Asikurtlar©

AVRUPA’NIN ÇIKARLARI TÜRKİYE’NİNKİNDEN ÜSTÜN DEĞİLDİR

AVRUPA’NIN ÇIKARLARI TÜRKİYE’NİNKİNDEN ÜSTÜN DEĞİLDİR
13 Mayıs 2016 - 9:16 'de eklendi ve 4162 kez görüntülendi.

 

 

Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki vize muamması ayyuka çıktı.
Suriye’de yaşanan iç savaşla birlikte, artış gösteren sığınmacı sorunu Avrupa için kâbusa dönüşmüş, ekonomik krizlerle sarsılan ve birliğin dağılması ihtimalinin arttığı 2015 yılının ardından 2016 Schengen Bölgesi’nin dağılması riskini doğurmuştu.
Almanya ve Yunanistan başta olmak üzere sığınmacı krizi birliğin geneline yayılmış ve Avrupa’nın öncelikli sorunu haline gelmişti.

1 Kasım seçimlerinden yaklaşık olarak 2 hafta önce Türkiye’ye gelen Almanya Başbakanı Angela Merkel,
Davutoğlu ve Erdoğan’la İstanbul’da buluşmuş ve görüşmelerinin ana gündem maddesi sığınmacı sorununa karşı Türkiye ve AB’nin ortak strateji geliştirmeleri olmuştu.
İki taraf 2014 yılında imzalanan “Geri Kabul Anlaşması” gereğince Türk vatandaşlarına AB ülkelerinin uyguladığı vizenin kaldırılması karşılığında, AB’ye giden sığınmacıların Türkiye’ye iadesi konusunda ön anlaşmaya varmış ve Mart 2016’da yapılan zirve ile bu durum mutabakata bağlanmıştı.
Buna göre AB’den gelecek 3+3 milyar avroluk mali yardım ile sığınmacıların Türkiye’de kalması kararlaştırılmış, Türkiye’ye gönderilecek her Suriyeli sığınmacıya karşılık, yine Türkiye’de kamplarda kalan sığınmacılardan bir tanesinin AB’ye gönderilmesi konusunda anlaşılmıştı.

Karşılığında ise AB’nin, Türkiye’ye sunduğu 72 şartın yerine getirilmesi halinde Haziran 2016 sonunda Türk vatandaşlarına vizelerin kaldırılacağı söylenmişti.
Aslına bakarsanız bu anlaşma en başından itibaren Türkiye açısından sorunlu olan pek çok konuyu bünyesinde barındırıyordu.

***

Birincisi AB, üyelik müzakereleri süren Türkiye’ye karşı takındığı ikircikli ve diğer aday ülkelere takınılmamış “koşula bağlı” tutumunu kabul ettirmiş oluyordu.
İkincisi ise Türkiye’nin, AB’nin “toplama kampı” haline gelmesi meselesi gün yüzüne çıkmıştı.
Üçüncüsü ve en sorunlu alan ise Türk Dış Politikasının ve Türkiye’nin Milli Güvenliği’nin “para ile yönlendirilebilinir” olduğu imajı yaratılmıştı.

Dördüncüsü, AB ülkelerinin vatandaşlarının tamamına Türkiye’nin vize serbestisi uygulamasının dâhilinde Kıbrıs Rum Kesimi’nin de yer alması, Türkiye’nin bu ülkeyi tanıması durumunu güdeme getirmiş olmasıydı.
Sorun Suriyeli ve diğer üçüncü ülkelerin vatandaşlarının Avrupa’da yarattığı “sığınmacı krizi” olarak anlamlandırılıyor ancak AB, Türkiye ile hesabı olan ne kadar alan varsa, bir bakıma bunların üzerini son derece başarılı bir şekilde kapayarak Türkiye’ye kabul ettirme şansını doğuruyordu.
Oysa meselenin özü Suriyeli sığınmacılar olsaydı, atılacak makul adımın gereklilikleri başkaydı…

Diğer yandan konunun özünde AB tarafından, Suriye krizinin başladığı andan itibaren, gerek sayısal, gerekse nüfusuna oranla en çok Suriyeliyi topraklarında misafir eden Türkiye’nin üzerindeki yükün alınmasına yönelik elle tutulur, gözle görülür sağlam bir adım atılmamıştı.
Sorunun kaynağı olan, Suriye krizinin bitirilmesine yönelik olarak Türkiye’nin savunduğu tezlere AB’nin somut destek verdiği de ne yazık ki görülemedi.
Mesele gün yüzüne çıktığı yerde, yani Suriye’de çözülmesi gerekirken bu olmamış ve Suriyelilere kendi vatanlarında huzurla yaşayacakları bir netice sunulmamıştır.
Aksine krizin daha da derinleşmesine neden olurcasına PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin, AB ülkeleri tarafından desteklenmesi sürdürülmüş, hatta bu terör örgütünün Avrupa’nın pek çok başkentinde (son olarak Berlin) temsilcilik açmasına müsaade edilmiştir.

***

Şimdi gelinen noktada AKP iktidarı tarafından başarıymışçasına sunulan “vizelerin kaldırılması” balonunun patlamak üzere olmasının asıl nedenleri işte bu denklemler üzerinde yatıyor.
Türkiye terörle mücadele alanında yoğun bir gayret sarf ederken, AB’nin bırakın Türkiye’nin meşru ve haklı olan bu mücadelesine destek vermesini, tersi istikamette olacak tavırla PKK-PYD’ye hem sahada, hem de diplomatik alanda destek vermesi izahı mümkün olmayan bir durumdur.
Diğer yandan vizelerin kaldırılması için şart olarak sunulan 72 kriter arasında “terörle mücadele tanımının değiştirilmesi” bahsinin sunulmuş olması ve bu şartı yerine getirmeme durumunda Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlarına vizelerin kaldırılmayacağının ilan edilmesi, AKP iktidarının Türkiye’ye verdiği zararın görülmesine olanak sağlıyor.
Elbette sorun yalnızca bu kadarla da kalmadı.
AB ve Türkiye arasında bugünlerde “Geri Kabul Anlaşması’nın bozulması” ihtimalini doğuran tartışmalar yaşanıyor.

Tartışmayı başlatan ilk sözler Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schultz’dan gelmiş ve “Biz Erdoğan ile bir anlaşma yapmadık, biz Türkiye Cumhuriyeti ile anlaştık. Biz Davutoğlu’nun başbakanlığındaki Türk hükümeti ile anlaştık. Oldukça ciddi bir ortak” ifadelerini kullanmıştı.
Bu ifadeler Türkiye ile beraber AKP’nin kendi içyapısını ve yönetim anlaşmazlığını hedef alan bir konu olarak değerlendirilmiş, neticesinde olan olmuş, Ahmet Davutoğlu Başbakanlık’tan istifa ettiğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ifadeler karşısında “kiminle anlaşıyorsanız anlaşın, siz yolunuza, biz yolumuza” cevabını vermesinin ise şimdilik Avrupa nazarında karşılık bulduğunu söylemek pek de mümkün görünmüyor.
Bu nedenlerden dolayı Türkiye, milli egemenliğini korumak uğrunda terörizmin iç ve dış tehditlerine karşı verdiği mücadeledeki kararlılığına zarar verecek tüm girişimlere engel olmalı, siyasi kazanım uğruna Türkiye’nin meşru haklarını yok sayacak ve son derece “ucuz karşılığı” olan gelişmelere izin vermeyeceğine dair tutumunu sürdürmelidir.

İsmail Özdemir

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER