Asikurtlar©

ASIL DARBECİ KİM?

ASIL DARBECİ KİM?
27 Aralık 2016 - 10:03 'de eklendi ve 5306 kez görüntülendi.

Haftalardır devam eden tartışmada sona doğru yaklaşılıyor. Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen Anayasa değişikliği yasa tasarısı bu hafta meclise gelecek. Genel olarak siyasi sorumluluğun Sayın Devlet Bahçeli’ye ait olduğu yönünde oluşan algının arka planında nelerin olduğunu aslında Sayın Bahçeli uzun bir süredir anlatıyor. Yanlış anlaşılmanın verdiği kaygılarla üstüne basa basa anlattığı konuları tefsir etmek ve Bahçeli’nin açıklamalarının önemi üzerine bir kaç kelam etmek gerektiğine inanıyorum.

Hatırlayalım, ne demişti Devlet Bahçeli?

“Fiili durum Anayasa’ya aykırıdır.”

“Siyasi krizin çözümü millet olmalıdır.”

“Getirin meclise anayasa değişiklik tasarısını, meclisten geçerse millete sorulsun ve millet karar versin.”

“Bizim tercihimiz parlamenter sistemdir.”

Hiç kimse bu açıklamaları masaya yatırıp Sayın Bahçeli’nin ne demek istediğini anlamaya çalışmadı. Daima Bahçeli AKP’ye yol açıyor şeklinde yorumlanmaya çalışıldı. Bu açıklamalarla başlayan süreçte, MHP’nin de görüşünü alarak bir anayasa değişiklik tasarısı hazırladı AKP. Görüşmeler başladığında işin adı, “Başkanlık sistemi” idi, gelen metinde “Parti üyesi Cumhurbaşkanlığı” modeli var.

Görüşmeler başladığında, Anayasadan Türk ifadelerinin çıkartılması konuşuluyordu, gelen metinde “Cumhurbaşkanının doğuştan Türk vatandaşı olması” şartı var.

Görüşmeler başladığında Cumhurbaşkanının tamamen sorumsuz olması gündemde idi, gelen metinde “salt çoğunlukla her konuda yargılanabilmesi” var.

İşin başında devletin temel niteliklerini içeren ilk dört madde tartışma konusu idi, gelen metinde “dört madde sapasağlam muhafaza edilmiş”ti.

Peki Sayın Bahçeli her konuşmasında Cumhurbaşkanının anayasa suçu işlediğini söylediği halde Cumhurbaşkanı ve AKP cenahından bu suçlamaya neden hiç cevap verilmedi? Anayasa suçu ne anlama geliyordu?

Bundan önce ‘Darbe’ tanımı üzerine bir kısa hatırlatma yapmak gerek. 15 Temmuz sonrasında bizzat hükümet tarafından hazırlanan darbe broşürlerini kaynak olarak gösterdiğimizde darbelerin anayasal düzene karşı yapıldığı ilkesini görürüz. Darbe ile yazılan çizilen tüm makale ve kitaplarda da gene darbelerin anayasal düzene son vermek, anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacına yönelik yapılan fiili girişimler olduğunu görürüz.

Peki darbenin darbe olması için illa ki asker tarafından mı yapılması gerekir? Hayır! 15 Temmuz’un faili olarak gösterilen Fethullah Gülen, asker falan değil, adam ülkede bile değil. ABD’de yaşayan, darbe sonrasında dahi devletten maaşını alan bir emekli vaiz.

Tüm bu bilgiler ışığında Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamaları netlik kazanıyor. Belki de Sayın Bahçeli, Recep Tayyip Erdoğan’ın darbeci olduğunu anlatıyordu. Bir Cumhurbaşkanı mevcut anayasayı tanımıyorsa bunun başka nasıl bir anlamı olabilir ki? Bir cumhurbaşkanı, kendisine anayasanın çizdiği sınırları bağıra bağıra aşıp, mevcut anayasayı ayakları altına almış olması darbecilik değil de nedir?

Hatırlarsanız, Can Dündar kararını verdiğinde Anayasa Mahkemesini ve kararını tanımadığını açıklamıştı. Demek ki Sayın Bahçeli’nin fiili durum ile Anayasa suçu işleniyor demesinin perde arkasında bir post-modern darbe var. Ya da fiili durum aslında bir Ak-modern darbe olarak siyasi tarihe geçecek.

İşte Sayın Devlet Bahçeli’nin partisini dahi düşünmeden, oy kaygısı taşımadan verdiği bu önemli karar ülkenin maruz kaldığı bir darbeyi önlemek ve def etmek amacı taşıyordu.

Profesyonel bir hamle ile Sayın Bahçeli, darbenin millete sorulmasını sağlamış oldu. Her platformda darbeye canı pahasına karşı çıkan milletin, böyle bir darbeye de geçit vermeyeceğini iyi biliyordu. 15 Temmuz darbesini önleyen yüce milletin Erdoğan’ın darbesini de önleyip def edeceğine olan sonsuz güveni ile, fiili durumu kabullenmek yerine olayın üstüne gitmeyi tercih etmesi esasen milletin darbeden ve darbelerden ebediyen kurtulması için bir yol açmak istemesindendi. Sayın Genel Başkan’ın Liderlik ve Siyaset Okulunun sertifika töreninde, tablonun dehşet ve korkunç boyutta olduğunu belirterek, “Türkiye kan kaybetmektedir, Türk milleti infaz ve ihanet kıskacındadır” dediği gözden kaçırılmamalıdır.

Şayet millet, fiili durumdan ve darbelerden haz alıyorsa, fiili durumun ülkeyi getirdiği uçurumu görmek istemiyorsa Devlet Bahçeli’nin ve MHP’nin yapacağı bir şey yoktur. 40 vekil ile Anayasaya Türk Anayasası kimliği katabilmiş olan MHP, milletin sağduyusuna güvenip, milletin kararına saygılı olacağını ilan etmiştir.

Söz konusu tasarıya muhalefet edenlerin, ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın aday olacağını ve seçimi kazanacağını peşinen kabullenmesi de, ayrıca manidardır. Bu şekilde düşünenlerin mesihçi anlayışa sahip, oturdukları yerden bir kurtarıcı bekleyen güruhtan farkı yoktur.

Dinimiz ve milli kimliğimiz çok çalışmayı emreder. Tembellikle yanı üstüne yatıp gelecek kurtarıcıya bel bağlamayı kökten reddeder. Çalışmayı ve üretmeyi ilke edinmiş kişilerin ortaya konan tasarıdan korkuları olmayacaktır. Millet gereğini yapacaktır. Aksi halde darbe gibi sonuçlara hep beraber katlanacağız.

Abdullah Ergun

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER