,

 

Çocuklarımızın, gençlerimizin dünyasını kararttı.

 

Bebeler dahi, ayakkabı kutularından çıkan milyon dolarları.

 

Başbakan ile oğlu arasında geçen telefon konuşmalarındaki milyar doları sorguluyor.

 

Emekli olunca, şiire merak saldı.

 

Kendini okumaya verdi.

 

Mesleğin stresi sona erince sigarayı bıraktı.

 

Yeniden başlamış.

 

Neden, diye sorduğumda, güldü:

 

-Nedeni belli değil mi?

 

– inan, bir emniyet müdürü olarak yaşananları görünce bırak sigarayı insan esrar içer.

 

Konu, siyasete ve Uzan ailesine geldi.

 

Bir dokun bin ah dinle örneği, döktü içini:

 

-Günahlarını almışız. Uzan”lar, bugünkü siyasilerin yanında ak kaşık.

 

-Onlar hiç olmazsa baraj kurdular, çimento fabrikaları,

 

-Bankalar, dünyanın en büyükleri arasına giren GSM şirketi kurdular.

 

-On binlerce kişiye işve aş verdiler. Ya şimdikiler;

 

-Çalışan fabrikaları kapattılar,

 

– Ülkenin göz bebeği tesisleri yandaşlarına yok pahasına sattılar.

 

Polisi, askere karşı bir güç olarak kullanmak,

 

örgütlenmek istenmesinin ülke bütünlüğü için çok tehlikeli olduğuna dikkat çekerek;

 

-Polis; milliyetçi polis, cemaatçi polis AK polis. PKK sempatizanı polis, ulusalcı polis, sol görüşlü polis… Diye kendi içinde bölünmesinin ise

 

Endişe verici olduğunu belirtiyor ve;

 

-Korku, hallaç pamuğu gibi atılan polisin, sadece yüreğini değil, zihnini de kanser gibi sarmış, diyor.

 

Bir dönemin efsane emniyet müdürü, ülkenin içinde bulunduğu durumu kısaca bu açıklamalar ile özetliyor.

 

Ne yazık ki, bu doğruları dinleyecek, yanlış uygulamaları durduracak,

 

Yolsuzluk ve soygunlara, kanunun hiçe sayılmasına dur, diyecek hiç kimse ve kurum yok.

 

Asker mi, dediniz.

 

Geçin bir kalem.

 

Bugünkü tablonun tek sorumlusu var, asker.

 

Silivri deki komutanlar, şapkalarını öne alıp (Şapkaları da yok artık), nerede yanlış yaptık, diye bir düşünsünler.

 

Yaptıkları açıklamalar, doğruları değil, içine düştükleri güç durumu yansıtıyor.

 

Neden cesaretli olamadıklarını.

 

Yanlış karşısında neden cesur davranamadıklarını.

 

Kanunsuz operasyonlara neden karşı koyamadıklarını.

 

Genelkurmayın kalbi Kozmik Odaya girmelerine,

 

En gizli dosyaları odadan götürmelerine, nasıl izin verdiklerini.

 

Adları yolsuzlukla anılanları iktidara kimlerin getirdiğini…

 

Hem ülkeyi hem de kendilerini nasıl perişan ettiklerini tekrar tekrar düşünsünler.

Ali ÖNCÜ

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.