SON DAKİKA

Aslında Olmuyor

Bu haber 04 Haziran 2013 - 10:50 'de eklendi ve 17 kez görüntülendi.

MURAT İDE

Pazar günkü yazımda işaret ettiğim nokta ile başlayayım;

-Gezi Parkı’nda bir grup çevreci tarafından başlatılan, ardından Sırrı Süreyya ile “Yetmez ama Evetçi”lerin de bulunduğu 12 kötü adam grubunun çöreklendiği protestolar, gece yarısından sonra kimlik değiştirdi. Çünkü o saatte kadınlar olaya el koydu.

Ancak bu tür toplumsal hareketlerin değişmeyen doğasında vardır; aksiyon grupları (niyetleri çok değişik olabilir) hep kafa uzatır ve aktif oldukları için de kimi zaman inisiyatifi ele geçirir.

Bakın, Perşembe ve Cuma günleri Kürtçe gerilla marşları söyleyen bir grup vitrindeyken, müdahaleden sonra büyüyen olaylarda birçoğu vitrinden indi.. Aslında inmek zorunda kaldı. Çünkü onlar küçük bir grupken, sokağa çıkan çok daha büyük grupların ellerinde Türk bayrakları vardı. Kurumsal kimliklerden uzak ya da bağımsız olarak protestolara dahil olan “Milli hassasiyeti yüksek” topluluklar, o irini, o yaradan attı. O yüzden ifade etmiştim, gecenin 12’sinden itibaren “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ve “Türkiye Türk’tür Türk Kalacak” sloganları büyük topluluklara hakim oldu.

Meselenin bu yanını iyi okuyamazsak, tamamını doğru okuyamayız. Bir nevi ilk düğme meselesi. Zaten bu toplulukların net şekilde ortaya koyduğu bir tavır var. Bakın CHP, Cumartesi günü Kadıköy’de yapacağı mitingi iptal ettikten sonra, Taksim’e gitme kararı aldı. Amaç mitingi Taksim’de yapmaktı. Peki öyle bir şey oldu mu? Hayır. Neden? Çünkü Kılıçdaroğlu Taksim’e geldi gelmesine de, orayı miting alanına çeviremedi.. Nitekim, Kadıköy’den gemilerle gelen kalabalıklar, parti bayraklarını iskelelerde bırakmak zorunda kaldı. Uyarıya gerek kalmadı, işin doğası bunu gerektiriyordu.

Sayın Başbakan da hemen durumdan nemalanmak üzere harekete geçti. CHP’nin Taksim’e çıkma hesabı bulunmaz fırsattı ve “Bakın bu CHP’nin işi” dedi. Evet CHP aktörlerden biriydi ama, Başbakan’ın amacı, kendisine yönelmiş geniş yelpazeli bir tepkiyi marjinelize etmek, kalibresini düşürmek, dolayısıyla etkisini kırmaktı. Ama tutmadı.

OYUN İÇİNDE OYUN

Bu noktada altını çizmemiz gereken bir başka nokta daha var. Başbakan’ın söylem ve tavırları Cuma gününden beri oyun içinde oyun dedirtiyor. Neden mi?

Bakın, Cumartesi günü saat 16 civarında Başbakan’ın emriyle polis Taksim Meydanı’ndan çekildi. Bu toplumsal olaylarda tansiyonu düşürmek adına taktik adımlardan biridir ve doğrudur. Ancak bu talimatı veren Başbakan, aynı dakikalarda katıldığı bir toplantıda yaptığı konuşmada, milyonlarca insanı sokağa döken inadından bir adım geri atmadı. Aksine olaylara neden olan “inadını” artırarak sürdürdü. Şimdi, siz bu iki tavır arasında bir tutarlılık görüyor musunuz? Birinde tansiyonu düşürmeye yönelik bir karar var, diğerinde “taşı sopayı bırakın molotofa geçin” teşviki. Biz zaten sayın Başbakan’dan “SORUMLU DEVLET ADAMLIĞI” beklemiyoruz da, bu denli büyük bir çelişki, yalnızca “TUTARSIZLIK”la da açıklanamaz. İddia ediyorum, Başbakan olayların daha da büyümesi için elinden geleni yaptı, yapmaya da devam ediyor. Ancak hesabı geç yaptığı noktalar var, bu yüzden de hesap tutmuyor.Neden?

1-Az önce ifade ettim, CHP’nin Taksim’e çıkma kararını, “İşte bakın bu iş CHP’nin işi diyerek marjinalize etme ve CHP seçmeni dışındaki büyük toplulukta etkisizleştirme” çabası, o büyük kalabalık mitinge izin vermeyince suya düştü. Nitekim dün yurtdışına gitmeden önce yaptığı açıklamalarda ne dedi Başbakan;

-Bakın CEHAPE Kadıköy’de miting yapacaktı. Ama mitingi iptal edip Taksim’e çıkma kararı aldı. Neden, çünkü onlar organize ediyor.

Elbette CHP’nin bu olaylarda etkisi ve rolü var. Ancak bu etki ve rol, bizzat kalabalıklar tarafından sınırlandırıldı. İşte parti bayrakları bu yüzden iskelelerde bırakıldı.

2-Olayların ilk anlarında, “Ülkücüler (hem de kurumsal olarak) sokakta” imasıyla, özellikle muhafazakar kesimlere mesaj verip, “MHP marjinal gruplarla omuz omuza” algısı yaratmayı planladı. Şimdi burayı çok dikkatli okuyun; BU ALGI TÜRKİYE’NİN MUHAFAZAKAR İNSANLARININ ZİHNİNDE YER BULSAYDI, İKTİDAR BU İŞTEN GÜÇLENEREK ÇIKARDI. Zira, siyasi analizlerin tamamının buluştuğu bir nokta var, iktidar partisi “Muhafazakar” destekle ayakta duruyor. Ve muhafazakar kesimdeki gücünü koruduğu, hatta bu manevrayla artırdığı sürece değmeyin keyfine. Ancak hesap burada da tutmadı. Çünkü MHP lideri çıktı ve “Ülkücüler üzerinden ne hesaplar yapıyorsun? Burada dur” dedi. Üstelik bunu, kendi tabanından bile tepki alabilme pahasına yaptı.(İtiraf edeyim, bu duruşu ilk anda kavrayamayanlardan biriyim) Ancak, kısa süre içinde gördüm ki, günlük kazanımı elinin tersiyle itip, uzun vadeli pozisyon aldı.

3-İşte bu noktada dikkat ediniz, birçok insandan şu sözü duyuyorsunuz;

-Devlet Bahçeli şiddetin ölçüsünü kaçıran polislere destek verdi.

Devlet Bahçeli’nin sözlerinin tamamını değil, bir kısmını alıp yayınlayanlara kulak verdiyseniz, haklısınız, diyecek sözüm yok, çünkü bilgi eksiğiniz var. Sözlerin o kadarı, ancak o kadar algı yaratır. Ancak öncesi ve sonrasında altını çizdiği nokta açık;

-Türk polis teşkilatına emir verdiniz, emir veren olmanıza rağmen, açıklamalarınızla “Dımdızlak” ortada bıraktınız ve sorumluluktan sıyrılmaya çalışıyorsunuz. Vatandaşa bu muameleden doğrudan siyasal iktidarın kendisi sorumludur. Asıl mesaj buydu.

Ve son nokta; Devlet Bahçeli (kurumsal kimlikle) “Bozkurtlar sokağa” deseydi, emin olun bugün tablo çok farklı olurdu. Ancak kaybeden de memleket olurdu. Dikkat buyurun, ” Bozkurt” sokağa indiği için değil, İKTİDARIN HESABI ve TEZGAHI tutacağı için.

**

“TÜRK BAHARI” TEZGAHI

Mevzunun en can alıcı noktalarından biri de Batı basınının ağız birliği; TÜRK BAHARI.. Büyük Türk Milleti; buraya dikkat. Bakın Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da, Suriye’de insanlar protestoları güle oynaya sergilerken, BATI BASINI BÜYÜK ORGANİZASYONLA DÜNYAYA farklı mesajlar veriyordu. Bir başka tarifle HERŞEY BÖYLE BAŞLADI oralarda da.

Bu basit ve sıradan bir hadise değil. Suriye’de yaşadım; Hama kentini ziyaretten dönerken otobüsteki tüm gazetecilerin telefonu çaldı;

-Alo, geçmiş olsun sende bir şey var mı?

Şaşırdık bu soruya, “Ne oldu ki?..” Telefonun karşısındaki herkes aynı şeyi söyledi;

-Ajanslar geçti, Türk gazetecilere saldırı olmuş, 3 ölü varmış, sokaklar yanıyormuş.

Dünyanın en büyük ajansları böyle haberler geçiyormuş. Oysa Hama’da yaprak kıpırdamıyordu ve o ana kadar karşı karşıya kaldığımız tek sıkıntı yorgunluk ve açlıktı.

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? 2 yıl yıl önceki Suriye ile bugünkü Suriye arasındaki farkı görün diye. Bir şey yoktu ama BİRŞEY ÜRETİLDİ ve o bir şey sonunda oldu. İşte bu yüzden, bir gözüm de hep BATI BASINI VE YABANCI AJANSLARIN ÜZERİNDE OLACAK. ÇÜNKÜ ÇOK İYİ BİLİYORUM Kİ SON 10 YILIN BÜYÜK TEZGAHINDA HEP BAŞROLDELER.

**

“BÜYÜK ABİ”, SANA BURADAN EKMEK ÇIKMAZ

Yukarıda verdiğim Suriye örneğini küçümsemeyin. Çok şey saklı içinde. Bakın batı basını ve ajansların adını “ARAP BAHARI” koydukları “KARA KIŞIN” kıvılcımları, hep bölgesel manevralarla atıldı. Çabuk unutuyoruz, hatırlayın Libya’yı, Tunus’u, Mısır’ı, Suriye’yi. Spesifik olaylarla iş bir anda bambaşka noktalara geldi-getirildi. Oralardaki kalkışmalarda en etkili argüman neydi; “DİKTATÖRLERE KARŞI MÜCADELE VE ÖZGÜRLÜK TALEBİ.”

Peki şu ana kadar Türkiye’deki olayların ana argümanı ne; “İKTİDARIN DİKTATORYAL TAVRI VE ÖZGÜRLÜK TALEBİ.”

Bu benzerliği akılda tutup gelelim en can alıcı noktaya;

“Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da, Suriye’de bu taleplerle başlayan barışçıl gösteriler, kim tarafından ve nasıl silahlı mücadeleye ve büyük çatışmalara dönüştürüldü? İTHAL TERÖRİSTLER tarafından. Üstelik bu ülkelerde 3-5 bin El Kaide, El-Nusra ya da bilcümle örgütün militanları, ortalığı savaş alanına çevirdi. Ve “BÜYÜK ABİNİN”, “BAHAR” tezgahının en belirleyici aktörü oldu. Dünyada hiç kimse sordu mu, soruyor mu; “KADEŞİM, BU ÜLKELERDE DIŞARIDAN GELMİŞ MİLİTANLARIN NE İŞİ VAR?” diye. Bal gibi yediriyorlar, yaşamadığı ülkenin diktatöründen çile çeken militan rollerini.

“Eee Murat İde, bunların Türkiye’yle ne ilgisi var?”

Soru tam zamanında geldi. Bakın, Türkiye’ye son bir yılda giriş yapan mülteci sayısı ne? 250 binin üzerinde. Peki bu mülteciler sadece Suriye’den kaçanlar mı? Hayır. Aralarında Suriye’ye savaşmaya gelen ve ne hikmetse bugün Tokat’ta, Erzurum’da, Mersin’de,Edirne’de, Osmaniye’de, Kilis’te, Adana’da,Malatya’da,Amasya’da, Hatay’da,Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Bursa’daki merkezlerde yaşayanlar var. Elbette insani gerekçelerle oralarda olanları ayırıyorum. Ama söyler misiniz, ülkemize geçici olarak gelen sığınmacılar, geri dönüşleri kolay olsun diye neden sınır bölgesinde tutulmaz da Anadolu’nun içlerine yerleştirilir? Sınır kentlerimizde arazi mi yok? Bu bir itham değil, ARAP BAHARI adlı tezgahın yaşandığı ülkelerde de, güle oynaya eylem yapanlar, bir süre sonra kontrol ve başrol ithal teröristlerin yarattığı kaosa geçince ne olduğunu anlayamadı. Mısır hariç. Çünkü orada köklü bir devlet geleneği vardı.

İşte kilit söz bu “DEVLET GELENEĞİ.” Bu noktada Türkiye’nin devlet geleneği, son 10 yılda büyük hasar alsa da ayakta. Dolayısıyla, bunu bilen “BÜYÜK ABİ” diğer ülkelerde 3-5 bin teröristle işi hallederken, Türkiye’ye 250 binin üzerinde yığınak yapıyor. Türkiye’de “SOKAKLAR HÜKÜMET YİYEBİLİR AMA DEVLETİ YİYEMEZ.” Ve zaten iktidarda kim olursa olsun, devlet, varlığını sokağa teslim etmez. Bu gerçeği iyi biliyor olmalı ki oyun kurucu, Türkiye’ye yaptığı yığınak ve testler daha sıkı.

Türkiye’yi birçok ülkeden farklı kılan bir gerçek var; TÜRK MİLLETİ’nin şuuru.. Bu yüzden, diğer ülkelerdeki tezgah birkaç ayda rayına otururken, Türkiye’de tam 11 yıldır sürüyor ve hala rahatlayamadı tezgahın failleri. Cuma ve Cumartesi günü, Türkiye’nin dört bir yanında, gerilla marşlarıyla kalabalıklara sızmaya kalkan fırsatçıları nasıl kustuysa millet, sığınmacı kılıklı militanları da kusar. Hatta kusmakla kalmaz, anasından doğduğuna pişman eder. Bir zamanlar sığınmacı yoktu belki ama, el alemin fikriyatına sığınanlar ve o el alemin işgal kuvvetleri vardı.

Nereden mi biliyorum; Hiç unutmam “1919 Mayıs’ında Samsun’dayız” diye başlarım ve siz de dersiniz ki, “Atma Murat, din kardeşiyiz. 1919’da portakalda vitamin değildin.” İşte yanıldığınız nokta burası, o günkü de bizdik, bugünkü de biziz..

**

SEFERBERLİK TETKİK KURULU

O ki daldık mevzuya, size yoğun gündem arasında unutulan, fark edilmeyen bir gelişmeyi de hatırlatayım. Bakın, Türkiye’de SEFERBERLİK TETKİK KURULU adlı bir yapılanma var. Bu yapı, Özel Harp kuralları ile çalışır ve işgal ya da “Milli Güvenlik”in tehlikeye girdiği zamanlarda, sivillerin “MİLLİ MENFAATLER” çerçevesinde örgütlenmesini sağlar. Bir nevi güvenlik gücünün yedeğidir.. Hani şu askerlik sonrası elinize tutuşturulan “SEFERBERLİK GÖREV BELGESİ” var ya, ordan hatırlayın. Şimdi bu kurulun bölge başkanlıklarından 11’i sessiz sedasız kapatıldı geçen hafta. Zamanlama manidar diyerek derinleştirmeyeceğim mevzuyu, meraklanmayın. Sadece şuna dikkat çekeceğim, başkanlıkların kapatıldığı iller;

-Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Trabzon, Konya, Gaziantep, Amasya, Malatya, Muğla ve Ağrı.

Ve başkanlıkların açık kaldığı iller; İskenderun, Diyarbakır, Van, Kars ve Edirne.

Bu illeri yazın bir yere.. Yanına da ne olduklarını henüz bilmediğimiz mültecilerin bulunduğu illeri yazın.. Sonuna da Gezi Parkı protestolarının en yoğun yaşandığı illeri yazın.. Birebir örtüşme beklemeyin ama “tesadüf” zaten dikkatinizi çekecek..

Benim dediğime bakmayın. Ama siz de tamamen tesadüf derseniz, haklısınız, yapacak bir şey yok; ayı çıkabülüüüğ, daş düşebülüüüğ..

Mustafa Kemal Atatürk’ün sevdiğim sözlerinden biri diyor ki; UFKU GÖRMEK KAFİ DEĞİLDİR. UFKUN ÖTESİNİ DE GÖRMEK GEREKİR. Demem o ki; BİZ EN KÖTÜSÜNÜ DÜŞÜNELİM DE, HAYIRLISI NEYSE O OLSUN.”

**

SELAM OLSUN AMA

Burada amacım, Türkiye’de haklı talepler barındıran protestolara çamur atmak değil. Ama kimse de bana şunu söylemesin; “Yahu kardeşim, eşimle çocuklarımla, doğru bildiğim bir şey için sokağa çıktım. Bu işi niye bu kadar karmaşık bir hesap gibi sunuyorsun.”

Öyle sunmuyorum sayın abim, sayın ablam, ben diyorum ki;

-Zaten kapını çalıp “Hadi sokağa çık” demezler. Şartları öyle bir noktaya getirirler ki, sen kendi iradenle sokağa çıkarsın. Ama birileri “Oldu bu iş” deyip, gülerek izler olanı biteni.

Unutma ki, son 3 yıldır birçok ülkede de kendi iradeleriyle sokağa çıktı insanlar.. Ama sonunda “İSTEMEDİKLERİ” oldu. Dün Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da “Diktatörle savaşıyoruz” diyenler, bugün “Biz ne yaptık?” sorusuna yanıt arıyor.

Haklı taleplerin ve itirazların için meydanda ol tabi ki. Sonuna kadar da kovala bu “BEN YAPTIM OLDU”cuları.. Amaa..

Neyse şöyle bitireyim;

-ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BEKASINA YÖNELMİŞ ÖNCELİKLİ TEHDİT OLDUĞUNU GÖRENLERİN ÇIKARDIKLARI HER SESE SELAM OLSUN.. AMA UNUTMAYALIM, BU SELAM, TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN BEKASI ADINA..

**

BAŞBAKAN NEYİ BAŞARDI?

Bütün bu kaos içinde Başbakan’ı tebrik etmemiz gereken bir konu var.

Başbakanımız, Kurtuluş Savaşı şartlarında bazı camilerimizin kışlaya dönüştürülmesinden hareketle “CAMİLERİ AHIRA ÇEVİRDİLER” diyordu. Hala da diyor. Efendim kendileri Dolmabahçe ‘deki Bezmialem Valide Sultan Camii’nde kılar çoğu zaman Cuma namazını. O camimiz önceki gece sabaha kadar hastane gibiydi. Kapılarını yaralılara açtı. Başbakan’a göre göstericiler “AYYAŞ.” Dolayısıyla zor olanı yaptı ve ayyaşları camii ile buluşturdu. Tebrik bu yüzden.

**

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

Başbakan dün yurtdışına çıkmadan önce yine basın toplantısı yaptı. Ve orada ne oldu biliyor musunuz; “GAZETECİLER SORU SORDU?” Şaka değil yahu, bayağı soru sordular, kulaklarımla duydum. Birkaç soru geldi ama Birsen ALTAYLI’nın soru ve yorumları büyük cesaretti(!)

Sayın Başbakan, artık Başbakanlık muhabirleri bile size soru sorabiliyor.. Korku imparatorluğu sallanıyor.. Tehlikenin farkında mısınız?

**

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Gazeteciliği Fatih ALTAYLI gibi değil, Birsen ALTAYLI gibi yaptığımız zaman..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.