Asikurtlar©

Atatürk’ten boşalan o yere ihanetlerinizin anısına ….

Atatürk’ten boşalan o yere ihanetlerinizin anısına ….
24 Aralık 2016 - 12:20 'de eklendi ve 4423 kez görüntülendi.

Rize belediye başkanının cahilce ve hunharca Atatürk heykelini kaldırması gözleri Rize’ye Rizeliler’e çevirdi.

AKP’ye bakıp Rizeliler hakkında genel bir kanıya varmayın, Rizeliler topraklarımızın en güzel insanlarıdır.

Henüz üç dört sene önce iki ayrı tepeye iki ayrı Rize yaylasına çıktık, birinde, yayla yolunda bir nine (yaşlı teyze) kesti önümüzü, elinde Türk bayrağı. Elimize tutuşturdu. ‘Bu bayrağı dutmadan yaylamıza giriş yasaktır’ dedi, güldük, bayrağı elimize alıp yaylaya girdik.

Diğer gün başka bir yaylaya çıkıyoruz, Rize dağları çok diktir uçurum gibi, döne döne yayladayız, yaşlı bir amca arabamızı durdurdu, bizi arabadan indirdi, ‘habule önüme geçin’ diye komut verdi, misafir geldiğimiz yerde hepimiz hizaya girdik. Amca cebinden bir kağıt parçası çıkarttı.

Başladı bir şiir okumaya, kendi yazmış, Atatürk ve cumhuriyetle gururlanan şiirler.

Şiir bitti, ‘şiirimi beğenmeyeni yaylaya sokmam’ dedi, gülüştük, alkışladık.
İşte o yaylaları satmak için daha dün Trabzonspor’un sponsoru Katarlı şeyhi Tayyip Erdoğan helikopteriyle halı tüccarı gibi karla örtülü yemyeşil yaylalarını sundu.

Trabzon’da doğdum büyüdüm ama köyüm Maçka Hacevara (yeni ismi Yeşilyurt)’dır.

Çocukluğum o yaylalarda geçti, ben ağlamayayım da kimler ağlasın.

BİRAZ DA SİZ AĞLAYIN

Bir küçük hikaye anlatayım, biraz da siz ağlayın. İzmir’in kurtuluş yıldönümlerinde belgeselini mutlaka izlemişsiniz, İzmir hükümet konağından Yunan bayrağı indirilir ve Türk subay Türk bayrağını İzmir marşı eşliğinde asar.

İşte o subay yüzbaşı Şerafettin beydir, Zülüfoğulları’ndan Bahriye hanımın oğludur, ve Bahriye hanım, bizim köylü, (o Katar şeyhine sunulan) o yaylaların çocuğu.

Bu toprakları kimler aldı ve şimdi kimler satıyor?

Kimse cahil bir belediye başkanına bakıp Karadenizliler’le vatanseverlik yarıştırmasın.

İşte Rize çayın memleketi ancak Türkiye’nin en kaliteli çayı Giresun Tirebolu’da üretilir, ünlü markası Tirebolu 42.

Ülkemizin bu en ünlü çay markasındaki ‘42’yi merak ettiniz mi?

Hüseyin Avni Bey adlı komutan hiç kimseye sormadan hiç kimse de kendine emir vermeden, kendi başına Kurtuluş Savaşı’nın en zor günlerinde etrafındaki gençleri toplar ve bir alay kurup Sakarya Savaşı’na katılır. Alayının adı: 42. alay’dır.

Şimdi o gönüllü alayın çocuklarının memleketinde en büyük emlakçılar zengin arap sermayesinin eline geçti yaylalarımızı satıyorlar.

Bu toprağı kimler kurtardı şimdi kimler kimlere satıyor?

Yaylalar bir halkın ortak mera yerleridir alınıp satılmaz…

Selçuklular’ın bu topraklara göz dikme sebebi yurtlarına sığmayan sürülerine işte coğrafyaların en bol çiçekli bu yaylaları yüzündendir.

OTURUP KALKIP İNÖNÜ’YE ŞÜKREDECEĞİNE…

Rize dik yamaçları olan ve tarih boyu dışarıya göç veren bir memlekettir. Çay gelmeden önce ‘narenciyesiyle’ meşhur ve her tarafı meyve ağaçlarıyla doluydu. Cumhuriyet’in aklına ilk önce bu meyveleri üretime katmak oldu ve gülünç gelebilir ‘komposta tesisleri’ kuruldu, hatta Hollanda gibi ülkelere kısmen satıldı da, ancak hiç de verimli değildi ve kısa sürede kapatıldı.

Ve sonra Atatürk’ün işareti ve İnönü’nün tavsiyesi ve emriyle Batum milli parkından ‘çay’ getirildi.

Dile kolay çay’ın Rize’ye dikilmesi kırk yıl süren bir savaştır, dile kolay, ziraatçılar projenin inatla yılmadan tam kırk yıl ısrarla peşini sürdü.

Bugün Rize’ye çaydan ortalama üç milyar para girer, seksen yılın sağ muhafazakar hükümetleri Rize’nin karnını doyuracak başka da bir tesis yapamamıştır.

Seksen yılın sağ hükümetleri Rize’ye çay tesisleri dışında başka da hiçbir üretim fabrika girdi katma değer sağlayamamıştır.

Çayla karnını doyuran bir memleket oturup kalkıp İnönü’ye şükredeceğine…

Seksen yılın aralıksız sağ muhafazakar hükümetlerine, bu şehre neden bir katkınız bir sanayiniz olmadı diye eleştireceklerine…

Kalkmışlar İnönü ve Atatürk’e küfrediyorlar.

Gelmiş geçmiş tarihlerin ve tüm coğrafyaların en büyük çevre katliamı Karadeniz Otoyolu Projesi’dir, yirmi yıl sürdü, güzergahında ikibinin üstünde küçük koy ve eğri büğrü yollarıyla eşsiz manzaraların olduğu altı yüz km. düz bir cetvele dönüştürüldü.

Kimsecikler sesini çıkartmadı.

Sahil bitince bu sefer sıra derelere geldi, sadece ülkemizin değil, tüm coğrafyaların en güzel derelerine HES’ler kuruldu, tınlayan olmadı.

Yüzlerce dere kurutulunca, sıra, yaylalara ormanlara geldi.

Okuyucular anlatılmadığı için bilmeyebilir, Fatsa’dan Rize sınırlarına kadar Karadeniz yaylaları eğimleriyle tüm coğrafyaların en güzel en bereketli yaylalarıdır.

İşte bu yaylaların üstünde kolayca peşkeş çekilebilsin villalar yapılabilsin diye ortasından yol geçirdiler. Eğimli arazide yol ister istemez çöker, yolun kendisi, altını üstüne metre hesabı toplayın, yaylaların en güzel yeri ortasından yüz metrelik bir alan.

Bir savaş halinde yaylaların stratejik önemi de çok büyük, uçurumunu gizli geçitlerini sadece yerlilerin bilmesi gerekir, bu yüzden Rus işgalinde Ruslar’ın ilk işi yayla yollarını açmak oldu ve tüm coğrafyaların en acayip uçurumlu ve dik yolunu Çaykara Soğanlı’da yaptılar, yolun resmine dahi korkudan bakamazsınız.

Artık satılacak ne kaldı?

Tabii ki Atatürk’ün heykelini kaldıracak Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in izlerini sileceksin.

Neden? Çünkü, Atatürk heykelini gören herkesin aklına hergün bu toprakların ‘kurtarıcıları’ gelir.

Atatürk heykelini hergün görenler şimdi niye Araplar’a satılıyor demez mi?

Durmayın, Arap şeyhlerinin fotoğraflarını Trabzonspor formasına kazdınız şimdi de yaylalarınıza villalarını kazın.

Durmayın, meydanlarınıza Medine’yi can siparane savunan Fahrettin Paşa’yı İngiliz emriyle arkadan kalleşçe vuranların dükkanlarını açın heykellerini dikin.

Kendilerine emanet edilen Türk Silahlı Kuvvetlerini ve Türk Polisini daha ne istediniz de vermedik diye anahtar teslim bir Mesih delisine teslim etmiş sirk maymunları bunlar.

Bunlar bir milleti millet yapan en büyük değer ‘Kurtuluş Savaşı’nın ne anlama geldiğini nerden bilsin?

Trabzon Belediyesini AKP’liler aldığı ilk günlerde şehrin en gözde caddesine bir sıra plastik palmiyeler sonra da başka bir semte çamaşır mandalı heykeli yaptılar.

Türkiye’de ne kadar Atatürk stadı var sırf ismi yüzünden yıktılar ve sırf ismini değiştirmek için yenisini yaptılar.

Oysa Türkiye’nin en eski en hantal stadı Ankara’daki 19 mayıs stadıydı, hala yerinde, adı Atatürk olmadığı için yıkılıp yenisi yapılmıyor ve şehrin göbeğinde muhteşem bir enkaz gibi duruyor.

ATATÜRK’E KAZMALAR İNDİKÇE KENDİLERİNCE MUTLULUĞUN RESMİNİ YAPIYORLAR

Ve bir piskopat tarihçi bozuntusu, tavuk götüne hurma tıkılmış suratıyla Atatürk heykelinin kaldırılmasını kudurmuşcasına alkışlıyor.

Saçları da uzunmuş, o saçları hangi çağdaş hukuk düzeninde uzatmış, giydiği de takım elbiseymiş, o elbiseleri hangi çağdaş hukuk düzeninde giymiş.

İhanet kin ve cahil konuşmalarını ekranlardan AKP iktidarından aldığı güçle kusuyor, Atatürk’e kazmalar indikçe kendilerince mutluluğun resmini yapıyorlar.

Vatan hainliğinin ihanetin kin nefretin bir resmini çiz deseler, bu kadar başarılı kimse olamaz.

Onbeş yıllık iktidarlarında akla hayale gelmeyen her türlü hırsızlığı yağmayı yaşadık.

Onbeş yıllık iktidarlarında genelkurmay başkanlarını Suud kralının yanında hizaya oturtulduğuna şahit olduk.

Onbeş yıllık iktidarlarında bir genelkurmay başkanını kodese diğerinin yere yatırılıp ellerinin kelepçelendiğine şahit olduk.

Onbeş yıllık iktidarlarında Suud dolarlarıyla silahlı örgütler besleyip müslümanı müslümana kırdırdıklarına şahit olduk.

Onbeş yıllık iktidarlarında vatan hainlerinin her türlüsüyle Fetö, İslamcı piskopat teröristler, PKK, can ciğer kuzu olduklarını gördük, toprak pazarlığı yaptıklarını gördük, on yıllarca sadece bu ülkenin değil, Orta-Doğu’nun ve dünyanın kuyusunu kazdıklarını gördük.

Bu cehalet ve bu ihanet şimdi bizden Kurtuluş Savaşı’nı unutun ve Atatürk’ü tarihten silin diyor, sormak lazım, acaba hangi ‘bayrağa’ güveniyorlar.

Fetö gibi ABD bayrağına mı sarılacaklar yoksa Suud Bayrağı altına mı girecekler.

Bu topraklar üstünde vatana ihanet edenler çok çıkmıştır, ancak hepsi, bu topraklarda doğduklarına bin pişman olmuşlardır.

Bu toprakların çocukları, bu topraklar üstünde Kurtuluş Savaşıyla Türk Bayrağıyla Kurtarıcı Kahramanlarla dalgasını geçenleri her dönem kusmuştur, kovmuştur, tarihten silmiş, hain diye dünyaya rezil kepaze etmiştir.

Bu topraklar üstünde Kurtarıcı Kahramanlarımızı küçük düşürmeye bizlerin cesetleri çiğnenmeden hiç birinizin gücü yetmez.

Cürete bak, Atatürk heykelini gösteri şov yapa yapa kaldırıyor, bu kadar cahile bu kadar ihanete bir ibadet yeri bir hac yeri lazımdı zaten.

Onuru soyluluğu ve gururu hatırlatan her şeyi kaldırmaları, çok manidar doğrusu.

Pisletmediğiniz yer mi kaldı ülkede, soylu kurtarıcıların onurlu adlarını koyacağımız yer mi kaldı ülkede?

ATATÜRK HEYKELİNDEN BOŞALAN O YERE…

Ey Rize belediye başkanı!

Atatürk heykelinden boşalan o yere.

Onbeş yılın pisliklerine bir anıt yakışır doğrusu.

Siz zahmet etmeyin, Atatürk’ten boşalan o yere, şükürsüzlüğünüzün ihanetlerinizin cehaletinizin kokuşmuşluğunuzun anısına, ibreti alem bir heykeli, kuşkunuz olmasın bu toprakların çocukları yapacaktır.

Doğduğu toprağa yediği ekmeğe yabancı düşman askeri gibi davranan herkes, onbeş yılın cehaleti ihaneti kokuşmuşları, süklüm püklüm Suud krallarının etekleri altında, alayınız, toplaşırsınız.

Nihat Genç

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER